İslamiyette Hayr’ünnisa yani Hayırlı Kadınlar olarak bilinen kadınları şöyle sıralayabiliriz: Musa peygamberi yetiştiren Asiye Ana, İsa peygamberin annesi Meryem Ana; Muhammed peygamberin annesi Amine Ana, eşi Hatice Ana ve kızı Fatıma Ana.

Bu hayırlı kadınlar arasında İslam coğrafyası içinde özellikle Anadolu’da, Fatıma Ana’nın yeri daha özeldir. Bir önceki yazımızda bahsettiğimiz Ana kültlerinin bir varyantı olma ihtimali de olmasına karşın, tarihi kişiliği daha net olan Fatıma Ana’ya duyulan sevgi belirgindir. Anadolu’da özellikle kadınların dualarında Fatıma Ana’yı da anmaları önemli bir ayrıntıdır.

Ehl-i Beyt sevgisinin yoğun olduğu inanç akımlarında Fatıma Ana sevgisi doğal olarak daha ön plana çıkmakta, Fatıma Ana kadınlar için örnek teşkil etmektedir. Bazı anlatılar Meryem Ana’da olduğu gibi biraz mit-menkıbe karışımı olsa da anlatıların alt metinlerinde verilmek istenen mesajlar  büyük önem teşkil etmektedir. Örneğin; İsmailî kaynaklardan biri olan Ümm’ül Kitab isimli eserde geçen şu anlatım Fatıma Ana’nın kutsiyetini ön plana çıkarır.

“…Sonra dergâhın vahiy ruhu olan Cebrail onları Firdevs cennetine gönderdi. Binlerce renkle süslenmiş, bir tahtın üzerine oturmuş, başına taç geçirmiş, kulaklarına iki halka takmış ve belinde kılıç olan bir suret görürler ki o suretin nurunun ortaya çıkmasıyla Firdevs cenneti parlamaktadır. Bu isyancılar, o suretin kim olduğunu bilmeyi arzuluyorlardı. Ruhlar ruhu(ruhu’l ervah) bu suretin ezeli olan, sonların sonu divanından olduğunu ve bütün yüceliklerin yücesinde bulunup bu cennette zuhur ettiğini onlara gösterdi. O, Fatıma’nın suretidir, onun tacı Muhammed’dir; küpeleri, Hasan ve Hüseyin’dir; kılıcı, inananların sultanı (emirülmüminin) Ali’dir; tahtı ise Yüce Tanrı’nın tahtı olan kudret mekânıdır. Sonra onların hepsi o suretin yüceliğini tasdik ediyorlardı.” (1)

Alevi-Bektaşi süreğinde, Ehl-i Beyt’in yaratılan ilk nurlar olduğuna inanılır. Ehl-i Beyt’in ortak noktası Fatıma’dır ve bu anlatı da onu simgeleştirerek anlatmıştır. Hepsini kapsayan ve kucaklayan, rahim olan Ana motifinin ince bir işçiliğidir.

Fatıma Ana için anlatılan başka bir anlatı ise Fatıma Ana’nın Kerbela katliamının hesabını mahşer gününde soracağı ile ilgilidir. Yine bu anlatıya göre mahşer gününde kadınlara şefaat edecek olan, Fatıma Ana’dır.

“Peygamber efendimize Cebrail gelir ve iki elma(bazı anlatılarda üzüm) verir. Elmalardan biri yeşil diğeri ise kırmızıdır. Cebrail, Peygamber’e önce: “Yeşil elmayı Hasan’a, kırmızı elmayı Hüseyin’e ver!” der ve ekler “Gün gelecek Hasan zehirlenecek, Hüseyin ise boynu kesilerek öldürülecektir.” Peygamber, bu haberi alınca hayli hüzünlenir ve bir süre etkisinden kurtulamaz, zira torunlarını katledecek olanlar yine kendi ümmetidir. Babasının üzgün hallerini gören Fatıma Ana bu halin sebebini öğrenince feryat edip ağlamaya başlar. Babası kızının feryadına dayanamaz ve ağlamamasını söyler. Fatıma tek bir şey ister. Evlatlarının hesabını mahşerde kendisi soracaktır. Ayrıca kadınlara da şefaatçi olacaktır.” Konuşmanın sonunda Cebrail müjdeli haber ile gelir. Fatıma’nın isteği kabul olmuştur.”

