İtalya üzerinde Tunç Çağı kültürüne APENIN kültürü diyoruz. Bu kültür, adını Kuzey İtalya’daki Alp dağlarının uzantısı olan dağlardan alıyor. Bu dönemdeki verilerimize baktığımızda, elimizde çok basit köy yerleşmesinden öteye geçmeyen küçük yerleşimler var. Bunların ekonomileri büyük çapta tarıma bağlı. Madencilik çok ciddi durumda yapılmıyor. Dış dünyayla kurmuş oldukları ilişkilere baktığımızda ilginçtir; daha çok Miken Uygarlığıyla ilişki kuruyorlar. Miken seramiklerinin bu ovalara geldiğini görüyoruz. İtalya’yı düşündüğümüzde güney doğu (çizmenin topuğu) kısmında da bunların var olduğunu biliyoruz. Bu yönüyle bakıldığında İtalya’da en erken yerleşimler APENIN kültürü olarak bilinen ve 15.yy ile 11.yy arasına kadar uzanan süreçteki köy yerleşimlerinden öteye geçmeyen yerleşimlerdir. Yani öyle saraylar, yönetim, yazı, yakın doğu ile kurulmuş çok geniş sistemleri yok.

Sonrasında, Tunç Çağı sonlandığında(MÖ 13.yy bitimi ile 12.yy girdiğimiz zaman içinde, MÖ 1200’de Tunç çağının sonlandığını biliyoruz.), 11. yy ile birlikte artık Demir Çağı’na geçiyoruz. Ve Oriantalizan Dönem dediğimiz, yaklaşık olarak 700’lere kadar sürecek bir Demir Çağı var. Bu dönemi kapsayan kültüre verilen isim Villanova kültürüdür. Kıta Yunanistan’da; protogeometrik, geometrik dönemlerin İtalya’daki karşılığı Villanova kültürüdür. Bu kültür için uzun bir zamandan bahsediyoruz; 11. yy ile 8. yy sonunu kapsayan bir süreç. Kıta Yunanistan’da, Ege’de ve Batı Anadolu’da bu dönem, protogeometrik ve geometrik dönem olarak isim alıyor. (Arkeolojik verilerdeki fazlalık, bu uzun sürecin kendi içerisinde de bir gelişim gösterdiğini bize sunuyor. O yüzden de Erken-Orta-Geç Protogeometrik ve Erken-Orta-Geç Geometrik dönem olarak ayrım yapılıyor.)

Villanova kültürü de; Proto-Villanova ve Villanova Kültürü olarak ayrılıyor.

  • Proto- Villanova kültürü= MÖ 11.yy ile 10.yy arasını kapsıyor.
  • Villanova kültürü= MÖ 10.yy ile 8.yy arasını kapsıyor.

Bu ayrımı, arkeolojik malzemenin çeşitliliğinden çıkartıyoruz. Ve ilginçtir; artık bu dönemde, gerçekten de madenciliğin gelişmeye başladığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Mesela 11. – 10. yy Etruria bölgesine haritada baktığımızda, yayıldığı bölgenin İtalya olduğunu ve Demir Çağı’nın izlerini karşımıza nispeten daha yoğun getiren bir bölge olduğunu görüyoruz. Bu bölge, daha sonra Oriantalizan Dönemi’nde, Etruria Etrüsk Kültürü’nün odağını oluşturacak bölge. Veriler her yerde değil ama dağınık biçimde bu bölgeden yoğun olarak geliyor.

Proto-Villanova Kültürü (MÖ 11. – 10. yy)

  • Gelişmiş yerleşmeler, surla kuşatılmış yerleşimler var, madenciliğin eserleri de var.
  • Çoğunlukla bilgilerimiz mezarlıklardan geliyor.
  • Yerleşmelere baktığımızda, genellikle sivil mimari açısından değerlendirildiğinde çok basit bir mimariyle sahip yapılmış evler görünüyor.
  • Pise tekniği ile yapılmış ahşap dikmelerin sazlar ve dallarla birbirine bağlandığı, içten ve dıştan çamurla sıvalı, basit bir teknikten söz ediyoruz. Ama bunun yanında madenciliğin de geliştiğini görüyoruz, bölgenin maden zenginliğinden ötürü.
  • Mezarlıklar nispeten daha fazla bilgi veriyorlar. Ege’de olduğu gibi kremasyon (yakma) yapıyorlar. Yaktıkları ölülere ait külleri de urne adı verilen kapların içerisine koyuyorlar.

Villanova Kültürü (MÖ 10. – 8. yy)

  • Etruria bölgesinin içindeki verilerle karşımıza çıkıyor. Sonradan büyük merkez halini alacak Etrüsk şehrinin 10. ve 8. yy’dan devam eden bir Villanova süreci var. Öyle anlaşılıyor ki Villanova süreci, bu kentleri artık birlik haline getirecek sürecin hazırlayıcısı olan bir zamanı karşılıyor.
  • Elimizdeki verilerde, büyük çapta basit yerleşmeler, hatta ev modelindeki urne kaplarından da söyleyebiliriz ki, sonradan Etrüsk mimarlığının en temel tanımlayıcı özelliklerini de bu ev modelinde görebiliyoruz. Çatıyı taşıyan kirişin üzerine figürler yerleştirmişler.

