Eskiden çocuk denince akla “sokakta ip atlamak, yakar top ya da kör ebe oynamak” gelirdi. Şimdi ise çocuklar evlerde telefon ve bilgisayarların başına kanalize oldular. Bir de buna “marka bağımlılığı” eklenince maalesef çocukluğun vermiş olduğu masum doğalarından git gide uzaklaşır oldular. Çocuklara marka reklamlarında, “sen farklısın, kendi tarzını yarat, farkını ortaya koy” gibi mesajlar empoze edilmeye başlandı. “Ay ne güzel olmuşsun, prensese benzemişsin; Tıpkı yakışıklı bir prens gibi olmuşsun…” şeklindeki övgülerle bizler de farkında olmadan bu algıyı destekledik. Çocuklarımıza, “Değer görmem için güzel giyinmeliyim.” algısını aşıladık!

Sonra Ne Oldu?

Çocuklar oyun oynamaları gereken bir yaşta, başka kaygılarla baş etmek durumunda kaldılar.

Güzel görünmek onların en önemli meselesi haline geldi.

Sahte bir yetişkin rolü üstlendiler. Tıpkı yetişkinler gibi, dış görünüşünden dolayı arkadaşlarını dışlamayı ve ön yargılı olmayı öğrendiler.

Marka Tutkusu Nedir?

Marka tutkusu, tüketicinin her satın almada sadece belli markaları tercih etmesiyle tanımlanmaktadır. Marka tutkusunun altında belli başlı nedenler yatmaktadır. Bu nedenler arasında, özellikle markanın diğer kişiler üzerinde yaratacağı etki, bir giyim tarzı yaratarak kendini değerli ve özel hissetme çabası gibi nedenler yer almaktadır.

Çocuklar Markalaşma Sürecinden Nasıl Etkileniyor?

Medya organlarında, çocuk karakterlerin gerek kıyafetlerine gerekse takılarına ve makyajlarına atfedilen cinsiyetçi anlam nedeniyle çocuklar; küçük beyler ve kadınlar gibi davranmaya teşvik ediliyor.

Çocukluk çağı süreç olarak kısalıyor ve çocuklar erken yaşta birer yetişkin gibi davranmaya başlıyor.

Medya organlarının propagandaları ve toplumsal beklentiler çocuklar üzerinde psikolojik bir baskı yaratıyor. Bu sebepten ötürü, çocuklar markanın yarattığı imajı her şeyden üstün tutuyorlar.

Arzu edilen markaya ekonomik nedenler yüzünden sahip olamayan çocukların ruh sağlığı bu durumdan olumsuz yönde etkileniyor. Sonuç olarak karşımıza hayal kırıklığına uğramış, özgüven eksikliği olan ve kendilerini yetersiz hisseden çocuklar çıkıyor.

Maalesef çocuklar arasında bu yaşta olmaması gereken bir “sosyal sınıf farkı” oluşuyor. İlgili markalardan giyinme imkanı olmayan çocuklar, arkadaşları tarafından dışlanabiliyor.

İlerleyen süreçlerde, çılgınca bir tüketim tutkusu olan ve estetik kaygılar taşıyan ergenler yetişmeye başlıyor.

Anne ve Babalar Çocuklarını Bu Modern Tehlikeden Nasıl Koruyabilir?

Çocuklarınızı marka tutkusunu aşılayan reklamlardan uzak tutun.

Arkadaşlarının dış görünüşlerine değil, daima kişilik özelliklerine vurgu yapmaya özen gösterin.

Dış görünüşe yüceltici ve abartılı yorumlar yapmak; çocukta, “Yalnızca güzel giyindiğimde değer görürüm.’ algısına yol açar. Çocuğunuz kıyafeti ile ilgili bir onay beklediğinde, “Harika olmuşsun, çok güzel olmuşsun, prenses ya da prens gibi olmuşsun.” gibi ifadelerden uzak durun. Bunun yerine, “Görüyorum ki bugün mavi bir elbise giymişsin, saçını örmüşsün, siyah ayakkabını giymeye karar vermişsin.” gibi yalnızca kıyafetini betimleyen ifadeler kullanın.

Çocuğunuzun olumlu özelliklerinin bilincinde olun ve bu özelliklere vurgu yapmayı unutmayın. Çocuğunuza dış görünüşüyle değil, kişiliğiyle değerli olduğunu hissettirin.


Uzman Pedagog Elda Ayşe TATLI‘nın yazıları için tıklayınız…


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

six + thirteen =