Cezeri

Mekanik bilgini, sibernetik alanın kurucusu. Tam adı “Ebu’l İzz İsmail b. er-Rezzaz el-Cezeri”dir. Kendisine “zamanın harikası” manasındaki “Bediüzzaman“da denilmektedir. Hayatı hakkındaki bilgiler yetersizdir. 1136 yılında Cizre’nin Tor mahallesinde dünyaya geldi. 1206’da Cizre’de öldü.

Artuklu hanedanının koruyuculuğunda bilimsel çalışmalarını gerçekleştiren Cezeri, 1205’te tamamladığı Kitab fi maʿrifeti’l-hiyeli’l-hendesiyye (el-Camiʿ beyne’l-ʿilmi ve’l-ʿameli’n-nafiʿ fi sınaʿati’l-hiyel) adlı ünlü eserini Emir Nasırüddin Mahmud’un isteği üzerine kaleme almıştır. Bu eser genellikle bütün dünyada, özel­likle Türkiye de çok ilgi çekmiştir. Bu eser teknoloji tarihinin yapı taşlarından birini oluşturmaktadır.

Cezeri

Cezeri’nin eseri, altı kısma ayrılmış olup ilk dört kısım onar, son iki kısım da beşer bölümden meydana gelmektedir. Bu kısım­lar su saatleri ve kandil saatleri, ziyafetlerde kullanılan kaplar ve sürahiler, el yıkama ve kan alma için kullanılan kaplar, çeşmeler ve mekanik yollarla hareket eden (otomatik) müzik aletleri, su pom­palayan makineler, muhtelif aletler üzerinedir. Kitapta her aletin şekli renkli mürekkeplerle çizilmiş ve çalışması ayrıntılı olarak izah edilmiş olup bu ayrıntılar da çeşitli renk­lerle gösterilmiştir.

Ayrıca şekiller­de Arap harfleri kullanılarak kimi parçalar işaretlenmiş ve metinde bunlara göndermeler yapılarak açıklamaların anlaşılması kolaylaş­tırılmıştır. Kimi nüshalarda ise bu harflerin “ebced” değerleri göz önü­ne alınmış, kimilerinde de henüz açıklanamayan gizli bir harf siste­mi kullanılmıştır. Metinde aletlerin genel açıklaması verildikten sonra sırasına göre parçaların teker teker yapımı anlatılarak bunların montaj usulü açıklanmış ve en sonra da o aletin çalışması hakkında bilgi verilmiştir. Bütün bu özelliklerin dışında kitabın kimi nüshalarında sanat tarihçilerinin ilgisini çekecek düzeyde süslemeler vardır.

Cezeri

Eserin yakın zamanlara kadar bilinmeyen iki nüshadaki çizimlerde bazı boyut tutarsızlık­ları ve aletlerin yerleştirilişindeki karmaşık noktalar birer kusur gibi görünse de metinle birlikte dik­kate alındığında bunun aşıldığı ve Cezeri’nin amacına ulaştığı söyle­nebilir. Gerçekten kitapta anlatılan su saatlerinden biri 1976’da Dün­ya İslam Festivali için Londra Bilim Müzesinde, öteki de 1/2 ölçeğinde İstanbul Teknik Üniversitesinde yeniden yapılmış ve çalıştırılmıştır.

Bu çalışmalarla bilim dün­yasına tanıtılan Cezeri ve kitabı hakkında çeşitli yorumlar ve değerlendirmeler yapılmıştır. Ancak bunlardan önce kitabının girişinde yer alan Cezeri’nin şu görüşleri dik­kate alınmalıdır: “Benden çok önce gelen alimlerin kitaplarını ve onları izleyenlerin çalışmalarını gözden geçirdim ve sonuçta nakillerden kurtuldum. Başkalarının yaptıklarından sıyrıldım ve problemlere kendi gözümle bakabildim… Uygu­lamaya dönüştürülmeyen her tek­nik ilmin doğru ile yanlış arasında boşlukta kaldığını gördüm.

Cezeri, kendisinin Helenistik çağdan XIII. yüzyıla kadar uza­nan bir mühendislik geleneğinin İslam dünyasındaki bir devamı ol­duğunun bilincindedir. İslam dün­yasında Musaoğulları ile başlayan bu gelenek Cezeri’de doruğa ulaş­mıştır. Cezeri kendi yaptığı anıtsal su saatinin Pseudo-Archimedes’in yaptığı su saatine dayandığını söy­ler.

