“…sekâhum rabbuhum şarâben tahûrâ”
Dehr Suresi-21

Bilinen en eski alkollü içecekler arasında en önde yer alan şarap, belirli  ölçülerde tüketildiğinde kalp ve damar rahatsızlıklarında ilaç görevi görmekteymiş. Elbette bu gibi faydaları son yıllarda keşfedilmiş, bizim asıl konumuz ise dünden bugüne gerek kadim dini ritüellerin, gerek en şık ziyafetlerin gözde içeceği olarak yerini alan bu özel içkinin tarihine girizgah niteliğinde bir yazı yazmaya gayret etmektir.

İran mitolojisinin efsanevi hükümdarlarından olan Cemşîd’in şarabı bulduğuna dair rivayetler söz konusu olmakla beraber tarihte ilk sarhoş olan kişinin Tevrat’a göre Nuh peygamber olduğu yönündedir.

“Yar.9: 19 Nuh’un üç oğlu bunlardı. Yeryüzüne yayılan bütün insanlar onlardan üredi.
Yar.9: 20 Nuh çiftçiydi, ilk bağı o dikti.
Yar.9: 21 Şarap içip sarhoş oldu, çadırının içinde çırılçıplak uzandı.
Yar.9: 22 Kenan’ın babası olan Ham, babasının çıplak olduğunu görünce dışarı çıkıp iki kardeşine anlattı.” (1)

Yunan mitolojisine göre ise şarabı bulan yine şarap tanrısı olarak adlandırılan Dionysos’tur.

“O’dur veren zengine de fakire de keder dağıtan şarabın ferahlığını veren.” (2)

Dionysos kültünde şarap önemli bir yer tutar. Özellikle bağbozumu zamanı yapılan festivallerde sınırsız şarap ve danslarla halk hasadı kutlar, Dionysos’a adaklarda bulunurdu.

Şarap, temeli üzüm olan bir içecek olup, üzümün ezilerek suyunun fıçılanması ve karanlık ortamda bekletilmesi ile elde edilen mayalı bir içecektir. Efsaneler dışında ilk kez ne zaman ve kim tarafından bulunduğu muallaktır. Şarap, kelime anlamı olarak ‘mayalanmış içecek’ olarak tanımlanmakta olup genel anlamıyla içecek anlamına gelen şurup ile aynı kökten gelmektedir.

Hristiyanlıkta şarap dini bir yasak ile karşılaşmamış, aksine ayinlerde kullanılmaya devam etmiştir. Zira İsa, son akşam yemeğinde elindeki ekmeği paylaşarak ‘Bu benim etim.’ şarap kadehini uzatarak ‘Bu benim kanımdır.’ demiştir. Şarap İsa’nın kanı olarak simgeleşmiştir.

Şaraba

26-Yemek sırasında İsa eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve öğrencilerine verdi. ‘Alın, yiyin!’ dedi, ‘Bu benim bedenimdir.’
27-Sonra bir kâse alıp şükretti ve bunu öğrencilerine vererek, “Hepiniz bundan için” dedi.
28-‘Çünkü bu benim kanımdır, günahların bağışlanması için birçokları uğruna akıtılan antlaşma kanıdır.
29-Size şunu söyleyeyim, Babam’ın egemenliğinde sizinle birlikte yenisini içeceğim o güne dek, asmanın bu ürününden bir daha içmeyeceğim.’ ” (3)

İslam şeriatı ise şarabı pek hoş karşılamayıp yasaklanmasını uygun bulmuştur. İslam mistizmi olarak adlandırılan tasavvufta ise şarap, daha çok verildiği mana ile ele alınmış, şeriaten yasak olmasına rağmen şarap içen mutasavvıfları da tarih kaydetmiştir. Tasavvuf şiirinde çok belirgin olarak şarap ve meyhane terimleri çok kullanılmış ve bu şiirlerin tefsirlerinde meyhanenin dergah, şarabın ise aşkı temsil ettiği dillendirilmiştir. İran şiirinin büyük şairlerinden olan Hafız-ı Şirazi’nin şiirlerinde çok sık görülen terimlerden biri şaraptır. İlahi aşkı somut öğelerle betimleyerek şiirlerinde şarabı nakış nakış işlemiştir:

“Allah için olsun, seher vakitlerinde kalkan Hafız’a bir yudumcuk şarap ver de duasını al, seher çağlarındaki dua makbuldür.” (4)

“Sofi, şarabın parıltısiyle gizli sırları bildi. Herkesin iç yüzünü bu lâl ile bilebilirsin.” (4)

