Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

Hayatı

Şair (D. 1914, İstanbul – Ö. 15 Ekim 2008, İstanbul). Süvari Yarbayı Hasarı Hüsnü Bey’in oğudur. İlköğrenimini babasının görevi nedeniyle Konya, Kayseri ve Ada­na/Kozan’da, ortaokulu Adana ve Tarsus ortaokullarında okudu. Kuleli Askeri Lisesi’ni (1933) ve Kara Harp Okulu’nu (1935) bitir­dikten sonra piyade subayı olarak orduya katıldı. Doğu Anadolu, Orta Anadolu ve Trakya’nın çeşitli yerlerinde görev yaptı. II. Dünya Savaşı yıllarını Trakya’da bölük komutanı olarak geçirdi. Orduda zorunlu hizmet süresi olan 15 yılı doldurunca, önyüzbaşı rütbesindeyken askerlikten ayrıldı (1950).

Bir yıl Basın Yayın ve Turizm Ge­nel Müdürlüğünde çalıştıktan sonra, Çalışma Bakanlığı İş Müfettiş­liği göreviyle İstanbul’da bulundu (1952-60) ve emekliye ayrıldı. İs­tanbul Aksaray’da Kitap Kitabevi’ni kurdu (Aralık 1959), kitapçılık ve yayıncılık yaptı. Bu arada Türkçe adında aylık bir dergi çıkardı (43 sayı, 1960-64). Horoz başlıklı şiiri nedeniyle hakkında dava açıldı ancak bu dava takipsizlik kararı ile sonuçlandı. 1970’te sahibi bu­lunduğu yayınevini kapattı. Bundan sonra herhangi bir işte çalışmadı.

Dağlarca’nın edebiyata olan ilgisi çok genç yaşlarda başladı; henüz on üç yaşında bir ortaokul öğrencisiyken Yeni Adana gazetesinin öğrenciler arasında açtığı bir hikâye yarışmasında birincilik kazandı (1927). İlk yazısı sayıla­bilecek bu hikâye aynı gazetede yayımlandı. İlk şiiri “Yavaşlayan Ömür’ ise 1933’te İstanbul der­gisinde çıktı. 1934’te Harp Okulu öğrencisi iken Varlık dergisinde ya­yımlamaya başladığı şiirleriyle ede­biyat dünyasında adını duyurmaya başladı. Daha sonra şiirleri İstanbul, Varlık, Kültür Haftası, Aile, Türkçe, Edebiyat Dünyası, Yelken, Papirüs, Militan, Sanat Emeği, Sanat Olayı, Milliyet Sanat, Gösteri, Yücel, İnkı­lapçı Gençlik, Türk Dili, Yeditepe, Yenilik, Kültür Haftası, Çağrı, Dev­rim, Vatan, Ataç, Türk Yurdu, Yön, Devrim ve Cumhuriyet gibi çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlandı. İlk şiir kitabı Havaya Çizilen Dünya (30 Ağustos 1935), Harp Okulunu bitirip subay çıktığı gün yayımlandı. Bu kitaptan önce ise 1934’te Varlık dergilerinde Sandallar, Göçsem, Bu Dağlar, Arkasından adlarını taşıyan dört şiiri yayımlanmıştı. Bu şiirlerde özgün bir buluş ya da özellik olduğu pek söylenemez. Ancak bu şiirler­de, hece ölçüsünü kullanma tekniği yönünden ve seçtiği sözcükler bağ­lamında Faruk Nafiz Çamlıbel’in açık etkisi görülmektedir. Buna rağmen, ilk kitabını oluşturan şiirle­rinde Çamlıbel’in etkisinin giderek azaldığı ve şairin ölçülü, uyaklı, âşık tarzı bir şiir denemesine giriştiği görülmektedir. Buradaki şiiri o yıllarda Varlık dergisinde sıkça görünen Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Hamdi Tanpınar ve bir ölçüde de Ahmet Muhip Dıranas’ın şiirlerinde rastlanılan “ölüm, zaman, rüya, şekil, kâinat” gibi kelimeler ve kavramların öne çıkmaya başladığı söylenebilir. Yine de bu kitapta yer alan şiirlerinin Türk şiirine yeni bir duyarlık ve ses getirdiği genel olarak kabul edilmiştir. Çeşitli konuları işlediği lirik ve epik şiirlerinde geliştirdiği kendine özgü şiir diliyle kendinden sonraki birçok şairi, uzak çağrışımlar bağlamında da olsa etkiledi.