Cezeri

Kitabının dördüncü kısmında çeşmeler üzerindeki çalışmaları sırasında Musaoğullan’ndan ve ayrıca Bizanslı Apollonios’un oto­matik müzik aletleri üzerine yazdığı eserden, bu arada kimin tarafından yapıldığı bilinmeyen aletlerden de söz eder. Cezeri esas itibariyle bir mucit değil bir mühendis olma id­diasındadır ve görevinin kendinden öncekilerin yapmış oldukları aletle­ri olgunlaştırmak kanısındadır. Bu noktadan bakıldığında eserinde te­ori ile pratiğin eşit ağırlıkta olduğu, hatta kimi yazarlara göre aletleri yapmak için gerekli pratik bilgi ve kuralların ağır bastığı hissedilir. Gerçekten de o, çalışmasının pratik hayatta işe yarar bilgiler tü­ründen olduğunu özellikle belirtir.

Su ve kandil saatleri Cezeri’nin gücünü ifade eden karmaşık alet­lerdir. Su terfi makineleri ekonomik yönden daha önemli olmakla bir­likte, kitapta bunlara saatler kadar önem verilmemiştir. Metal döküm tekniğine ait bilgiler ileri bir mü­hendislik düzeyini ifade etmekte­dir. Cezeri’nin aletleri yer çekimi kuvvetiyle çalışır ve bu kuvvet düşürülen bir ağırlık, boşalan bir kaptaki şamandıra ya da batan bir cisimle elde edilir.

Cezeri, kul­landığı makine parçalarını ve imal usullerini de en ince ayrıntılarına kadar tanımlamıştır. Büyük bir bölümü bugünkü Avrupa mühen­dislik terminolojisine giren makine parçaları üzerine yaptığı çalışma­ların en önemlileri şunlardır; Konik vanalar, kapalı kum kutularında pi­rinç ve bakır döküm, tekerleklerin balansı, ahşap şablon kullanılması, aletlerin kağıttan maketlerinin ya­pılması, su akıtan savakların ayar edilmesi, çarpılmayı en aza indirmek için ahşabın tabakalar halin­de kullanılması, gerçek anlamda emme borusunun kullanılması, suyunu belli bir zaman aralığı ile boşaltan kaplar ve daire sektörü dişliler. Bunlardan bir bölümünün yüzyıllar sonra Avrupa’da adeta yeniden keşfedildiği bilinen tarihi bir gerçektir, örneğin kapalı kum kutuları ile döküm Avrupa’da 1500 yıllarında başlamıştır. Konik va­nalardan ilk söz eden Leonardo da Vinci’dir. Su saatinde seviye kontrol cihazına benzer ve buhar kazanlarında kullanılacak bir ale­tin patenti İngiltere’de 1784 yılında alınmıştır.

Cezeri

Cezeri‘nin makinelerinden sadece biri, su çarkı ile işleyen tulumba modern mühendisliğin gelişmesine doğrudan doğruya katkıda bulunmuştur. Bu makine;

  • Çift etki ilkesinin uygulanması,
  • Dönme hareketinin ileri-geri harekete çevirmesi,
  • Emme borusunun bilinen ilk kullanılışı olmasından dolayı çok önemlidir.

Dolayısıyla Cezeri’nin icadı buhar maki­nesinin ve emme-basma tulumba­nın ilk örneği sayılabilir. Söz konu­su makinede akan suyun çevirdiği çark düşey düzlemde bir dişliyi, bu dişli de yatay düzlemdeki diğer bir dişliyi döndürmektedir. Yatay dişlinin çevresine yakın bir yerde düşey bir pim bulunmaktadır. Bu pime ortası yarık ve diğer ucu yine bir pimle sabitleştirilmiş bir çubuk geçirilmiş ve bu çubuğa da tulumbaların piston kolları bağlanmıştır. Yatay dişli dönünce yarık çubuk açısal bir devinimle, piston kolları da ileri geri gidip gelerek tulumbaları çalıştırmaktdır.

Kendiliğinden çalışan otomatik sistemlerden sonra su gücü ve basınç etkisinden yararlanarak kendi kendine denge kuran ve ayarlama yapan dengeyi oluşturması, Cezeri’nin otomasyon konusundaki en önemli katkısıdır. Diğer bir eseri de Diyarbakır Ulu Camii avlusundaki ünlü Güneş Saati’dir.

Kaynakça

IŞIK, İhsan. “Cezeri”. Türkiye Ünlüleri. 2: 69 – 72. Ankara: Elvan Yayınları, 2013.