Ehl-i Sünnet Nedir? | Selefiye, Eş’ariye ve Maturidiye

Ehl-i Sünnet Nedir?

Hz. Peygamber ile O’nun ashabının inanç esaslarında takip ettikleri yolu benimseyenler manasına gelmek üzere, “Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat’ veya kısaltılmış olarak “Ehl-i Sünnet” tabiri kullanılmıştır. Bu manada olmak üzere, bazen “Ehl-i Hak” tabiri de kullanılmıştır.

Ehl-i Sünnet bugün bile, Müslümanların büyük çoğunluğunun mensup oldukları ve inanç esasları yönünden en isabetli yol olarak ortaya çıkmış ve kendisini kabul ettirmiştir.

Gerçekten tarafsız bir gözle tetkik edildiğinde, inanç esasları yönünden Kitap ve Sünnet’e bağlı kalan, meseleleri akli izahlarla, objektif ve İslam’ın ruhuna uygun bir şekilde yorumlayan zümrenin Ehl-i Sünnet olduğu görülür.

Ehl-i Sünnet’e mensup olan bilginlerin üzerinde ittifak ettikleri genel bazı prensipler vardır. Bunlar söz konusu bilginlerin eserlerinde yer almış konulardır,

Bunları kısa ve öz olarak şu şekilde sıralayabiliriz:

  1. Allah vardır, birdir ve çeşitli sıfatları vardır.

2- Kâinat Allah tarafından yaratılmıştır.

3- İman (dil ile) ikrar, (kalp ile) tasdikten ibarettir. Ancak imanda asıl olan kalbi tasdiktir

  1. İnsanın hür iradesi ile yaptığı fiiller vardır. Hür iradesi ile fiilleri işlediği için, sonuçlarına da katlanmak durumundadır.
  2. Allah’ın ahiret aleminde müminler tarafından görüleceği (Rü’yetullah) doğrudur.
  3. Peygamberlik müessesesi vardır ve gerçektir.
  4. Ahiret hayatı ile ilgili (me’ad) çeşitli safhalar mevcut olup bunlar gerçektir. Cennet, cehennem, sırat, mizan vs. gibi
  5. Hilafet sırası. Hz. Ebu Bekir. Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali şeklindedir.
  1. Bir Müslüman işlediği günahtan dolayı tekfir olunamaz. Bir mü’mine kâfir demek çok tehlikeli bir davranış olup, bunu diyenin bizzat kendisinin küfre düşmesinden korkulur. Kıbleye yönelip namaz kılan bir kimse tekfir edilemez.

Bu umumi prensipler genelde bütün Ehl-i Sünnet bilginleri tarafından benimsenmiş ve eserlerinde temel noktaları teşkil etmiştir. Ehl-i Sünnet genel olarak kendi arasında Selefiye, Eş’ariye ve Maturidiye olmak üzere üç gruba ayrılır.

Selefiye

İnanç ile ilgili konularda Nass’da bildirilen şeyleri aynen kabul ve tasdik edip herhangi bir tevile gitmeyen Ehl-i Sünnet müntesiplerine Selefiye denmektedir.

Bu tanımlamadan anlaşıldığı gibi, Selefiye’nin yolu Kur’an ve Hadisin lafzi manaları olup, bunlarda belirtilen esaslara, akla ve tevile müracaat etmeksizin, olduğu gibi inanmaktır. Nass’lar olduğu gibi kabul edilip, müteşabih ayetler de dahil olmak üzere zor meselelerin halli için aklın hakemliğine ve tevile başvurulmaz. Söz gelimi Allah’ın arşı, eli, yüzü gibi ifadeler hakkında fikir yürütülmemesi gereğine inanırlar.

Selefiye Allah’ın çeşitli sıfatlarını da Nass’larda belirtildiği gibi, birini diğerine kıyaslamadan olduğu şekilde kabul eder.