Ehl-i Beyt kadınları arasında Fatıma Ana’dan sonra ön plana çıkan başka bir kadın, feryadı yüzyılları aşarak bu günlere kadar ulaşan Zeynep Ana’dır. Mücadele ve kıyamın temsili olan kardeşi İmam Hüseyin ile  yan yana anılır adı. İslamın selameti için serini veren İmam Hüseyin’in misyonunu yayan kadın Zeynep Ana’dır.

Kerbela katliamından sonra Şam’a, Yezit’in sarayına götürülen Ehl-i Beyt kadınları, Yezit’in önüne getirilmiş ve Zeynep Ana burada müthiş bir hitabet ile Yezit’e zalimliğini anlatmıştır. Hayatının sonuna kadar da Kerbela katliamını ve İmam Hüseyin’in misyonunu anlatmaya devam etmiş bu sayede büyük acının halen devam etmesine vesile olmuştur.

Yüzyıllar sonra başka bir Fatıma, Anadolu’da kadınlardan oluşan ve Ahi teşkilatı ile ortak paydalarda buluşan bir teşkilatlanma içerisine girdi. Bacıyan-ı Rum denilen bu teşkilat ekonomik bir güce de sahip olup Kayseri civarında söz sahibi idi. Ahiler gibi üretimde yer alıyorlar, gerektiğinde kılıç kullanmaktan geri kalmıyorlar ve savaş eğitimi de alıyorlardı. At binen ve ok atan bu kadınları ünlü seyyah İbn Batuta da görmüş olacak ki Seyahatname’sinde bu durumu garip karşılamaktadır. Arap coğrafyasında kadın ikinci sınıf insan gibi iken Anadolu’da Türk kadınlar sosyal hayatın içinde en az erkekler kadar yer ediniyorlardı. Dolayısıyla seyyah bu durumu garip karşılıyordu.

“Bu ülkede bir zâviye veya bir eve indiğimizde, komşularımız, kadın olsun, erkek olsun durumumuzu soruştururlardı. Burada kadınlar erkeklerden kaçmazlar.” (2)

Bacıyan-ı Rum’u kuran Fatıma Bacı’nın kim olduğuna dair farklı veriler olmakla birlikte Tarihçi Mikail Bayram, Evhadüddin Kirmanî’nin kızı olduğunu, kocasının ise yine Ahilerin piri olan Ahi Evran olduğunu yazmaktadır. Hacı Bektaş’ın Vilayetname’sinde geçen Kadıncık Ana’nın da yine aynı kadın olduğunu söyler. Bacıyan-ı Rum’la ilişkisi tartışılan Kadıncık Ana’nın Alevi-Bektaşi süreğinde yeri biraz daha farklıdır. Özellikle vilayetnamelerde anlatılanlara bakılırsa kendisi, Erenler’in kilometrelerce uzaktan verdiği selamı duyabilecek kadar mânâdan haberdar biridir. Hacı Bektaş Veli’nin hakka yürümesinden sonra da tarikat emanetlerini alıp bir süre dergahı da yönetmiştir. Ta ki Abdal Musa gelene kadar.

Özetlersek, kadının tarihi iyiden kötüye doğru gelişim göstermiştir. İlk kadınlara yüklenen kötülük misyonu(Havva’nın yasak elmaya teşviki) ve ikinci sınıf insan yorumu (Havva’nın kaburga kemiğinden yaratılması yalanı),  zamanla yerini doğurganlığın ve bereketin simgesi Tanrıçalara bırakmış ve nihayet İslamiyet ile kadına bakış daha da yücelmiştir. Gel gör ki cahiliyenin zihniyeti tamamen yok olmadığından, zamanla kadına verilen haklar kaybolmuş ve bugün özellikle Arap coğrafyasında son halini almıştır.

Daha pek çok işler başarmış ama adı gizli kalmış kadın varken, tarih hak ettikleri saygıyı yavaş yavaş kazanmalarını defterine not etmiştir. Dünyanın her yerinde kadınlar bazen hor görülmüş, bazen ülkeler yönetmeye muktedir olmuşsa da Anadolu kadını her demde kendisini bir adım öne atabilmiştir. Milli Mücadele’de, Kurtuluş Savaşı’nda “Önce Vatan!” deyip hiçbir koşula aldırmadan canı pahasına savaşmış ve ayrıcalıklı kimliğini ortaya koymuştur. En medeni denilen ülkelerde dahi seçme ve seçilme hakkı kadınlara ait değilken, Anadolu kadını bu hakkı da kazanmıştır.

Tüm kadınların aynı haklara kavuştuğu yarınların gelmesini umut ediyoruz…

(1) – Ümmü’l- Kitab

(2) – İbn Batuta Seyahatnamesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

four × four =