Yaratılış Mucizesi: Dokunmak

Bugün sizinle her derde deva olan bir şifa kaynağından söz etmek istiyorum. Öncelikle “Tüm dünyada hiç bir yan etkisi olmadığı gibi faydaları saymakla bitmeyen, her şeye şifa olan ilaç nedir?” diye sorsam sanırım çok çeşitli cevaplar alırım. Ancak altını en iyi dolduran cevap “dokunmak”tır. Çünkü beyindeki temel olumlu duyguların gelişimi, dokunmak ve sarılmakla oluyor.

Dokunmak, “serebellar ” beyin sistemini etkiliyor. Bu bölge güven ve şefkatin kaynağı ve öğrenildiği bölge olarak hayati bir önem arz ediyor.

Sarılmak, biz ve sevdiklerimiz arasındaki bağlantıyı en kısa sürede kurmamızı sağlarken “yalnız değilim” duygusunu hissettirir daima… Değerlilik duygusunu hissettirir ve geliştirir. Bütün ikili ilişkileri sağlamlaştırır. Onay ve kabul gördüğünüzü hisseder ve hissettirirsiniz. En başta kendinizi iyi hissedersiniz ve karşınızdaki kişiye de aynı duyguyu iletirsiniz. Kendinizi ifade etmek için en etkili ve en basit yöntemdir içten olduğu sürece… Dokunmak kadar güçlü bir bağlayıcı yoktur.

Dokunmak bütün canlıların bir su kadar ihtiyacı olan şeylerden biridir. Yaşamın en güzel yanıdır.

Yaşadığımız sürece hepimizin duygusal ve fiziksel boyutta şefkate ihtiyacı vardır. İşte, sarılmak fiziksel ve duygusal şefkatin adıdır. Samimiyetle yapılan bir sarılma, dünyanın en iyi terapisidir ve en büyük şifa kaynağıdır, mucizenin adıdır.

Sarılmak, eşler arasındaki en sağlam iletişim kanalıdır. Birbirine sürekli dokunarak iletişim kuran çiftlerin tartışma olasılığı minimum durumdadır. Sevginin en güzel halidir aslında. Çiftlerin bu davranışı çocuklarına aktarmaları onlara verebileceklerini en kıymetli miras niteliğindedir.

Birçoğumuz bunun farkında değiliz ama hayatımızda dokunulma eksikliği yaşadığımızda bunu profesyonel dokunucularla telafi etmeye çalışırız. Örneğin; hem ruhsal hem de fiziksel bir hastalıkla karşı karşıya kaldığımızda soluğu işin ehlinde alırız. Bu durumda doktorlar, kuaförler ve masörler profesyonel dokunuculardır. Onlara ihtiyaç duyduğumuzda mutlaka ruhumuzun hasta olduğunu ve şifa beklediğini unutmamamız gerekir.

Öte yandan dokunulmaktan hoşlanmayan insanlar da yok değildir. Bu insanların çoğu da çocukluk döneminde travma yaşayan aileler arasında çıkmaktadır. Ebeveynlerine hiç sarılma şansı olmamış bir çocuk, yetişkin olduğunda evlatlarına hiç sarılmamış bir ebeveyn olarak, bu eksikliği gelecek nesillere aktarmaya devam edecektir. Ta ki bu eksikliği fark edip şifa bulana kadar. Bu sebepten dolayı bazı insanlar bu duygudan yoksun kalır, kendisini ve çevresini kimi zaman mutsuz eder. Yapmaları gereken tek şeyse dokunmak… Bu insanların kucaklaşmaya, dokunmaya ve sarılmaya ihtiyacı vardır. Çünkü ruhlarındaki eksiklik “dokunulmamaktan” kaynaklanmaktadır. Bunun farkına vararak içtenlikle yapılan her dokunuş, ruha ve bedene şifa olarak geri dönecektir .

Unutmayalım ki her canlının dokunulmaya ihtiyacı vardır. Hazır şansınız varken vakit kaybetmeden kucaklaşın sevdiklerinizle, kucaklaşın hayatla. Dokunun hayata, dokunun hayatlara… Ve sakın geç kalmayın, zira hayat bir gün o şansı elimizden alacaktır…

Farkındalığınız ve ışığınız daim olsun…