Eş’ariye

Ehl-i Sünnet ekolünan büyük bir kanadını teşkil eden Eş’ariliğin kurucusu Ebu’l-Hasan Ali el-Eş’ari 873 yılında Basra’da doğmuş, 935 yılında Bağdat’ta vefat etmiştir. 40 yaşlarına kadar Mutezile ekolüne dahil olan Eş’ari gördüğü bir rüya üzerine bu ekolü terk ederek Ahmed ibni Hanbel’in yolundan giden hadis ehline katılmıştır.

Eş’ari Mutezile’nin akli metodunu kullanarak onlara karşı fikri bir mücadele başlatmış görüşleri geniş bir kitle tarafından benimsenerek, zaman içinde Eş’ariye adı altında kelami bir ekol oluşmuştur.

Eş’arilik,  Eş’ari’den sonra Bakıllani (ö. 1013), Cüveyni (ö. 1085). Gazali (ö. 1111) ve Fahreddin Razi (ö. 1209) gibi büyük Eş’ari kelam bilginlerinin eserleri sayesinde güçlü bir kelam ekolü olarak kendisini kabul ettirmiş, Ehl-i Sünnet’in büyük bir kanadını teşkil etmiştir.

Eş’ari kelamının temel görüşlerini şu şekilde özetleyebiliriz:

  1. Allah’ın Varlığı: Eş’ari Allah’ın varlığını ortaya koyabilmek için, insanın mükemmel bir varlık olarak yaratıldığı, bunun kendi kendine olamayacağı, mutlaka bir yaratıcı tarafından meydana getirildiği hususu üzerinde durur. Bununla ilgili Kur’an-ı Kerimden misaller getirir. Allah in birliğini ispatlamak için de su ayetten faydalanır: “Eğer yerle gökte Allah’tan başka tanrılar olsaydı ikisi de fesada uğrar, bozulurdu” Eş’ari Kur’andaki bu akli delile dayanarak Allah’ın birliğini ispat eder.

Allah’ın zatı ile kaim ezeli sıfatları vardır. Allah kelamı Kur’an ezelidir. Yüce Allah ahirette mü’minler tarafından görülecektir. Bu husus akli ve nakli delillerle sabittir.

  1. İman : Eş’ari’ye göre iman, marifet ve kalple tasdiktir. Büyük günah işleyen İslam dininden çıkmaz; günah işlemiş olur. Böyle bir kimsenin durumu Allah’a kalmıştır dilerse azap eder, dilerse affeder.
  2. Peygamberlik (Nübuvvet): Melek aracılığı ile kendisine Allah tarafından vahiy gelen ve mucize gösteren kimseye nebi denir. Bu sıfatların yanında, yeni bir şeriat getiren veya öncekinin bazı hükümlerini değiştiren kimseye de resul denir.
  3. Fiiller Konusu: Eş’ari’ye göre insan fiilleri Allah tarafından yaratılmıştır. İnsanlar da bu fiilleri kesbederler: yani yaparlar, işlerler. Eş’ari insanın fili yapmaya yönelik iradesinin (irade-i cüz’iye) Allah tarafından yaratıldığı görüşündedir. Bu görüşü ile Maturidi’den ayrılır.
  4. İmamet Meselesi: Ümmetin kendisini idare edecek bir imam seçmesi üzerine vaciptir. İmam Nass’la veya tayin ususü ile değil, seçimle iş başına gelir. İmam’da ilim, adalet, siyaset, aranan vasıfların en önemlilerindendir. İmam ayrıca beklenen (muntazar), gizli (gaib) olamaz. İmamların ismet sıfatları (her türlü günahtan arınmış olma) da yoktur.

İslamiyet’in, Müslümanlığın kendisine ulaşmayan kimsenin sorumlu tutulamayacağı fikri de Eş’ariye’nin prensiplerindendir. Bütün bu görüşler Eş’ari ve ondan sonra gelen yukarıda bir kısmını saydığımız, büyük Eş’ari kelamcılarının yazdıkları eserlerde savundukları fikirler sonucunda oluşmuştur. Böylece Ehl-i Sünnet’in büyük bir kanadını teşkil eden Eş’ariye İslam fikir tarihi içindeki yerini almıştır.

