Bir Garip Yolculuk

“Yalnızlığın, hicran ve hasretin yaktığı bir gönlü ferahlatmak için, semalar yarıldı…Bir davet var yüceler yücesinden “el-fakru fahri” diyen habibe…

Semalar yarıldı, Cebrail indi yere, davet eyledi gül kokulu Peygamber’i miraç etmeye. O Aşıkların peygamberi seve seve rehber tuttu Cebrail’i ve Burak denilen o müphem  vasıtaya bindi de yükseldi, feleklerden geçti… Bir yere geldiler ki önlerine bir Aslan durdu. Peygamber şaşırdı iş bu hale… Cebrail dedi; “Ya Muhammed nübüvvet nişanesi hatemini at ağzına, ‘Aslan ister bir nişane’… Attı aslana doğru hatemini de Aslan kaptığı gibi hatemi, yol verdi hemen,  devam ettiler ta ki Sidret’ül müntehaya kadar. Ol mekana gelince Cebrail durdu hemen. Gül kokulu peygamberin sorusunu beklemeden cevabını verdi; “Burası Sidret’ül münteha’dır. Burdan öteye gidemem, gidersem yanarım.”. Peygamber Burak’ı da bırakıp Cebrail’e geçti Sidre’nin diğer yanına.  Orada başka bir müphem vasıta olan ‘Refref’e bindi. Sonunda ‘kabekavseyn’ miktarınca yaklaştı da kimine göre bir perde ardından, kimine göre de direk cemali ile müşerref olarak Hakk ile doksan bin kelam söyleşti. Bu alış-verişten cümle inananların nasibine ‘Tevhit’ düştü.

Tevhit ve doksan bin kelam ile dönmeye başlayan Aşıklar peygamberi yolda bir dergaha rast geldi. Kapıyı çalması emredildi. Kapıyı çalanda içerden bir ses; “Kimsin?” dedi. Cenab-ı Peygamber, “Ben peygamberim” dedi de içeri almadılar. “Bize peygamber gerekmez, var sen kendi ümmetine peygamberlik et” dendi. Bu karşılıklı soru cevap bir iki defa daha tekrarlandı ise de içeri almadılar Cenab-ı Muhammed’i. Dönmeye karar veren Peygamber’e Cebrail gelerek; “Ya Muhammed, öyle deme ben garibim, fakirim de ki içeri alsınlar..”

Bunun üzerine kapıyı tekrar çaldı, içeriden yine aynı soru: “kimsin?” Bu defa Peygamber Cebrail’in öğrettiği gibi cevap verdi: “ garip ve fakir”

Kapılar açıldı bu demde, girdi dergaha. Girdi ki halka olmuş bir grup kimse oturmada. Nikap çekili yüzleri nurdan hareli 39 kişi oturmada. Geçti bir yere oturdu. Sordu ki: “Siz kimlersiniz?, ulunuz kim küçüğünüz kim?” Hep bir ağızdan cevap verdiler: “ Bize kırklar derler, ulumuzda bir küçüğümüzde bir, hepimiz bir canız. Birimize neşter vursan hepimizden kan akar. ” Bu sözün üstüne Peygamberin yanında oturan kolunu sıvazladı ve neşterle kesti. Hepsi kolunu sıvazladığında aynı yerden kan aktığını gördüler meydana da bir kan damladı, o da eksik olanın kanıydı.

Bu cevap karşısında küçük bir şaşkınlık ile sordu: “Lakin ben 39 kişi saydım nasıl kırklar olasınız?” Dedikler ki: “Selman şeydullaha gitti ol sebepten bir eksiğiz.”