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın şair kişiliğini bulma yolunda büyük bir aşama olduğu kabul edilen ikinci kitabı Çocuk ve Allah (1940) adını taşır. Bu kitapta yer alan çoğu şiiri de 1935-36 yıllarında yazılmıştır. Birçoğu ilk kez Varlık ve özellikle de Kültür Haftası dergilerinde (14 şiir) yayımlandıktan sonra kitaba alınmıştır. Bu şiirlerle ilgili olarak yaygın görüş; yirmili yaşlarındaki çok genç bir şairin kendi şiir dün­yasını kurmaya yönelik çabalarının övgüye değer olduğudur. Bu kitap, dil ve yapı bütünlüğü bakımından Türk edebiyatının önemli eserle­rindendir. Ancak bu kitabındaki şiirlerinde, kaynağı özellikle Necip Fazıl Kısakürek ile Ahmet Hamdi Tanpınar’a dayanan şiirsel etki ile metafizik, ruh ve sezgi konularının tartışıldığı Ağaç ve Kültür Haftası dergisi çevresinde yer alan Peyami Safa ve Mustafa Şekip Tunç gibi yazarların düşünsel etkisi olduğu söylenebilir. Çünkü Dağlarca’nın Çocuk ve Allah kitabında yer alan ve Kültür Haftası dergisinde de yayımlanmış olan şiirlerinde sıkça karşılaşılan “sükûn, ruh, günah, ebediyet, ayna, ruh, Allah” gibi kavramlar ve bazı tamlamalar, daha önce Necip Fazıl Kısakürek ile Ahmet Hamdi Tanpınar’ın şiir­lerinde de görülmektedir. Kitapta yer alan diğer şiirlerde, genç şai­rin Necip Fazıl Kısakürek’in sözcükleriyle düşünerek, şiirini Ahmet Hamdi Tanpınar’ın tamlamaları ile zenginleştirmeye çalıştığı görülür. Kimi eleştirmenlerce Dağlarca’nın şiirinin üç devre geçirdiği belirtilmek­tedir: “Sezgisel dönem” (1935-45), “geçiş dönemi” (1945-55) ve bugüne uzanan “akılcı dönem.” Şükran Kurdakul ise, Fazıl Hüsnü’nün değişik dönemlerinde şiirine kaynak olan duyarlıkların üç yönde geliştiğini belirtmektedir: Birincisi, tek olarak in­sanın evren karşısındaki şaşkınlığını, yalnızlığını, korkularını ölüm gerçeği­ne karşın yaşarken duyduğu bunalımları, doğasal görkemin yansımalarını işlemeye çalıştığı daha çok içe dönük şiirler; ikincisi, insanın doğa ve aykırı toplum güçleri, kurulu düzenin görünen, görünmeyen yasaları içinde günlük yaşamlarını saran sıkıntı ve acıları, yoksulluk ve yoksunlukları, buhran ve patlamaları işlediği dışa açık, toplumsal şiirler; üçüncüsü ise destanlar ve çocuk şiirleri.

Daha (1943), Çakırın Destanı (1955), Aç Yazı (1951) ve Asû’daki şiirlerinde genel görünüşleriy­le insan-doğa, insan-evren ilgileri­nin ağır bastığı temalar işlenmekte­dir. Daha’da doğayla birlikte topra­ğın üzerinde yaşayanlar, yaşanan dönemin yanı sıra geçmiş zaman da şiire girmeye başlamıştır. Kişi, doğa ve evren karşısında yine “meçhul”ün baskısını duymakta­dır. Doğa, dağ, yeşil, kuş, karınca, ağaç, evren, gök, yıldız, sonsuzluk, insan halleri çoğu defa yine rüya ve uyku sözcükleri ile karşılanır. Bu anlamda Çocuk ve Allah’ta karşılaşılan sözcükler ve tanımlar Daha’da yine temel öğeler halinde görülmektedir.

Çakırın Destanı’nda yaklaşık olarak her yedi sekiz dizeden birin­de ağaç, rüya, gece, uyku, ölüm, dağ, kuş ve yıldız sözcüklerinden birinin bulunması rastlantı değildir. Kendisinin de “Ağaçlar, dağlar, de­nizler / Yani her gün yazdıklarım” diye nitelediği ortamdan çıktığı ya da bu öğelere asıl araç gözüyle bakmadığı yerde, şiir, imgelerle zenginleşmektedir.