Maturidiye

Ehl-i Sünnet mezhebinin en önemli siması Ebu Mansur Maturidi (6.944) ‘dir. Maturidi bir Türk kelam alimi olup Orta Asya’daki Semerkand’ın Maturid kasabasında doğmuş, aynı bölge ve çevrede hayatını geçirererk yine Semerkand’da vefat etmiştir.

Hayatı hakkında çok fazla bilgi sahibi olmadığımız Maturidi’nin öncülüğünü yaptığı Maturidiye kelam ekolü, Ehl-i Sünnet’in en önemli ve üzerinde durulması gereken bir kanadını oluşturmaktadır.

Kelami meselelerde İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin yolundan gittiği kabul edilen Maturidi, başta Mutezile olmak üzere pek çok sapık mezhep ve fırkalara karşı mücadele vermiş, çok kıymetli eserler telif etmiştir.

Maturidi’nin en orijinal tarafı, takip ettiği metotta kendisini gösterir. O’nun metodunda aklın büyük bir rolü vardır. Akılla nakil arasında iyi bir denge kurmuş, inanç meselelerinin hakikatini anlayabilmek için, akla güvenmenin şart olduğunu kabul etmiştir.

Maturidi’nin kelami görüşlerini şöyle özetleyebiliriz:

  1. Allah’ın varlığı ve Birliği: Maturidi’ye göre Allah vardır ve birdir. O, Allah’ın varlığı ve birliği için çeşitli akli ve nakli deliller kullanır. Allah’ın zatı ile kaim ezeli sıfatları da vardır.
  2. İman-İslam : Maturidi’ye göre iman dil ile ikrar, kalp ile tasdiktir. Ancak burada asıl olan kalbi tasdik hususudur. Onun için dili ile ikrar edip kalbi ile tasdik etmeyen kimse iman etmiş sayılmaz. Yüce Allah Hucurat süresinde şöyle buyuruyor: “Bedeviler iman ettik dediler. Onlara, siz iman etmediniz, fakat islam olduk deyin; çünkü iman henüz kalplerinize yerleşmedi”. Demek ki onların, dilleri ile ‘İslam olduk” demeleri hiçbir mana ifade etmiyor. Asıl olan imanın kalbe yerleşmiş olmasıdır.

Maturidi’ye göre iman ile İslam birdir; yani ayni şeydir. İman Allah’ın varlığını, birliğini, eşi ve benzeri bulunmadığını, herşeyin O’nun dilemesi ve yaratması ile var olduğunu dil ile ikrar, kalp ile tasdik demektir. İslam ise, insanın kendini tam olarak Allah’a teslim etmesi, emirlerini yerine getirmesi, yasakladığı şeylerden kaçınması, tam bir samimiyet ve sadakatle Allah’a kulluk etmesidir. Böylece iman ile İslam arasında, ihtiva ettikleri manalar yönünden bir fark olmadığını ortaya koymaktadır.

  1. İman-Amel : Maturidi’ye göre amel imana dahil edilemez. Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde ‘Kim Allah’a inanır ve faydalı iş işlerse… “ diye buyurmaktadır. Bu anlamda amel ile iman ayrı ayrı mütalaa edilmiştir. İnsana mü’min denmiş, sonra da iyi amel yapması söz konusu edilmiştir. Demek ki iman ayrı amel ayrı şeydir. Maturidi’ye göre iman bir bütünlük arz eder. İnsanla Allah arasında bir sözleşmedir. Onun için imanda artma ve eksilme de olamaz.
  2. Allah’ın Görülmesi (Rü’yetullah): Maturidi’ye göre Allah’ın ahirette gözle görülmesi, gerek akli gerekse nakli delillerle sabittir. Ancak bu görme keyfiyetsiz bir şekilde olacaktır. Yani görme işleminin nasıl olacağını kavrayamayız. Bu konuda Kuran-ı Kerim ayetleri olduğu gibi Hz. Peygamberin hadisleri de mevcuttur.
  3. İnsanın Fiilleri: İnsan fiili konusu Maturidi kelamının önemli meselelerinden birisidir. Bu, insandaki irade hürriyeti ve kader dediğimiz mesele ile direk Maturidi prensip olarak fiillerin yaratıcısının Allah olduğunu kabul eder. Çünkü Kur’ân-ı Kerimde geçen “Allah her şeyi yaratandır” ayetinin hiçbir istisnası yoktur. İnsanın fiili de bu kapsama dahil olduğu için, insanın fiillerinin yaratıcısı Allah olmaktadır.