    Etrüsk Medeniyeti, Villanova Kültürü
    Bu fotoğraf, Villanova kültürü safhasına ait bir urne kabını bize gösteriyor. Proto-Villanova safhasında bunlardan daha basit versiyonda çömleklerin yapıldığını görüyoruz. Bedenin artıklarının kemiklerinin kalside olmuş hallerini bize gösteriyor. Bu baraka/ev şeklindeki urne kapları o dönemdeki insanların yaşadıkları evlerin modelleri. Ölünün evi diye düşünebiliriz.

  • Sonradan biz bunu, Etrüsk mimarlığını Yunan mimarisinden ayıran en belirgin özellik olarak Etrüsk tapınaklarında da görüyoruz. Yapılar tek odalı, çok büyük mekanlar değil, çok odalı-dörtgen formlu, mekanların belli işlevlere ayrıldığı bir düzenden söz edemiyoruz. Bunlar baraka tipli küçük yapılar. Kırsal yaşamı yansıtan evler.
  • Evlerin planı dörtgen değil, oval. Yunan mimarlığında aynı süreçte Ege’de varlığını bildiğimiz Thermos’daki, Eretrai’daki oval yapılar ve Lefkandi’deki apsidal evlerin planı gibi.

Özellikle Proto-Villanova Kültürü’nde, yapıların taş temelleri dahi yok. Çok basit, ahşap dikmelerin toprağa saplandığı, aralarının sazlarla-dallarla örüldüğü, içten ve dıştan çamurla sıvalı, iptidai, basit bir gelenekten söz ediyoruz. Yavaş yavaş güneşte kurutulmuş kerpiç kullanmaya başlıyorlar. Sonra taş temeller kullanılmaya başlıyor. Ancak 7. yy’da özelleşmiş yapıları görüyoruz. Tapınaklar karşımıza çıkıyor, köyün ortak kullandığı büyük mekanlar ortaya çıkıyor. Ama Villanova Kültürü’nde bunu göremiyoruz.

8. yy’daki Villanova Kültürü’nün Yaşam Biçimi

Sosyal sınıflar birbirinden ayrışmamış. O yüzden sınıfsal farklılıklar kendisini açık şekilde göstermiyor.

Mezar hediyeleri de pek zengin değil. Baktığımızda, kremasyon gömünün konulduğu urne kap ve yanında da 2 – 3 adet vazo bulunuyor. Ölen kişinin sosyal statüsüne vurgu yapan ziynet eşyaları; altın kaplar vs. yok.

  1. yy sonlarına gelmeye başladığımızda bu durum değişiyor;
  • Bazı mezarların içerik açısından daha zengin olduğunu görüyoruz.
  • Girişimci, aristokratik yaşamın izlerini ve varlığını gösteren, dış gruplarla etkileşim kuran, metal zenginliğini elinde tutan zengin sınıf gelişiyor.
  • Zengin veya aristokrat diyebileceğimiz sınıf yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Bunu da tetikleyen sebep, bölgenin madenler açısından zengin olması.

Bölgeye zenginliği gösteren, dışardan gelen insanlar. Etrurialı yada Villanova Kültürü’nde yaşayan insanlar bunun farkına varmıyorlar. Bunu birileri kendilerine gösteriyor. Onlar da Fenikelilerdir.

Fenikelilerden sonra bölgeye gelen ve koloni kuran Yunanlılardan da bu zenginliği öğrenmeye başlıyorlar.

2 dış güç, bölgeye ait olmayan medeniyetler, bunların bölgedeki ticareti; yoğun olarak maden işletmeye, ham madde ve zenginlik sağlamaya dayanıyor. Böylece hem kendileri kazanıyorlar hem de yerel bölge halkı kazanıyor. İtalya’nın belki de en büyük kazancı.

Ticaretle birlikte Etrüsk medeniyetini oluşturacak aristokratik sınıf, MÖ 8. yy’ın 2. yarısında ortaya çıkıyor.

  1. yy içlerinde artık zanaatçı sınıfların ortaya çıktığını görüyoruz. Metal işçiliği çok yüksek.

Alçakgönüllü olan Villanova kültürünün seramikleri, Geç Villanova safhasında ileri bir gelişme sağlıyor. Hatta bazı formlarda Yunan taklitleri yapıyorlar. Özellikle Geç Villanova Kültürü’nün sonlarına doğru, seramik, başlı başına bir endüstri haline dönüşüyor. Yaşam, sıradanlıktan – tekdüzelikten çıkıp daha da çeşitleniyor ve renkleniyor bu sürecin sonunda.

Bir başka önemli durum; İtalya’nın bu bölgesine baktığımızda, yani Villanova Kültürü’nü karşımıza getiren bölgesine baktığımızda yavaş yavaş bölgenin kendi içinde bile farklılıklar olmaya başladığını görüyoruz. Bu durum bize gösteriyor ki, bölgede farklı dinamikler var, değişik bölgeler, farklı ölçeklerde bir değişim sergiliyor. Buda önemli bir durum.

8.yy bitimi ile birlikte karşımıza Etrüsk Medeniyeti çıkıyor.

…..

Bir sonraki yazımızda, Villanova’dan Etrüsk’e geçişin nasıl olduğunu ele alacağız. Saygı ve hürmetle…


Arkeolog Şeyda ÖZKAN’ın yazıları için tıklayınız…


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

4 × 4 =