“Çocuk oyunları, hayatın bir çekirdeğidir. Bütün insanlar orada gelişir, büyür. İnsanın en güzel ve en olumlu yetenekleri orada yükselir.” Friedrich Fröbel (Çocuk ve Oyun)

Çocuklar doğdukları andan itibaren yaşadıkları çevreye özel bir ilgi ve merak duyarlar. Çevreden gelen uyarıcılar sayesinde çocuklarda önce çevreyi gözlemleme ihtiyacı gelişmektedir. Gözlemledikleri çevreyi keşfetme ihtiyacında ise oyun devreye girer. Oyun, çocuğun en doğal öğrenme aracıdır ve aynı zamanda oyun çocuklar için keşfetmek, öğrenmek ve kendini ifade etmek demektir. Oyun, çocuğun dış dünyaya açılmasını sağlayan bir pencere gibidir. Çocuk; çevresini, kendisini ve dünyasını oyun sayesinde tecrübe etmektedir. Her çocuk iç dünyasında kurguladığı düşünceleri ya da hayalleri dış dünya ile paylaşma ihtiyacı duymaktadır. Çocuklar erken çocukluk döneminde henüz soyut düşünme yeteneğine sahip olmadıkları için kendilerini en iyi somut bir araç sayesinde, yani oyun yoluyla dış dünyaya yansıtabilmektedirler.

Piaget, çocuklarda yaşa göre farklı oyun evreleri gözlemlemiştir. Bu evreler bize çocukların hangi yaş döneminde ne tür oyun çevrelerine ihtiyaçları olduğunu güzel bir şekilde göstermektedir.

Alıştırmalı Oyun Dönemi (0-1): Yeni doğan bebekler genellikle kendi bedenleriyle oynarlar. Ayaklarına, ellerine bakarlar ve uzuvlarını hareket ettirirler. Ellerini ağızlarına götürmekten zevk alırlar. Aynı zamanda parlak ışık ve renklere karşı da duyarlıdırlar. Bu dönemde çıngırak, bebek için önemli bir oyuncaktır. Zıt renkler de bebeklerin oldukça ilgisini çeker ve bebekler bu nesnelere ulaşmaya çalışırlar. Bir yaşına kadar çocuklar için yumuşak pelüşler, ağızlarına alabilecekleri diş halkaları ve belirgin renkteki oyuncaklar idealdir.

Sembolik Oyun Dönemi (3-10): Çocuğun hayal gücünün geliştiği bir dönemdir. Çocuğun sembolik oyun dönemine geçebilmesindeki en önemli faktör, çocuğun görebildiği nesneleri kafasında hayal edebilmesidir. Bu nedenle çocukların gözlem gücünü ve günlük olayları kavramasını sağlayan oyuncaklar tercih edilmelidir. Örneğin; bebekler, mutfak aletleri, doktor araç gereçleri, hayvanlar, legolar, arabalar, tamir aletleri vb. Bu dönemin karakteristik özelliği, çocukların ellerindeki oyuncakları farklı nesnelere dönüştürebilmeleridir. Örneğin; oyunda bir blok tahta, bir kamyona ya da bir çekice dönüşebilmektedir. Çocukların sembolleştirme yeteneği, bilişsel gelişimleri ile paralel şekilde ilerlemektedir.

Kurallı Oyun Dönemi (10 yaş ve sonrası): Piaget’e göre okul öncesi dönemde çocukların oyunlarında kural kavramının olmadığını söyler. Çocuk 10 yaşından itibaren kuralların konuluş amacının ve kuralların değiştirilebileceğinin farkına varmaktadır. Bu sayede çocuk, sosyal çevre tarafından kabul görmenin öneminin de farkına varmaktadır. Sembolik dönemden kurallı oyun dönemine geçiş için çocuğun başka bireylerle sosyal iletişim halinde olması gerekmektedir. Bu dönemde çocuk, yetişkinlerin yönergelerine ihtiyaç duymaksızın toplumsal kurallara uymaya başlamaktadır. Bu sebeple çocukların oyunlarında da kurallar hakim olmaya başlamaktadır. Her çocuk grup içinde kabul görmek ve gruba uyum sağlamak amacıyla konulan kurallara uymaya özen göstermektedir. Bu dönemde çocuklara özellikle grup halinde oynayabilecekleri ortamlar sağlanmalıdır. Örneğin; bir takımda futbol oynamak, çocuğun hem kurallara uymayı tecrübe etmesini sağlamakta hem de sosyal çevre ile olan iletişimini güçlendirmektedir. Oyun aynı zamanda çocuğun bilişsel, duygusal ve sosyal alandaki gelişimine de önemli bir katkı sağlamaktadır.

Bilişsel Gelişim: Oyun, çocukların yaşamlarını bağımsız bir şekilde sürdürmeleri için gerekli olan bilişsel yeterlilikleri kazanmalarını sağlamaktadır. Bir konu üzerinde odaklanma, sebep sonuç ilişkisi kurma, problem çözme, yeni fikirler üreterek bir oyunu manipüle etme gibi birçok bilişsel yeteneği, çocuk oyun sayesinde kazanabilmektedir. Ayrıca nesneleri büyüklük, uzunluk ve renklerine göre ya da nesneleri farklı şekillerine göre ayırt etme gibi birçok matematiksel öğrenme, yine oyun sayesinde gerçekleşmektedir.

