Duygusal Yoksunluk ve İçimizdeki İhmal Edilmiş Çocuk

“Kimse beni gerçekten anlamıyor. Kimse beni duymuyor, ihtiyaçlarımı önemsemiyor. İçimde hiç dolmayacak bir boşluk var sanki. Bu boşluğu dolduracak, açlığımı giderecek bir sevgiye ihtiyacım var. Bu dünyada yapayalnızım ve ömrümün sonuna kadar da hep yalnız kalacağım.” der; içimizdeki sevgiye, şefkate, hem fiziksel hem duygusal ihtiyaçlarının uygun şekilde karşılanmasına aç kalan çocuğumuz. Zaman zaman yaşadıklarımızla tetiklenen, oldukça incinmiş, yalnız hisseden bu çocuk yetişkin dünyamızda neden kendini göstermeye çalışır? Hangi yollarla kendini gösterir? İlişkilerimizi nasıl etkiler? Duygusal yoksunluğu gidermenin ne gibi yolları vardır? Tüm bu soruları alt başlıklar halinde ele alacak ve ilk olarak erken dönem yaşantılarımızla bağlantılı olarak gelişen duygusal yoksunluk şemasına genel bir giriş yapacağız.

Duygusal Yoksunluk

Duygusal yoksunluk şeması, ihtiyaç duyduğumuz sevgiyi hiçbir zaman alamayacağımıza ilişkin inancımızla ilgilidir. Çok erken dönemde şekillenmeye başlar ve ileriki yaşlarda ilişkilerimizin her alanında kendini gösterebilir. Hayatımızdaki kişiler tarafından sürekli olarak hayal kırıklığına uğradığımızı hissediyorsak, kurduğumuz ilişkilerde insanların duygusal olarak bizim yanımızda olmayacaklarına dair bir inancımız varsa bu şemanın etkin olduğunu söyleyebiliriz. Bu şemaya sahip bazı kişiler ilişkilerinde çok ısrarcı olabilmektedirler. Sevgiye doyamama hali vardır. Çevrenizdekiler size ne kadar sevgilerini verseler de bu size hiçbir zaman yeterli gelmez. Hayatınızdaki kişiler sizin çok talepkar olmanızdan şikayetçi olabilirler. İlişkilerimiz üzerinde bu denli etkili olan duygusal yoksunluk şemamızın şekillenmesinde ebeveynlerimizle kurduğumuz ilişkiler oldukça önemlidir. “Çocukluğumuzda hangi ihtiyaçlarımızın karşılanmaması ile bağlantılı olarak gelişmiş olabilir?” sorusuna değinmek duygusal yoksunluğumuzu anlayabilmek açısından önem arz etmektedir.

Var Olan Ebeveynin Yokluğu

Bir çocuğun bakım vereniyle kurduğu temas yetişkinlikte kendisi ve diğerleri ile olan temasını şekillendirmede oldukça önemlidir. Bir çocuğun ilk yıllarında anne onun dünyasının merkezindedir. Annenin çocuğuna nasıl bakım verdiği, fiziksel, duygusal ihtiyaçlarıyla ne kadar ve nasıl ilgili olduğu çocuğun doyumlu ilişkiler kurabilmesinde belirleyici olabilmektedir.

Duygusal yoksunluk şemasında, bir çocuk olması gerekenin altında bir bakım almıştır. Anne çocuğunun bakımında yeteri kadar annelik yapamamıştır.

Duygusal Yoksunluğun Çeşitleri

  • Bakım Yoksunluğu: Bakım verme; ilgiye, şefkatini sunmaya, sıcaklığa bağlıdır. Ebeveyniniz sizi kucağına alır mıydı? Size sevgiyle bakan gözleri var mıydı? Birlikte vakit geçirir miydiniz? Şimdi bir araya geldiğinizde birbirinize sarılır mısınız?
  • Empati Yoksunluğu: Sizin dünyanızı anlayan, sizi yargılamayan ve duygularınızı kabul eden yaklaşımla ilgilidir. Ebeveynleriniz duygularınızı anlar mıydı? Bir sorun yaşadığınızda paylaşabilir miydiniz? Sizin söyleyeceğiniz şeylerle ilgilenirler miydi? Sizi dinlerler miydi?
  • Korunma Yoksunluğu: Korunma ihtiyacı; size rehberlik edecek, herhangi bir konuda fikir alabileceğiniz, sizi yönlendirebilecek bir ebeveynin varlığı ile ilgilidir. Sizi güvende hissettiren bir ebeveyniniz var mıydı? Bir sorununuz olduğunda gidip danışabileceğiniz, güven duyduğunuz biri miydi?

