Cabir bin Hayyan

Cabir bin Hayyan Kimdir?

Kimyager ve doğa bilgini, filozof (D.721, Tüs – Ö. 815, Tüs / Horasan) Tam adı Ebu Musa Cabir b. Hayyan b. Abdillâh el-Sufi’dir. Cebir’i bulan Endülüslü matematikçi Cabir b. Eflah ile karıştırılmamalıdır. Cabir’in babası Hayyan’ın, aslen Yemen’in Ezd kabilesinden olup Küfe’de baharatçılık yapan bir kişi olduğu, kendisinin de babasının Horasan bölgesinde bulunduğu sıralarda Tüs’ta doğduğu kabul edilir. Bazı kaynaklarda, Cabir’in babası Hayyan’ın Yemenli ‘Ezd’ kabilesine mensup olduğu, Küfe’de aktarlık yaptığı, 8. yüzyılda Emevilerin yıkılmasıyla sonuçlanan olaylarda Abbasiler’i desteklediği, hatta yetkili olarak Horasan’a gönderildiği ve daha sonra orada Emevi valisi tarafından idam ettirildiği (725) öğrenilmektedir.

Hayatının önemli bir bölümünü Küfe’de geçiren Cabir, burada Cafer es-Sadık’tan dersler aldı. Eserlerinde birçok kez Cafer el-Sâdık’ın talebesi olduğunu, bütün bilgilerini ondan aldığını ifade etmektedir. Hocasını “hikmetin kaynağı” diye nitelendirerek kendisine yaptığı katkıyı tanımlar. Hocasından kimya haricinde mistisizm ve diğer gizli alanlarla ilgili bilgiler de edinen Câbir, çalışmalarını geliştirmek için bir süre sonra Bağdat’a gitti. Bir süre de çalışmalarını Bağdat’ta yaparak, koruması altında olduğu Bermeki ailesinin devlet yönetiminden uzaklaştırılmasından sonra yeniden Küfe’ye dönerek araştırmalarını Halife Me’mun dönemine kadar orada sürdürmüştür. Cabir bin Hayyan, hocaları arasında Harbi el-Himyeri’yi anarak, birçok bilimin yanı sıra Himyeri dilini de ondan öğrendiğini söyler. Hocalarından biri de Marianus’un öğrencisi olan bir rahiptir. Bunlardan başka hocalarından da söz edilmektedir. Kaynaklar, Cabir’in yönetimin baskısından korktuğu için uzun süre aynı yerde oturmadığını ve sürekli seyahat etmek zorunda kaldığını belirtmiştir. Kendisi de Irak ve Suriye’de bulunduğunu, Mısır ve Hindistan’a seyahatler yaptığını anlatır.

Cabir bin Hayyan’ın İlmi ve Bilime Yaptığı Katkılar

Cabir’in çalışmaları her ne kadar tıp, astronomi, matematik, doğa bilimcileri, felsefe ve dönemin diğer bilim alanlarına yayılmışsa da, o birinci derecede bir kimyacı olarak kabul edilir. Onun kimya tarihindeki seçkin yerini saptayan ve kimyayı sistemli bir deneysel bilim durumuna getirdiğini ilk belirleyen E. J. Holmyard’dır. E. O. Lippmann ise Cabir’in kimya tarihindeki yerinin Boyle, Priestley ve Lavoisier gibi modern kimyanın kurucuları ile denk olduğunu söylemektedir. Gerçekten de Cabir, doğa bilimlerinde deneysel metodun önemini tam olarak kavramış ve bu metodu bütün çalışmalarında uygulamıştır.

Câbir bin Hayyan’ı bazı kaynaklar efsanevi bir kişilik olarak tanımlar. Bu tanımın altında yatan iki neden bulunmaktadır. İlk neden, yaklaşık sekiz asırdır kimya biliminin alt yapısını oluşturması ve kaynak olması ayrıca kimyada anlaşılır evrensel bir sentez oluşturmasıdır. İkinci neden ise modern kimyanın dahi sınırlarını belirleyen büyük bir külliyatın yazarı olmasıdır.

Cabir’in doğa felsefesi, geleneksel küçük alem (insan) ve büyük alem (evren) anlayışına ve semavi güçlerin yeryüzündeki hadiselere etki ettiği düşüncesine dayanır. Ayrıca evrenin nicelik boyutu üzerinde ısrarla durması ve bilim anlayışında ölçme ve deneye büyük önem vermesi de evrendeki temel faktörün sayı olduğu biçimindeki Pisagorcu teorinin onun doğa felsefesindeki bir yansımasıdır.

Evrende maden, bitki ve hayvan biçimlerinde sıralanan varlıklar içinde madenlerin Cabir’in eserlerinde özel bir yeri vardır. Madenlerin yalnızca oluşumları açısından değil, dönüşümleri açısından da ele alınmış olması, kimya çalışmalarının hareket noktasıdır. Onun kimyasına göre bütün madenler kükürt ve civanın farklı oranlar ve özel semavi etkiler altında birleşmesinin sonucunda oluşur. Madenler asılları itibariyle gezegenlerin yeryüzündeki nişanlarıdır ve bu yönleriyle yalnızca yeryüzüne ait olmayan birer cevherdirler. Ancak madenlerin oluşma ve dönüşme süreçlerinde esas olan civa ve kükürdün bilinen kimya elementleri olarak değil, erkek ve dişi prensipleri gibi birer oluş prensibi biçiminde anlaşılması gerekmektedir. Dolayısıyla kimyacı değersiz madenleri altına dönüştürürken söz konusu semavi etkileri kontrol edebilir olmalıdır.