Anaokulundaki Ahmet ve Kerem legodan savaş gemisi yaparak oynamaya başladılar. Kerem ısrarla gemilerini dalgalarla yarıştırmaları gerektiğini söyledi. Ahmet ise bu fikre biraz şüpheli yaklaştı ve Kerem’e, ‘Ama dalgalar gemilerimizi ya parçalarsa?’ diye sordu. Kerem, ‘Bir şey olmaz, gemilerimizi yakınlaştıralım, ben senin gemini korurum.’ dedi. Ahmet heyecanla, ‘Aklıma güzel bir fikir geldi, gemilerimizi iple birbirine bağlayalım, böylelikle birbirimizden güç alırız.’ dedi. Kerem bu fikri çok beğendi ve ip istemek için öğretmenine yöneldi. Bu oyunda Ahmet Kerem’e yeni fikirler sunarken, Ahmet karşılaşacakları problemleri ifade etti. Daha sonra birlikte tartışırken, sorunu çözmek için yeni stratejiler geliştirdiler. Böylelikle oyunda bilişsel açıdan birçok öğrenme gerçekleşti.

Duygusal Gelişim: Oyun, duygusal gelişim açısından önemli olan birçok kişilik özelliğini de çocuğa kazandırmaktadır. Örneğin; zorlu bir oyunda başarılı olmak için dirayet göstermeyi, bir oyunda yenilgiden sonra yaşanan hayal kırıklığına katlanmayı, çocuk oyun sayesinde tecrübe etmektedir.

Ayrıca oyun, yaşanan pozitif ve negatif duyguları dışarıya vurmamızı da sağlamaktadır. Çocuklar yaşadıkları sevinç, üzüntü ya da neşe gibi duyguları yine oyun sayesinde ifade edebilmektedirler. Ayrıca yoğun düzeyde öfke duygusu yaşayan bir çocuk, oyun sayesinde sakinleşebilmekte ve bu sayede yine duygularını kontrol altına alabilmeyi öğrenmektedir. Bu bağlamda oyun, negatif duyguları dışa vurmayı da mümkün kıldığı için ruhsal durumu tedavi edici bir fonksiyona da sahiptir.

Merve sabah okula geldiğinde çok mutsuzdu. Sabah çok sevdiği kitabını teyzesinde unuttuğunu fark etti. Hâlbuki bu kitabı anaokulunda arkadaşlarına göstermeyi ne kadar da çok istemişti. Öğretmenin de teşvikiyle lego köşesinde oynamaya başladı. Onu üzen bu konuyu oyununda öğretmenine birkaç kez canlandırdıktan sonra tekrar neşesi yerine gelmişti. Arkadaşlarının yanına giderek evcilik oynamaya karar verdi.

Sosyal Gelişim: Oyun, aynı zamanda çocuğun sosyal bir birey olmasına önemli bir katkıda bulunmaktadır. Çocuk oyun oynarken başkalarının fikirlerine saygı duymak, kurallara uymak, haksızlıklarda kendini ya da bir başka arkadaşını savunmak gibi birçok durumu bizzat yaşamakta ve sosyal yeteneklerini geliştirmek için birçok fırsat yakalamaktadır.

Son Söz: 19. Yüzyılda yaşamış ve günümüzdeki modern çağ çocuk eğitimine katkıda bulunmuş Pestalozzi, Fröbel, Freinet ve Montessori gibi birçok pedagog, çocukların didaktik bir ortamda eğitim görmelerine şiddetle karşı çıkmışlardır.

Didaktik ortam, çocuğun pasif bir varlık olarak görüldüğü ve öğrenmenin, bilginin çocuğa direkt öğretmen tarafından verilmesi ile gerçekleştiği bir ortamdır

Alternatif eğitim metotlarına ışık tutan birçok Pedagog’a göre çocuklar kendi hayatlarını başkalarından bağımsız ve mutlu bir şekilde idame ettirmek için gerekli olan yeterlilikleri kendileri kazanabilmektedir. Bu bağlamda bizim eğitmenler ve ebeveynler olarak en önemli görevimiz –yukarıda ifade edilen didaktik öğreticilikten uzak durarak– çocuklara kendilerini şekillendirebilecekleri uygun çevreleri oluşturabilmektir.

Elif Öğretmen didaktik öğreticilikten uzak duran bir öğretmendi. Çocukların gerekli bilgiyi sistemli bir eğitmen teşvikiyle, serbest bir şekilde öğrenebileceğine inanıyordu. Yaptıkları bir doğa gezisinde çocukların en çok farklı böcek türleri ile ilgilendiğini gördü. Bir gün sonra sınıfa kurutulmuş farklı böcek türleri getirdi ve çocuklardan bu böcekleri incelemelerini istedi. Çocuklar heyecanla bu böcekleri incelerken, böceklerin ayak sayıları, uzunlukları, gövdeleri ve renkleri arasındaki farklar gibi birçok yeni şey keşfettiler. Daha sonra böcekleri, kalemlerle ölçerek aralarındaki farkı somut hale getirmeye çalıştılar. Oluşturduğu çevre sayesinde gerçekleşen bu yeni öğrenmeler Elif Öğretmen’i çok mutlu etmişti.


Uzman Pedagog Elda Ayşe TATLI‘nın yazıları için tıklayınız…


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

one × two =