Tüm bu soruları kendimize yönlendirdiğimizde aslında nelerden mahrum kaldığımızla yüzleşmeye başlarız. Bu soruları cevaplayabilmek hiç de kolay değildir. Bu zamana kadar var olduğuna inanmak istediğimiz ebeveynlerimizden aslında mahrum kaldığımızı bilmek acı verir. Elbetteki faturayı sadece ebeveynlere özellikle birincil bakım veren anneye kesmek haksızlık olacaktır. Annenin de çocuğunun ihtiyaçlarına duyarsız kalışının altında kendi yoksun kalışları olabilir, o anda içinde bulunduğu zorlu hayat koşulları olabilir. Bir yetişkin dünyasından annenin yeteri kadar iyi anne olamayışını anlamaya çalışabiliriz. Ancak bir çocuk bunu anlamlandırabilecek donanımda değildir. O sadece yoksun kalışlarının kendisinde bıraktığı boşluğu hisseder. Çocuk henüz kendi yoksun kalışıyla nasıl baş edebileceğini bilemeyeceğinden, yetişkinliğine kadar bunlarla yüzleşemez. Ancak yetişkin olduğumuzda ihmal edilen, duyguları ve ihtiyaçları görmezden gelinen çocuğumuz kendisini duyurmaya çalışır. Artık bir yetişkin olarak sahip olduğumuz donanımlar sayesinde bu ihtiyaçları sağlıklı yollarla karşılayabilecek güçteyizdir. Bu zamana kadar susturulmuş olan çocuğumuz “beni duy” der adeta. Yetişkinlikte; iş hayatımızda, özel hayatımızda, ilişkilerimizde yaşadığımız sorunlar ve içimizde kalan doyurulmamış kocaman bir boşluk ile sinyal vermeye başlar. Bu yoksunluğu en temelde hissettiğimiz alan ise romantik ilişkilerimizdir. Duygusal yoksunluk şemasının romantik ilişkilere yansıması nasıl olur?

Romantik İlişkiler

Duygusal yoksunluk şemasına sahip olan kişilerden bazıları romantik bir ilişkiye girmekten tamamen kaçınabilirler. Bu yoksunlukla yüzleşmemek adına, yani var olan sevgilinin yokluğunu hissetmemek adına hiç ilişki kurmazlar. İlişkiden kaçınarak kendilerini acıdan korumaya çalışırlar. Ancak iç dünyadaki yalnızlık acıdan kaçınma pahasına daha da belirginleşir.

Eğer ilişki içindeyseniz yüksek kimya hissettiğiniz kişilerin genelde verici olmayan, soğuk, talepkar, narsisistik özellikler gösteren kişiler olması muhtemeldir.

  • Yakınlaşma konusunda siz ondan daha fazla ilgiliyseniz,
  • Partneriniz soğuk ve uzak ise,
  • Sizi dinlemiyor hep o konuşuyor ise,
  • Kırılgan hissettiğiniz zamanlarınızda, ona ihtiyaç duyduğunuz anlarda yanınızda olmuyorsa,
  • Sadece arada sırada ulaşılabilir oluyorsa,

duygusal yoksunluk şemanızın tetiklendiğini söylemek mümkündür. İlişkideyken dahi kendinizi yalnız hissettiğiniz ilişkilerdir bu ilişkiler. Her ne kadar canınız yansa da, sevgiliniz tarafından ihmal edilmiş, önemsenmemiş hissediyor olsanız da o ilişkiyi bitirmek genellikle çok kolay olmamaktadır. Ancak sizin içinizdeki duygusal yoksunluğu tekrar tekrar yaşatacak bu kısır döngüden kurtulmak iyileşme yolunda atılacak önemli bir adımdır.