Birçok öğrenci yetiştiren Cabir bin Hayyan, yapmış olduğu bilimsel deneyleri en ince ayrıntısına kadar açıklayıp, vardığı sonuçları son derece duyarlılık ve dikkatle yorumladı. Kimi önemli kimyasalların bileşimlerini saptayıp açıkladı. Deneylerde kullanılan aletlerin yapımını ve kullanışlarını anlattı ve kimya biliminde kullanılan hassas ölçüm aletleri yaptı. Sülfürük ve nitrik asitler gibi birçok asitler ile sodyum karbonat ve potasyumu buldu.

Cabir bin Hayyan’ın irili ufaklı yaklaşık 2000 tane eseri olduğu rivayet edilmektedir. Kendisinden yaklaşık bin yıl sonra gelecek olan Enrico Fermi ve Einstein gibi bir çok ünlü Avrupalı bilim adamlarının üzerinde yıllarca kafa yordukları atom ve yapısı hakkında daha o zamandan uğraşmış ve atomun parçalanabileceğini kitaplarında uzun uzun anlatmıştır. Bu konuda şunları söylemiştir: “Maddenin en küçük parçası olan atomda yoğun bir enerji vardır. Yunan bilginlerinin iddia ettiği gibi bunun parçalanamayacağı söylenemez, o da parçalanabilir. Parçalanınca da öylesine bir güç meydana gelir ki, Bağdat’ın altını üstüne getirebilir.”

Zehir ve zehirli maddelerin yapılarını inceleyerek bu konuda “Kitab-üs-Sümum” adlı eseri yazan Cabir bin Hayyan, ateşte yanmayan kağıt yapımını gerçekleştirdi. İlk kez imbik yaptı. Çeşitli metallerin kullanılır duruma getirilmesi, çeliğin geliştirilmesi, su geçirmez kumaşların verniklenmesi, cam imalinde mangan dört oksidin kullanılması, paslanmanın önlenmesi, altın yaldızlı süsleme, boyaların ve yağların saptanması gibi alanlarda birçok buluş gerçekleştirdi. Cisimleri özelliklerine göre üç sınıfa ayırarak daha sonraki sınıflandırmalara kılavuzluk etti. Birçok kimyevi maddeyi saptayarak onlara günümüzde de kullanılan Arapça adlar verdi, mesafe ve mekanın da tanımını yaptı. Cabir’in en önemli buluşlarından biri de zamanın da mekan gibi lineer bir çizgi olarak tanımlamasıdır.

Cabir’in mizan teorisi ve bu teoriye dayanan kimya sistemi onu “ilmül-havas” denilen başka bir sisteme götürdü ve bu sistemle Cabir; maden, bitki ve hayvanların özelliklerini, aralarındaki benzerlik ve farklılıkları ile bunların pratik ve tıbbi bakımdan taşıdıkları önemi araştırdı.

“Kitabül-Havas” adlı risalesinde “havas” kavramıyla “illet” kavramı arasında ilişki kurarak, havassın varlığını reddeden din bilginleriyle, havassın illetlerini kavramayı insani idrakin üstünde gören filozofları eleştirdi. Cabir doğayı iyileştirmenin, hatta doğada bulunmayan canlılar türetmenin mümkün olduğundan söz ederek Eflatun’dan daha ileri gitmiştir.

Cabir bin Hayyan; uygulamalı fizik-kimya, matematik, madenler, matematik, astronomi, felsefe ve dinler tarihi gibi çok değişik alanlarda sayıları yüzlerle ifade edilen eser kaleme aldı.

Batılı bilginlerin 815 yılında Tüs’te vefat eden Cabir’in birçok eserini çevirerek sahiplendiği sonradan ortaya çıkmıştır. Örneğin Avrupa’da kimya ile ilgilenenler tarafından el kitabı olarak kullanılmış olan “Summa Perfectionis” adlı eserin büyük ölçüde Cabir’in “Yetmişlik Kitabı”na dayanılarak yazıldığı anlaşılmıştır. Bu eser gibi Cabir’in eserlerinin büyük bir kısmı kaybolmuş; bunlardan ancak 27 tanesi Latince ve Almanca olarak Nürnberg, Frankfurt ve Strazburg’ta 1473-1710 yılları arasında basılmıştır.

Başlıca Eserleri

  • Kitabü’l-beyan
  • Kitabü’l-hacer
  • Kitabü’n-nur
  • Kitabü’l-izah
  • Kitabü’ş-şems
  • Kitabü’l-kamer
  • Kitabü’l-hayyavan
  • Kitabü’s-sema
  • Kitabü’l-arz…

KAYNAKÇA

IŞIK, İhsan. “Battani”. Türkiye Ünlüleri. 2: 48-49. Ankara: Elvan Yayınları, 2013.