Dürülü Alem – Adem

Cenab-ı İmam Ali efendimiz buyurur ki, “Adem, dürülmüş alemdir.” Alemde ne varsa Adem’de de bir benzeri vardır. Bu söze binaen ehl-i tasavvuf ve ehl-i Batın, insanı incelemeye koyulmuş ve birçok hususu vücudun yapısıyla eşdeğer kabul etmişlerdir. Vücut şehri olarak da adlandırılan bedenle ilgili kitaplar, nefesler yazılmış ve bu eserler günümüze kadar ulaşmıştır. “Ben size şah damarınızdan daha yakınım.” ayeti referans alınarak, gönlün Tanrı’nın konağı olduğu çıkarımında bulunulmuş, başta gönlün temizlenmesi olmak üzere bedenin temiz tutulması gerektiği telkin edilmiş ve salike belli ritüeller önerilmiştir. Birçok ekol, Tanrı’nın nurunun güzel yüzlülerde tecelli ettiğini ve kamil insana secdenin hak olduğunu öne sürmüştür.

Belli başlıklar altında insan bedeni ile özdeşleştirilen motifleri incelemeye gayret edeceğiz.

Dört Irmak

Tevrat, cennet bahçesi Aden’de dört büyük ırmak olduğunu aktarır.

“10-Aden’den bir ırmak doğuyor, bahçeyi sulayıp orada dört kola ayrılıyordu.
11-İlk ırmağın adı Pişon’dur. Altın kaynakları olan Havila sınırları boyunca akar.
12-Orada iyi altın, reçine ve oniks bulunur.
13-İkinci ırmağın adı Gihon’dur, Kûş sınırları boyunca akar.
14-Üçüncü ırmağın adı Dicle’dir, Asur’un doğusundan akar. Dördüncü ırmak ise Fırat’tır.” (1)

Kur’an-ı Kerim’de, Muhammed suresinin 15. ayetinde cennet nehirleri şöyle tasvir edilmektedir:

“Sakınanlara vaat olunan cennetin durumu şöyledir: Orada, bozulmayan sudan ırmaklar; tadı bozulmayan sütten nehirler, içenlere lezzet sunan bir şaraptan nehirler, süzme bir baldan oluşan nehirler var.”

Batınîler, cennet ve cehennemin bu dünyada olduğu kanısında olduklarından, bu dört nehirle insan vücudunu karşılaştırarak şöyle bir yorumda bulunurlar: İnsanoğlu anne rahminde iken cennettedir. Cennette; çalışmanın olmadığı, besin kaygısı çekilmediği ve hiçbir sıkıntıya maruz kalınmadığı rivayet edilir ki bu şartlar, rahimde olan bebeğin koşulları ile aynı özelliktedir. Bebek doğum vakti geldiğinde cennetten kovulur ve dünyaya düşer. Cennetin dört ırmağı da bu noktada açıklanır ki, su vücudun olmazsa olmazı olan sıvıdır, kan şarap ırmağı, süt zaten bebeğin temel besini, bal ise kandaki glikozdur. Dolayısıyla bebeğin cennetin dört ırmağından da beslendiği bu şekilde açıklanmaktadır.

İsmailîlerin önemli kaynaklarından biri olan ve İmam Muhammed Bakır’ın sözleri olarak aktarılan Ümmü’l Kitap isimli kitapta bu dört ırmak ile ilgili farklı eşleştirmeler yapılmaktadır:

 “Görme, süt ırmağı gibidir. İşitme, bal ırmağı gibidir. Koku alma, şarap ırmağı gibidir. Konuşma, su ırmağı gibidir.” (2)

“Hayat suyu, onların yüce Tanrı’yı öven nutuklarıdır. Şarap ırmağı, onların yararlı ilimleridir. Süt ırmağı, onların gizli (bâtın) ilimleridir. Bal ırmağı, onların vahiy ilimleridir.” (3)

Dört simgeselliğini cennet ırmakları üzerinden hemen fark etmek mümkündür. Birçok eşleştirmede, simgesel anlamlar için ideal simgeler olduğu ortadadır.

Vücut Şehri

Sufîler, insan bedenini bir mabet veya şehir olarak tasvir etmişlerdir. Kelamlarında ve şiirlerinde şehir kavramı üzerinde durmuş, hatta vücudu inceleyerek özellikle sayılar üzerinden çıkarımlarda bulunmuşlardır. On iki kapılı şehir ifadesi ile bedendeki belirli noktalar ifade edilmektedir. Bu on iki noktanın yedisi kafada, beşi de vücutta bulunmaktadır. Kafada bulunan bu yedi nokta, iki göz, iki kulak, iki burun ve bir ağız olmak üzere yedidir. Vücuttaki noktalar ise; iki göğüs ucu, bir göbek deliği ve iki edep yeri olmak üzere beştir ki bunların toplamı on iki eder. Bhagavat Gita’da ise bu noktaların sayısı dokuz olarak verilmektedir.

“Bedenlenmiş canlı, ilkel doğasına (beş duyusuna) hükmederse ve tüm faaliyetlerini şuurunda yadsırsa, dokuz kapılı şehrinde (maddesel bedenin içinde) mutlu yaşar. O, ne faaliyette bulunandır, ne de faaliyetin nedenidir.”(4)

Kafada bulunan yedi nokta, fatiha suresinin yedi ayeti ile özdeşleştirilmiş ve insan suretinin kutsallığına bu nedenle atıflar yapılmıştır. Bazı nefeslerde yüzün güzelliği ve mükemmelliğine atıflar yapmak için nefesler yazılmıştır:

Güzel cemalini gördüm beğendim,
Yazılmış hatlara sadr-ı Bismillah,
Kud(u)retten var eylemiş zatını,
Gören feryat eder teberek Allah
Virani Baba

Veşşems-i vedduha yüzlerin ayet
Kaşların imrandır gözlerin Tevrat
Zebur’da gördüm bir gizli hikmet
Derc edip İncil’i Kuran’a çektin
Sıtkı Baba

Yüzdeki hatlar ve şekiller en çok Hurufî ekolüne bağlı şairlerce incelenmiş ve bu şairlerin şiirlerinde, arabî harfler ile benzerlikler ön planda tutulmuştur.