Asû’da “ölüm, ölüm düşünce­si, korkusu, ölüler, ölümden sonra yok olmayı sindirememek, Tanrı’ya sığınmak zorunluluğu” birbiriyle iç içe girmiş temalar halinde görün­mektedir. Asû’yu oluşturan şiirler­ de “zaman” gece, çağ, vakit, gün; “uzay” evren, uzaklık, boşluklar, sonrasızlık; “ölüm” varlık, uyku; “doğa” yeşil, yeşillik, dağ, kuş, ağaç sözcükleriyle anlatılır. Diğer şiirlerinde de büyük oranda rast­lanan sözcüklerdir bunlar. Bu an­lamda Asû’da şairin alışılmış şiirleri ile yenileri yan yanadır. Bu kitapta yer alan Merihliye Sesleniş, Asû, Asû’nun Oğlu gibi şiirleri alışılmışın dışında, özgün ve etkili şiirlerdir.

Dağlarca’nın Toprak Ana (1950), Aç Yazı (1951), Dışar­dan Gazel (1965), Yeryağ (1965), Kazmalama (1965) kitaplarında insan-toplum, insan-doğa ilişkileri­ne dayanan temalar işlenmektedir. İnsanların acıları, yalnız bırakılmışlıkları, yoksullukları daha çok sap­tama düzeyinde girer şiirlerine. So­yut sözcükleri hemen hemen terk eder, halkın dilini aramayı amaçlar. Köy insanının yaşamını, o yörenin insanlarının kullandığı sözcüklere başvurarak yerel anlatımlarla zen­ginleştirmeye çabalar. Bu dönem şiirlerinde genel olarak söyleyiş olanaklarını zenginleştirmek için folklora başvurduğu söylenemez; şairin halkın dilini kullanma çabala­rına karşın, geleneksel halk biçimi şiirlerinden yalnızca türküye yak­laştığı görülmektedir… 1960’lara kadar “saptama gerçekçiliği” dü­zeyindeki şiirine hikâye etme tekniği egemendir. Özellikle Toprak Ana’da sıkça gözlemlenebilen bir tutumdur bu. Şair, dizedeki değişik ses olanaklarını deneyerek, çizim­ler yaparak, çevre tasvirlerine özen göstererek konusunun zorunlu kıldığı ayrıntılarla şiir öğeleri ara­sındaki uyumu yitirme tehlikesini önlemeye çalışır. Bunu başardığı yerde yeni bir toplumsal şiirin yet­kin, unutulmaz örneklerine ulaşır.

Aç Yazı’daysa bireysel dü­şünce ve duyarlıkların toplumsal düzeye çıkması daha değişiktir. Toplumsal olaylardan, sorunlardan çok, kişisel duyarlıklar yol verir şiir­lere. Tekilden çoğula doğru gelişen şiirler ile bireysel durumları yansı­tanlar kesin çizgilerle ayrılmaz. Etkisini içerik-biçim bütünlüğün­den alan, evrenselin uğultusunun duyulduğu çok sesli şiirlerin yanında, gücü yine uyaklara ve alışılmış Dağlarca sözcüklerine dayanan şiirler de bulunmaktadır.

Dağlarca, 1960’lardan sonraki şiirlerinde ise ülkede ve dünyada yaşanan toplumsal değişime pa­ralel olarak, iç ve dış sorunlara daha duyarlı, ulusal çıkarlara sahip çıkma bilincinin geliştirildiği, sömü­rüye ve ezilen halkların mücadele­sine yakınlık duyan ve emperyalist baskıya karşı çıkan şiirler kale­me almıştır. Vietnam Savaşımız adlı kitabında ise savaşan Vietnam halkına duyduğu yakınlığı dile getirir. Bu dönemde ülkeyi ve hatta dünyayı ilgilendiren her türlü toplumsal olay şiirlerine girer. Gün­cel yurt ve dünya sorunları karşı­sındaki tepkilerini yansıtan bu şiir­lerinde, Kıbrıs olaylarından ulusal petrol sorununa, seçim ve grevle­re kadar değişik konuları işlerken, küçük bürokratlardan Almanya’ya göç eden emekçilere kadar geniş bir kesimdeki insanların şiirini ya­zar. Aylam / Uzay Çağında Olmak (1962) kitabında, dünyada görülen uzay çalışmalarının, insanın yeni dünyalar aramasının verdiği he­yecanı, kendince oluşturduğu bir “uzay dilinin” yabansı sözcükleriyle anlatmayı tercih eder.