Ancak fiilin Allah tarafından yaratıldığını kabul etmek, insanın onu serbestçe işlemesine mani değildir. Maturidi’ye göre fiilde iki yön mevcuttur. Yönlerden birisi Yüce Allah diğeri de insandır. Başka bir ifade ile fiil Allah ile insan arasında paylaşılmaktadır. Fiil Allah’a nispet edildiği zaman yaratma” (halk), insana nispet edildiği zaman da “kesb” adını almaktadır. Yani fiil yaratma yönünden Allaha, kesb yönünden insana ait olmaktadır.

Maturidi’ye göre insanın fiile ilişkin cüz’i iradesi yaratılmamıştır. İnsan herhangi bir işi yapmaya azmedince – ki hür iradesi ile yapmış oluyor – Allah onda bu fiili işlemek için bir kudret yaratır. İnsan da bu kudretle o fiili işler yapar. İnsanın sorumluluğu buradaki niyete ve azme bağlıdır. Zira bu safhada insan hür iradesi ile karar vermektedir.

Böylece Maturidi fiil konusunda tutarlı orijinal ve kendine has bir izah tarzı getirmektedir.

  1. Büyük Günah Meselesi: Maturidi’ye göre büyük günah işlemek insanı dinden çıkarmaz. Böyle bir kimse tövbe etmeden ölmüş olsa bile, ebedi olarak cehennemde kalmaz. Amel imana dahil edilmediği için, büyük günah insanın imanına zarar vermez. Çünkü iman ayrı amel ayrı şeylerdir.

Maturidi günahkar mü’minler için Hz. Peygamberin şefaatinin söz konusu olacağını söyler. Allah tövbe eden kullarını affedeceğini bildirdiğine göre, niçin Peygamberin şefaati üzerine onları affetmesi mümkün olmasın? Daha önce gördüğümüz gibi, büyük günah işleyen imandan çıkmış değildir. Allah’ın varlığına birliğine inandığı ve bütün iman esaslarını kabul ve tasdik ettiğine göre, Hz. Peygamberin şefaatine nail olması tabiidir.

Maturidiye göre Allah’ın kelamı kendi zatı ile kaim olan bir manadır. Harfler ve kelimeler hadis (yaratılmış)tır, mana ise ezeli (kadim) dir.

Eş’ariye İle Maturidiye Arasındaki Görüş Ayrılıkları

Eş’ariye ile Maturidiye her ne kadar Ehl-i Sünnet’in iki ana kanadını teşkil ediyorlarsa da, teferruata dair bazı meselelerde ayrı düşünmüşler, dolayısı ile farklı sonuçlara varmışlardır. Bu durum onların bir zaafi değil, tam tersi, İslam düşüncesinin ulaştığı seviyenin bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir. Fikir ve düşünce hürriyetinin işleyişine bir misal teşkil etmesi yönünden de üzerinde durulmaya değer.

Söz konusu görüş ayrılıklarının sayısı hakkında muhtelif rivayetler mevcuttur. 13 ten 50 ye kadar sayıda ihtilaflı nokta zikredilir. Biz burada en önemlilerine kısaca temas edeceğiz.