Seyyid Nesimî’nin;

“Seni bu hüsn-ü cemal, bu kemal ile görüp,
Korktular Hakk demeye, döndüler insan dediler.” beyiti, bu cemal düşkünlüğünün zirve noktalarından birini ifade eder.

İnsan’ın yüzü kadar bedeni ve çalışma sistemi de simgesellikten nasibini almıştır:

“Koku alma (ruhu)na ulaşınca Merve’ye ulaşmış olur. Görme (ruhu)na ulaşınca Sefaya ulaşmış olur. Sefa’dan Merve’ye ve Merve’den Sefa’ya yedi kez koşmak, gözün yedi tabakasıdır.” (5)

“Kalp adı verilen bu yeryüzü, dört tabiatın arasında durmaktadır. Su, nemdir; hava, kandır; ateş, safradır; toprak, sevdadır. Ay feleği, kemiklerin iliğidir; Merkür feleği, kemiklerdir; Venüs feleği, yağlardır; Güneş feleği, damarlardır; Mars feleği, kandır; Jüpiter feleği, ettir; Satürn feleği, deridir; Okyanus (muhit) feleği ise nâtıka (konuşan/bilinçli) hayat ruhudur. Çünkü her felekte onu tespih etmektedirler. [Her biri bir yörüngede yüzmektedir.] On iki burcun altı tanesi yeryüzünün üzerinde dönmektedir. Baş, koç burcudur; Boğa burcu, boyundur; İkizler burcu, ellerdir; Yengeç burcu, göğüstür; Karın, başak burcudur; sırt (başak burcudur). Bu altı burç, kalbin üzerinde durmaktadır. Kalbin altında da altı burç vardır. Göbek, terazi burcudur; duyarga[sürun?], akrep burcudur; yay burcu, bacaklardır; oğlak burcu, dizlerdir; kova burcu, baldırlardır; balık burcu ise ayaklardır.” (6)

“Öğle namazı, dokunmadır; İkindi namazı, konuşmadır; Akşam namazı, koku almadır; Yatsı namazı, görmedir; Sabah namazı, işitmedir.” (7)

Bu şehrin sarayı gönüldür. O sarayda ise en yüce sultan için taht vardır. O’nun bu saraya gelmesi için ise nefsani duyguların yok olmaya yüz tutmuş olması gerekmektedir.

Nefeslerde geçen “Canlı Cami” ibaresi de bu konuya ışık tutacaktır:

“Bu canlı camide kim kıldı namaz,
Selâ verip döndüğünü gördün mü?”

Genel İslam literatüründe dört büyük melekten bahsedilmektedir. Bu melekler sırasıyla Cebrail, Azrail, Mikail ve İsrafil’dir. Bu isimlerin baş harflerinin bir araya gelmesi ile “cami” kelimesi ortaya çıkar. Peki bu cami’nin canlı olması neyi ifade eder? Dört büyük melek, insandaki dört önemli yönü simgelemektedir. Cebrail, cüzi aklı temsil eder. Diğer meleklerin de simgeleri mevcut olmakla birlikte burada açıklamaya girmeyeceğiz. Bu meleklerin saflaşmış gönülde zuhuru, insanın canlı cami olmasını ifade eder ki böyle bir kişi kamil insan olmuş demektir.

Muhammet Ali’nin aslın sorarsan
Taç Muhammet ismi baş ile geldi
Eğer Hakkı öz kalbinde bilirsen
Hatice Fatıma kaş ile geldi

Gözde bir nokta var Ali bilesin
Fehm eyle ki kendi kendin bulasın
Cavidan ilminden haber alasın
Hasanla Hüseyin guş ile geldi

Kirpikler Zeynel’dir secdeye inan
Bakırdır burnundan kokuyu alan
Cafer’dir yüzünde balkıyıp yanan
Yedi hat içinde beş ile geldi

Bıyıktır sakaldır Kazımı Rıza
Taki’dir dudaktan dersini yaza
Ağzının suları Naki’den sıza
Hasan-ül Askeri diş ile geldi

Dillerde söylenen Mehdi’dir meğer
Sıtk ile sevenin kalbine doğar
Mümin müslim anın hayalin çeker
Ah eder gözleri yaş ile geldi

Münkir münafıklar bu sırra ermez
Aldanır kazaya fehmine varmaz
Gaipde çağırır adem de bilmez
Dolar bir mescide boş ile geldi

Adem değil midir hatem-ül-mühür
Anı hak bilmeyen mutlaka kafir
Fedayi çağırır hallak-ül-gafur
Sevdası serimde cuş ile geldi

(1)– Tevrat, Tekvin Bölümü
(2)- Ümmü’l-Kitab
(3)- Ümmü’l-Kitab
(4)- Bagavat Gita
(5)- Ümmü’l-Kitab
(6)- Ümmü’l-Kitab
(7)- Ümmü’l-Kitab


Ali PURTAŞ’ın yazıları için tıklayınız…


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

19 + 20 =