Dağlarca’nın başka bir özelliği de destan şiirini yeniden gündeme getirmesidir. Kurtuluş Savaşı kahra­manlarını ve elbette Mustafa Kemal’i eylemi içinde şiirleştirerek değer­lendirmesi, topluma uzanan gür bir sesin yankısını sağlamasıdır. Bir toplumu ulus yapan bütün acıların yaşıyla zaferlerinin sevincine şiiri­nin kanatlarıyla konar (R. Mutluay). Önce “Çakırın Destanı (1946) ve Üç Şehitler Destanı’nda (1949)” Kurtuluş Savaşı konusuna bağlı temaları işle­yen şair, daha sonra İstiklal Savaşı / Samsun’dan Ankara’ya (1951), İs­tiklal Savaşı / İnönüler (1951), Yedi Memetler (1964), 19 Mayıs Destanı (1969), Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1973) gibi kitaplarında aynı konu­yu tarihsel gelişimi içinde ele alarak, başlangıç ve zafer arasındaki önemli olaylar, savaşlar çizgisi düzeyinde sürdürmüştür. Mustafa Kemal’in kongreler evresindeki girişimleri, ör­gütlenme aşaması, İnönü ve Sakar­ya savaşları, cepheler, cephe gerisi, askerler, savaşa gönüllü olarak ka­tılan vatanseverler, genellikle özerk parçalar halinde görünen şiirlerle verilmek istenmiştir. Olayları ve ta­rihsel bilgileri sergileme kaygısının ağır bastığı kesimlerde, savaşan in­sanın varlığını belirleyecek bölümle­rin zayıflığı ve bazen de bu anlamda yapaylığı destanın özünü de yaralar. Bu nedenle ne kadar geniş olursa olsun, parça-bütün birlikteliği için gereken bağlamların zayıflığı, özerk parçalarda şairin başka ürünlerinde de sık rastlanan buluşlar, deyişler, benzetmeler, sözcükler, destanları oluşturan parçaların ortak özellikleri gibi görünür.

Dağlarca’nın önemli bir özel­liği de, şiirlerinde çocuğu en çok konu edinen şair ve çocuklar için çok sayıda şiir yazmış olmasıdır. “Çocuklarda” dizisi olarak yayım­lanmış yirmiden fazla kitabı bulun­maktadır. Bu şiirlerinde yıldızları, kuşları, okulu, doğayı, ama asıl olarak hiçbir şeye indirgenemeyecek sonsuz bir evreni anlatır. Bu şiirlerinde çocuklar arası bir dünyanın içtenliğini yansıtmaya çalışmıştır.

Fazıl Hüsnü Dağlarca, yaşadı­ğı dönemde yurtta ve dünyada olup bitenleri izlemiş, şiirle “tarihsiz bir dünya tarihi” tutmuştur denilebilir. Cumhuriyet dönemi Türk edebiya­tının en verimli şairlerinden biri olan Dağlarca’nın bir özelliği de şair/birey olarak bütün yaşamını şiire adaması, kendisini anlatmak için başka hiçbir türe atlamayışı, şiir dı­şında bir yol düşünmeyişidir. Başka sanatçıların başka türlerde yapmayı yeğledikleri birçok çalışmayı o hep şiirinde yapmayı istemiştir. Böylece zayıf ürünlerle dolu dönemler de ya­şar, ama vazgeçilmez ısrar ve biri­kimiyle düzeyini aşar. Düş gücüyle kendine özgü alegoriler, semboller yaratır, tasarılar atar ortaya. Ama ayağı hep yurdunun, insanlığın yaşadığı ortamın toprağındadır. Dağlarca’nın şiirleri pek çok dile çevrilmiş, ayrıca Alman Türkolog Giselle Kraft tarafından şair üzeri­ne Dağlarca’da Hayvan Sembolü adlı bir doktora tezi hazırlanmıştır.

Çakırın Destanı kitabında yer alan bir şiiri ile 1946 CHP Şiir Yarışması’nda üçüncülük ödülünü, Asû ile 1956 Yeditepe Şiir Arma­ğanı’nı, Deli Böcek ile 1958 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü’nü, 1966 Türkiye Milli Talebe Federasyonu Turan Emeksiz Armağanı’nı, 1973 Arkın Çocuk Edebiyatı Yarışması Üstün Onur Ödülü’nü, 1974 Struga/Yugoslavya 13. Şiir Festivali Altın Çelenk Ödülü’nü, Milliyet Sanat dergisinin 1974 Yılın Sa­natçısı Ödülü’nü, Horoz kitabıyla 1977 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü’nü, Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü Altın Madalyası’nı ve Türkiye Yazarlar Sendikası Onur Madalyası’nı aldı. 1967’de Interna­tional Poetry Forum / Uluslararası Şiir Forumu (Pittsburg / Amerika) tarafından “Yaşayan En İyi Türk Şairi” ve TÜYAP 1987 İstanbul Ki­tap Fuarı Onur Yazarı seçildi.