  1. Tekvin Sıfatı: Tekvin Allah’ın yaratma sıfatı demektir. Maturidiye göre tekvin sıfatı Allah’ın -bütün diğer sıfatlar gibi- zatı ile kaim ezeli bir sıfatıdır. Ayrıca tekvin (yaratma) mükevven’den (yaratılmış nesne) başkadır. Yani yaratma ile yaratılan şey birbirinden farklı şeylerdir.

Eş’ari’ye göre ise tekvin sıfatı Allah’ın zatı ile kaim bir sıfatı olmayıp hadis (sonradan yaratılmış) tir.

  1. Cüz’i İrade : Cüz’i irade Eş’arilere göre Allah tarafından yaratılmıştır. Maturidi’ye göre ise cüz’i irade, insanın bizzat kendisinin ortaya koyduğu bir şeydir. Zaten ona göre insan, böylece fiil ve davranışlarında hür olmuş olur.
  2. Kesb Meselesi: Kesb kelime olarak kazanmak manasına gelmektedir. Başka bir ifade ile insanın yaptığı bir iş veya fiile verilen addır. Eş’ari’ye göre kesb, fiilde olduğu gibi, Allah’ın yaratması ile ortaya çıkar. Bu durumda Eş’ariler fiilde insanın hiçbir kudretinin bulunmadığını, sadece kesb’e sahip olduğunu, kesb’te de insanın bir rolünün bulunmadığı görüşündedirler. Yani Allah kesbi insanda yaratır; insan da kesb’in mahalli (yeri) olur. Maturidi’ye göre ise kesb tamamen insanın dilemesi ve kudreti ile ortaya çıkmaktadır. Bu, insanın bizzat kendi fiilidir. Yani kesb’i insan kendisi yapar, kazanır; onun failidir. Bu husus, Maturidi’ye göre cüz’i iradenin yaratılmamış olduğu meselesi ile yakından ilgilidir.
  3. Allah’ı Bilmek: Eş’arilere göre Allah bilmek (marifetullah) dinen vaciptir. Maturidi’ler ise Allah’ı tanımanın akla göre vacib olduğu görüşündedirler.
  4. İyi ve Kötüyü Bilme: Eş’arilere göre bir şeyin iyi veya kötü (husn ve kubh) oluşu akılla bilinemez. Bu gibi şeyler ancak Allah’ın bildirmesi ile, yani emretmesi veya yasaklaması ile bilinebilir. Başka bir ifade ile Allah’ın yapılmasını istediği şey iyi yapılmasını istemediği şeyde kötüdür.

Maturidilere göre ise, bir şeyin iyi veya kütü olduğu akılla bilinebilir. Emir ve nehiy, bir şeyin iyi veya kötü olduğuna delalet eder. Herhangi bir şey iyi ise Allah onu emretmiştir kötü ise ondan nehyetmiştir.

  1. Peygamberlik: Eş’arilere göre peygamberlik için erkek olmak şart değildir; kadınlar da nebi olabilir. Maturidilere göre ise peygamberliğin şartlarından birisi de erkek olmaktır. Onlara göre kadınların peygamber olmaları caiz değildir.
  2. İnsana Yüklenen Şeyler: Eş’arilere göre Allah’ın, insanın gücünün yetmeyeceği şeylerin yapılmasını istemesi ve insanları bu gibi şeylerle mükellef tutması caizdir. Maturidilere göre ise böyle bir teklif söz konusu edilemez.
  3. Sebep ve Hikmet: Eş’arilere göre Allah’ın fiilleri bir hikmete bağlı olma gibi, onlar için sebep de aranmaz. Yüce Allah yaptıklarından sorumlu değildir. Maturidilere göre ise Allah’ın filleri bir hikmete bağlı olup bir sebebe dayanmaktadır. Çünkü Yüce Allah’ın yaptığı hiçbir şey manasız değildir: hepsinin bir sebep ve hikmeti mevcuttur.
  4. İbadetler: Eş’arilere göre Müslüman olmayanlar da ibadet etmekle yükümlüdürler. İbadet etmeyenler ceza görecektir. Maturidiler ise, Müslüman olmayanların ibadetle mükellef olmadıkları düşüncesindedirler.
  5. Dinden Dönme (İrtidad): Eş’arilere göre dininden dönen bir Müslüman yeniden iman ederse eskiden işlediği iyilik ve kötülükleri de aynen geri döner. Maturidilere göre ise yeniden iman eden kimsenin, dinden dönüşünden önceki iyilik ve kötülükleri geri gelmez.
  6. Ye’s Halindeki Tövbe: Ye’s halinde yapılan tövbe Eş’arilere göre geçerli değildir. Maturidiler ise böyle bir tövbeyi kabul etmişlerdir.
  7. İman: Eş’ariler imanın artıp eksilebileceği görüşündedirler. Maturidilere göre ise iman ne artar ne de eksilir. Yani iman artma ve eksilme kabul etmez