Duygusal yoksunluk şeması bizi yoksun bırakacak partnerlere doğru götürse de bazen gerçekten sevgi, ilgi veren partnerlerimiz olabilir. Ancak ihtiyacımız olan sevgi, şefkat ve ilgiyi görsek bile buna inanmakta güçlük çekeriz. Bu dünya bize yabancıdır. Bu zamana kadar hep ihmal edilmişliği deneyimlemişizdir. Bildiğimiz dünyadır yoksun kalışlarımız. Bunun aksine verici olan, bizim ihtiyaçlarımızı gözeten bir sevgili bize yabancı bir dünya sunar. Onun bize sunduğu dünyayı yalanlamaya ve aslında önemsenmediğimize, sevilmediğimize dair kanıtlar bulmaya çalışırız. Kendi içimizdeki paradokstur bu. Bir yanımız görülmek için can atarken bir yanımız görülmenin verdiği yabancılıktan kaçar ve görünmez olmak için çabalar. Örneğin; ilişkinizde partnerinizden beklediğiniz bir şey vardır, bunu ona söylemezsiniz. Partnerinize ihtiyacınızı, duygularınızı ifade etmediğiniz için partneriniz bunun sizin için önemli olduğunu bilmez. Bu yüzden partnerinizin sizi anlamadığını, önemsemediğini düşünürsünüz. Kendinizi ulaşılmaz kılar ve duygusal yalnızlığınızı oluşturursunuz. Böylece sizin yanınızda olmayı gerçekten isteyen partnerinizi de kendinizden uzaklaştırır ve duygusal yoksunluk şemanızın sizi inandırmaya çalıştığı yalnız dünyaya gömülürsünüz.

Duygusal Yoksunluk Şemasını Değiştirmenin Yolu

Yalnızlık, ihmal edilmişlik, görmezden gelinmişlik, sevilmemişlik, duyulmamışlık… Bunların bizde açtığı yaraları fark edebilmemiz için içimizdeki yaralı, incinmiş çocuğumuz bize seslenir. Kabul, destek, onay, sevgi, şefkat ihtiyaçlarımızın uygun şekilde giderilmediğini bize haykırır adeta. İhtiyacı olan ilgi, sevgi ve bakımı sunmamızı bekler bizden. Bunca zamandır onunla ilgilenebilecek donanımda olmadığımız için susmuş, beklemiştir bu çocuk. Ama artık onu duyabilecek, görebilecek, elinden tutabilecek; ihtiyacı olan şefkat, sevgi ve ilgiyi ona sunabilecek yetişkin biz olmuşuzdur. Ona bakmamızı, onunla temas etmemizi öylece bekler. Ona sarılmamızı, ne zaman ihtiyaç duysa her zaman yanında olacağımızı, ona iyi gelen her şeyle ve herkesle bağ kurmasında yardımcı olacağımızı onu çok sevdiğimizi söylememizi bekler. İçimizde duygusal açıdan yoksun kalmış, incinmiş, yaralı bir küçük çocuk var. Çok sevdiğiniz küçük bir çocuk olduğunu düşünün. O çocukla nasıl ilgilenirseniz kendi içinizde sevilmeye, kabul görmeye, desteğe ihtiyaç duyan çocuğunuzla da öyle ilgilenin. En azından onu dinlemeye çalışın. Sancılı bir süreçtir ancak içinizdeki yalnızlık hissi sizi yaralı çocuğunuza ulaştıracaktır. Sizi yoksun bırakan, sürekli olarak sizin verici olduğunuz ilişkilerden uzaklaşmaya çalışın. Gerçekten sizinle ilgilenen, sizi seven insanların sevgilerini alabilin. Ancak sürekli ilgi, destek, sevgi ve şefkati kendinize sunduğunuzda içinizde size seslenen çocuğu gerçekten duyabilir ve onun yaralarını sarabilirsiniz.

Sevgiler…

Kaynak

Young, J. E. & Klosko, J. S. (1993). Hayatı Yeniden Keşfedin (Çev. Kohen, S. & Güler, D.) Psikonet Yayınları: İstanbul.


Uzman Psikolog Fatma DERELİ’nin yazıları için tıklayınız…


Uzman Psikolog Fatma DERELİ

Ege Üniversitesi Psikoloji bölümünde eğitimini tamamladı. Okan Üniversitesi Yetişkin Odaklı Klinik Psikoloji Yüksek Lisans eğitimini bitirdi. Mesleğine dair araştırmalar, katıldığı kongreler ve eğitimleri bulunmaktadır. Sancaktepe Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nde 2017 Ocak itibari ile çalışmaktadır.