Eserleri

Şiir

  • Havaya Çizilen Dünya (1935)
  • Çocuk ve Allah (1940)
  • Daha (1943)
  • Çakırın Destanı (1945)
  • Taş Devri (1945)
  • Üç Şehitler Destanı (1949)
  • Toprak Ana (1950)
  • Aç Yazı (1950)
  • İstiklal Savaşı-Samsun’dan Ankara’ya (1951)
  • İstiklal Savaşı-İnönüler( 1951)
  • Sivaslı Karınca (1951)
  • İstanbul Fetih Destanı (1953)
  • Anıt­kabir (1953)
  • Asû (1955)
  • Delice Böcek (1957)
  • Batı Acısı (1958)
  • Mevlâna’da Olmak: Gezi (1958)
  • Hoo’lar (1960)
  • Özgürlük Alanı (1960)
  • Cezayir Türküsü (Fransızca, İngilizce, Arapça çevirileriyle, 1961)
  • Aylam (1962)
  • Türk Olmak (1963)
  • Yedi Memetler (1964)
  • Çanakkale Destanı (1965)
  • Dışardan Gazel (1965)
  • Kazmalama (1965)
  • Yeryağ (1965)
  • Vietnam Savaşımız (İngilizce çevirisiyle 1966)
  • Kubilay Destanı (1968)
  • Haydi (1968)
  • 19 Mayıs Destanı (1969)
  • Vietnam Körü (destan oyun, 1970)
  • Hiroşima: Atom Bombasının 25. Yılı (Fransızca, İn­gilizce çevirileriyle, 1970)
  • Malazgirt Ululaması: 26 Ağustos 1071-1971 (1971)
  • Kınalı Kuzu Ağıdı (1972)
  • Ba­ğımsızlık Savaşı (1973)
  • Gazi Mus­tafa Kemal Atatürk (1973)
  • Horoz (1977)
  • Hollandalı Dörtlükler (1977)
  • Çukurova Koçaklaması (1979)
  • Çıp­lak (1981)
  • Kaçan Uykular Ülkesin­de (1981)
  • Yunus Emre’de Olmak (1981)
  • Nötron Bombası (1981)
  • İlk Yapıtla 50 Yıl Sonrakiler (1985)
  • Dişiboy (1985)
  • Takma Yaşamalar Çağı (1986)
  • Uzaklarla Giyinmek (1990)
  • Dildeki Bilgisayar (1992)
  • Gazi Mustafa Kemal – Eylemlerde – 10 Kasımlarda (1998)
  • O’1923 Tapınağa Asılmış Gövdeler (1998)
  • Seviştilerken (1999)
  • İmin Yürüyüşü/Biçimlerle Soyunmak (1999)
  • Öte­kinde Olmak (2000)
  • Dün Geceki/En Sevmek (Şeyh Galib’e Çiçekler, 2000)

Çocuk Şiiri

  • Açıl Susam (1967)
  • Dört Kanatlı Kuş (1970)
  • Kuş Ayak (1971)
  • Arka Üstü (1974)
  • Yeryüzü Çocukları (1974)
  • Yanık Çocuklar Koçaklaması (1976)
  • Balina ile Mandalina (1977)
  • Yara­maz Sözcükler (1979)
  • Göz Masalı (1979)
  • Yazıları Seven Ayı (1980)
  • Şeker Yiyen Resimler (1980)
  • Cinoğlan (Nasrettin Hoca’nın çocukluğu, 1981)
  • Hin ve Hincik (1981)
  • Güneş Doğduran (1981)
  • Kaçan Ayılar Ülke­sinde (1982)
  • Dolar Biriktiren Çocuk (1999)
  • Başparmak (1999)
  • Bitkiler Okulu (1999)
  • Orta Parmak (1999)
  • Serçe Parmak (1999)
  • Yüzük Parma­ğı (1999)
  • Gösterme Parmağı (1999)
  • Oyun Okulu (1999)
  • Okulumuz 1’deki (1999)
  • Okulumuz 2’deki/Kanatlar­da (1999)
  • Okulumuz 3’teki (1999)
  • Cin ile Cincik (2000)
  • Cincik (2000)

Söyleşi

  • Yapıtlarımla Konuş­malar I (1999)
  • Yapıtlarımla Konuş­malar II (2000)

Kaynakça

IŞIK, İhsan. Ünlü Edebiyatçılar (Türkiye Ünlüleri Ansiklopedisi. C. 4, s. 132-135). Ankara: Elvan Yayınları, 2013.