Şarap ve Aşık, aynı merhalelerden geçtiği için zamanla özdeşleşmiştir ve belki de bu yüzden şarap tasavvufta sık kullanılmış ve simgesel bir değer bulmuştur. Şarap, olma sürecinde üzümün önce suyu sıkılır ki aşık da gerek maşuğundan gerekse ızdıraplı bahtının oyunlarıyla suyu sıkılmış bir hale gelir; yani saf rufu, dünya denen posadan ayrılır. Şairler buna sevgilinin yay kaşlarından fırlayan ok gibi kirpiklerin aşığın yüreğine saplanmasını, dolayısıyla aşığın kanının akmasını özdeşleştirir. Aşığın kanı ile üzümün suyu eşit olmuştur. Tıpkı İsa’nın kanı ve şarap gibi. Aşık, artık fıçılara konulup karanlık köşeye bırakılan üzüm suyu gibi kendi karanlığına dönmüş ve içindeki birliği sağlamak için nefsine savaş açmıştır. Bu süreçte aşık hep kendi karanlığındadır ve zamanla birliği sağlayarak bu hali kendisinde var eder. Bu demlenme süreci, aşığın hal elbisesini giymesi, şarap olan üzüm suyunu temsil eder. Aşık bu hal ile hallenmeyi ne kadar uzun sürdürebilirse o kadar kıymetli olur. Zira yıllanmış şarap daha kaliteli olur. Eğer üzüm suyu zamanı gelmeden ışığa maruz kalırsa sirkeye döner ki bu durumda aşık da vaktinden önce dünya ile temaşa etmeyi karşılar ve tam pişmeden kendini meydana atmış olur.

İsa peygamberin suyu şaraba çevirmesi İncil’de şöyle anlatılmaktadır;

“1-Üçüncü gün Celile’nin Kana Köyü’nde bir düğün vardı. İsa’nın annesi de oradaydı.
2-İsa’yla öğrencileri de düğüne çağrılmışlardı.
3-Şarap tükenince annesi İsa’ya, “Şarapları kalmadı” dedi.
4-İsa, “Anne, benden ne istiyorsun? Benim saatim daha gelmedi” dedi.
5-Annesi hizmet edenlere, “Size ne derse onu yapın” dedi.
6-Yahudiler’in geleneksel temizliği için oraya konmuş, her biri seksenle yüz yirmi litre alan altı taş küp vardı.
7-İsa hizmet edenlere, “Küpleri suyla doldurun” dedi. Küpleri ağızlarına kadar doldurdular.
8-Sonra hizmet edenlere, “Şimdi biraz alıp şölen başkanına götürün” dedi. Onlar da götürdüler.
910 Şölen başkanı, şaraba dönüşmüş suyu tattı. Bunun nereden geldiğini bilmiyordu, oysa suyu küpten alan hizmetkârlar biliyorlardı. Şölen başkanı, güveyi çağırıp “Herkes önce iyi şarabı, çok içildikten sonra da kötüsünü sunar” dedi, “Ama sen iyi şarabı şimdiye dek saklamışsın.”
11-İsa bu ilk doğaüstü belirtisini Celile’nin Kana Köyü’nde gerçekleştirdi ve yüceliğini gösterdi. Öğrencileri de O’na iman ettiler.” (5)

Bu da tasavvufi olarak yorumlandığında şu mealde bir hal alır: Su ilimdir, şarap ise aşktır. Talip eğer Hakka varmayı dilerse aşk ile bunu yapabilir ancak. Zira Muhammed peygamber dahi Miraca çıkınca Refref(Aşk atı) denilen bineğe bindi de Hakkın makamına vardı. Talip evvela ilm’el yakin olmalıdır, yani ilim öğrenmelidir. Hacı Bektaş-ı Veli dört kapı, kırk makamı anlatırken ilk kapı olan şeriatın ilk makamının ilim olduğunu söylemiştir. İlim öğrenmek kolay elbet lakin bu ilmi idrak edip aşka çevirebilirse işte o vakit İsa peygamberin mucizesine vakıf olacak demektir. İsa’nın suyu şaraba çevirmesinden kasıt budur ki O, ilmini aşka çevirmiş ve Yüceler Yücesi’nin katına yükselmiştir.

(1)– Tevrat/Yaratılış-9
(2)- Bakkha’lar Tragedyası
(3)– Matta/26
(4)– Hafız Divanı
(5)– Yuhanna/2

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

five + 11 =