Çikolatanın Tarihi

Çikolata; Mayalar, İnkalar ve Aztekler’in dönemine kadar dayanıyor. Başlangıçta sadece zengin ve zenginler için erişilebilir bir afrodizyak olarak görülüyordu. Daha sonra, yüksek fiyat nedeniyle, çikolatanın yerini kahve ve çay alırken sonuçta çikolata, Avrupa ve Kuzey Amerika da dahil olmak üzere gelişmiş ülkelerde favori bir şekerleme haline geldi. Günümüzde kakao ağırlıklı olarak Batı Afrika, Endonezya ve Sri Lanka’da yetiştirilmektedir. Çikolatanın Tarihi

Geçmişte, sağlık etkileri nedeniyle, Tanrı’nın içeceği ya da bilimsel ismi Theobromakakao’su olarak söylenen kakao ağacının isminin Yunan kelimeleri theo (Tanrı) ve broma (içki) anlamına gelen kelimelerin birleşiminden oluştuğu düşünülüyor. Bu atıf, bir İsveç doğa bilimci Carl VonLinné (1707-1778) tarafından ağaca verildi. Aslında, bu ad Yeni ve Eski Dünya kültürlerinde çikolatanın sosyal, dini ve ekonomik önemini de simgelemektedir.

Amerikan İngilizcesinde işlenmeden önce, kurutulmuş tohumlara ve ağaca ‘kakao’ denirken; normalde işlendikten sonra yani kavurma ve öğütme işlemlerinden sonra ‘kakao’ terimi kullanılır. Çikolata da kavrulmuş kakao tohumlarından hazırlanan bir besindir.

Çikolatanın Sağlığa EtkisiÇikolatanın İçeriği

Yağ: Çoğunlukla koyu çikolatada bulunan yağ, yaklaşık% 33 oleik asit (tekli doymamış),% 25 palmitik asit (doymuş) ve% 33 stearik asit (doymuş) içeren kakao yağıdır. Oleik asit lipit seviyeleri üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir. Doymuş yağlar, toplam kolesterolü ve düşük yoğunluklu lipoprotein düzeylerini olumsuz bir şekilde artırır.

Bununla birlikte, doymuş yağlardan biri olmasına bakılmaksızın, stearik asitinlipid seviyeleri üzerinde herhangi bir etkisi olmayabilir veya lipid düzeylerini artırabilir. Stearik asit ile ilgili bu farklılığın sebebi, hayvansal kaynaklı yağlardan farklı bir doğası olması düşüncesidir.

 Antioksidanlar: Kakao, büyük flavonoidkonsantrasyonları, epikateşin, kateşin ve prosiyanidinleri içerir. Kakao, çay ve şaraba kıyasla maksimum düzeyde flavonoid içerir. Koyu çikolata, sütlü çikolatadan çok daha fazla flavonoid içerir. Dahası, flavonoidlerin biyolojik etkileri, koyu çikolatada daha büyüktür, çünkü sütlü çikolatanın içerisindeki süt, flavonoidlerin bağırsak emilimini yavaşlatabilmektedir.

Azotlu Bileşikler: Azotlu kakao bileşikleri hem proteinleri hem de metilksantinleri, teobromini ve kafeini içerir. Merkezi sinir sistemi uyarıcı, diüretik ve düz kas gevşeticidir.

Mineralİçeriği ve Diğer Özellikleri: Kakao; potasyum, fosfor, bakır, demir, çinko ve magnezyum gibi çikolatanın sağlığa yararlı mineralleri içerir. Çikolata ayrıca içindeki uyarıcı kafein ve teobrominin varlığına rağmen stres azaltıcı olarak işlev gören valerik asit içerir.

Çikolatanın Sağlığa Etkisi

Birçok çalışma, kardiyovasküler hastalıklarda (KVH) kakaonun yararlı etkileri olduğunu öne sürmektedir. Yakın bir tarihte, Zomer ve arkadaşları günlük bitter çikolata tüketiminin, metabolik hastalığı olan hastalarda etkili bir kardiyovasküler önleme stratejisi olabileceği sonucuna varmıştır.

Tansiyona yani kan basıncına etkisi bazı çalışmalarda azaltıcı etki gösterirken bazı çalışmalarda aksine bir kan basıncında değişiklik gözlenmediğini belirtilmiştir.

Diyabeti olan kişilerde çikolatanın insülin direncini azalttığı yönünde çalışmalar da vardır.

Obezite, KVH gelişiminde en önemli risk faktörlerinden biridir. Sıçanlar üzerinde yapılan bir çalışmada 3 hafta boyunca kakao alımına bağlı olarak gözlemlenen trigliserit ve beyaz yağ dokusu üzerinde belirgin bir düşüş gözlemlenmiştir.

Çikolata lipoksigenazenzimlerinin aktif bölgelerine direkt olarak bağlanarak lipoksigenaz yollarını inhibe eder. Antiinflamatuar oluşunun sebebi işte tam olarak budur.

Ayrıca egzersiz öncesi çikolata takviyesinin, egzersiz sonrası fizyolojik ve metabolik değişikliklerin hızlı şekilde iyileşmesiyle sonuçlandığı belgelenmiştir.

Çikolatanın Sağlık Açısından Riskleri

Şaşırtıcı bir şekilde, çikolata tarafından yaratılan olumsuz etkilere dair literatür, çikolatadan fayda sağlayan birçok çalışma ile karşılaştırıldığında kıttır. Birkaç çalışmada çocuklarda çikolatanın alerjik reaksiyonları belgelenmiştir. Çikolata, özofagussfinkter kasını rahatlatan, dolayısıyla mide asidi içeriğinin özofagusa girmesine izin vermektedir. Bu da reflüsü olan kişilerin çikolata tüketme konusunda dikkatli olmaları anlamını taşır.

Çikolata ve Stres

Çikolata’da uyanıklığı teşvik eden birkaç biyoaktif bileşik vardır. İsviçre’de yapılan bir araştırma da çikolatanın stresi hafiflettiğini doğruladı. Koyu çikolata yemenin, yüksek anksiyeteprofilleri gösteren yetişkinlerde stres parametreleri, düşük stresli kişilerle karşılaştırılabilir hale geldi. Çikolata, sakinleştirici bir nörotransmitter olan serotonin üretimini teşvik ederek stres seviyelerini etkilemektedir.

Bitter Çikolata mı, Sütlü Çikolata mı?

Bitter çikolata içeriğinde kakaoyu sütlü çikolataya göre daha fazla barındıran çikolata türüdür. Sütlü çikolatada %25-45 oranında kakao kullanılırken, bitter çikolata bu oran %45-90’a kadar çıkmaktadır. Aralarında pek fazla kalori farkı bulunmuyor. Ancak bitter çikolatanın kalorisi %10 daha az. Kakao yukarıda belirttiğim üzere sağlık üzerine birçok fayda sağladığından ve mutluluk hormonunuzu daha çok artıracağından bitter çikolatanın tercih edilmesi sizi de beni de sevindirecek.

Peki, Ne Kadar Tüketmeli?

Tüm bunları söyledikten sonra en can alıcı noktası da 1 porsiyon çikolatanın yaklaşık 30 gr oluşu. Faydaları olmasına faydalı fakat günlük şeker tüketimi kadınlarda en fazla 20 gr, erkeklerde 30 gr olmalıdır. Buna bağlı olarak günlük çikolata tüketiminde aşırıya kaçmadan, ne yediğimizi bilerek dengeli şekilde tüketebiliriz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

two × 3 =