Maturidiler ile Eş’ariler arasındaki belli başlı görüş ayrılıklar bunlardır. Bunların çoğu esasa taalluk etmeyen, ikinci derecedeki konular üzerinde görüş ayrılıklarıdır. Daha önce de belirttiğimiz gibi, bu ihtilaflar, İslam bilginleri arasındaki serbest ve hür düşünce fikrinin güzel örnekleri olarak değerlendirilmelidir.

Genel olarak, İslami esaslar dışında kalan itikadi mezheplere Ehl-i Bid’at ismini vermekteyiz. Ayrıca Fırak-ı Dalle, Ehl-i Dalal gibi isimler de verilmiştir.

Bu gibi fırkaların en bariz özellikleri, İslami esaslardan ayrılmaları, yani Hz. Peygamber ve ashabının, itikadi konularda takip ettikleri yolu terkedip bid’ate düşmeleridir.

Bid’at dinde eskiden olmadığı halde sonradan icat edilen şey demektir. O halde Ehl-i Bid’atın tanınması için, gerçek İslamiyetin iyi bilinmesi gerekir. İslam dini Hz. Peygamberin sağlığında tamamlanmıştır. Kur’an-ı Kerimde “Bugün size dininizi bütünledim, üzerinize olan nimetimi tamamladım” diye buyurulmaktadır.

Demek ki İslam dininde mevcut hükümler ve davranış şekilleri bellidir. Bu durumda Hz. Peygamberden sonra ihdas edilen, İslami esaslara uymayan şeyler bid’at kavramı içine girmektedir. Dolayısı ile İslam dininin esasları iyi bilindiği zaman, ona sonradan ilave edilen hususlar ortaya çıkarılabilir.

Bid’at Hz. Peygamberin sünnetine zıt bir davranış şeklidir. Bid’ate konu olan şey, her zaman dinen meşru olmayan bir şey olmayabilir. Yani her sonradan icat edilen şey kötü demek değildir. Ancak gerçek İslamiyet varken, onun aslını kavramak dururken, İslamiyete zıt başka şeyler icat etmek de gereksiz bir gayrettir.

Çünkü İslamiyet’te herhangi bir eksiklik yoktur İslam’ın esaslarını iyi anlayıp onları tatbik etmek en doğru yoldur. Bid’at ehlinin bazı alametleri mevcuttur. Bu alametler vasıtası ile onların bilinmesi kolaylaşır.

İslamiyet’e zıt olan herhangi bir yenilik ortaya atmak veya ortaya atılan bu tip fikirleri hemen benimseyip kabul etmek bid’at alametlerinden sayılır. Ayrıca itikadi konularda Kitap ve Sünnete tabi olmak gerekirken, ilme ve İslami esaslara dayanmadan, Ehl-i Bid’atin kendi heva ve heveslerine, nefsani anlayış ve arzularına uymaları onların bir diğer alametidir. Bu ve bunlara kıyas edilebilecek diğer alametleri sayesinde bid’at ehlini tanıyıp tespit etmek mümkündür.