Selman ol dem geldi, selam verip meydana girdi. Bir üzüm tanesini peygamberin önünde bulunan keşküle koydu. Bu taneyi kırka bölüp herkese pay etmesini istediler. Peygamber müşkülde kalıp bir üzüm tanesi nasıl kırka bölünür diye düşünürken gaipte bir el gelip üzümü ezdi. Peygamber yine bir şaşkınlığa düştü. Gelen elde kendi yüzüğü vardı. Ezilen üzüm tanesinin suyunu biri içti, hepsi birden o üzümün hoşluğu mest olup ayağa kalktılar, peygamber de bu mestlik ve esrime ile ayağa kalktı ve semah dönmeye başladılar.

Bu meclisten ayrılıp peygamber evine döndü.” Miraç

Miraç yolculuğu bize ne anlatıyor? Şimdi bu anlatım ve rumuzlar hakkında kelimeler yettiğince anlatmaya çalışalım.

Sözlükte “yukarı çıkmak, yükselmek” anlamındaki urûc kökünden türemiş bir ism-i âlet olan mi‘râc kelimesi “yukarı çıkma vasıtası, merdiven” demektir. Terim olarak Hz. Peygamber’in göğe yükselişini ve Allah katına çıkışını ifade eder. (1) Hz. Muhammed’in en büyük mucizelerinden biri olarak anlatılan miracın farklı anlatımları mevcut olup kuranda da yer almıştır. Kur’an bize detaylı bir anlatım sunmamakla birlikte isra suresi 1. Ayette bahsetmektedir.

Alevi-Bektaşi yolunda miraç yolculuğu, peygamberin Batınî yönünü ön plana çıkarmakla birlikte, anlatımdaki öğelerin rumuzlarını da açarak müridanın sülukuna fayda sunmaktadır.

Bu kutlu yolculukta karşısına çıkan aslan batın aleminin bekçisi olup, dünyevi makamın temsili olan hatemi alır ve peygamberi dünyadan soyutlar. Kırklar meclisine kapıyı ilk çaldığında alınmama sebebi de budur. Peygamber “kimsin?” sorusuna dünyevi makamıyla cevap vermektedir.

Batınî olarak ele alındığında Cebrail, akıl, Burak ise İman’dır. Sidret’ül Müntehaya kadar olan kısımda Cebrail ve Burak ile yolculuk var iken sonrasında ikisi de yoktur. Sidre, aklın ve imanın sınırlarıdır. Allah’a giden yolda İman ve Akıl bütünleşik olarak hareket ederken yolcu öyle bir noktaya gelir ki burada akıl ve iman yeterli gelmez. Cüzi olan akıl, akl-ı küll meselelerinde yeterli olmayacaktır. Hurufilikte çokça değinilen “hatt-ı istiva” da bunu temsil eder. Sidre’den sonra peygamberin kullandığı diğer vasıta olan Refref ise Aşk’ı temsil eder. Aklın ve imanın çaresiz kaldığı yerden sonra Aşk ile ancak yola devam edilebilir. Aşk en ileriye götürecek araçtır. Peygamber efendimizin Yaratıcıdan öğrendiği doksan bin kelamın otuz bininin şeriat olduğu ve herkese aktarıldığı, otuz bininin tarikat olduğu ve sadece İmam Ali ile paylaştığı, otuz bininin ise kendisinde sır olarak kaldığı rivayet edilir. İmam Ali’ye aktarılan sırların ihtivası ile ilgili ayrı bir yazı ile aktarmaya çalışacağız. Miraç

İlk semahın kırklar meclisinde dönüldüğü sözlü gelenekle günümüze kadar gelmiştir. Yine semahın kaynağı olarak Kur’an-ı Kerimin Saffat Suresi 1-2-3-4. ayetleri gösterilmektedir.

Kırklar’ın birliği, birinin yaptığının hepsini etkilemesi, vahdet anlayışının bir yansımasıdır.

Miraç, Alevi-Bektaşi geleneğinde  önemli bir yere sahip olup, miraçlama adı altında nefesler ile anılmaktadır. Ayn-i Cemlerde semaha ilk kalkılan nefes olan miraçlamalardan en çok bilineni Şah İsmail Hatayi’ye ait olan aşağıda gördüğünüz miraçlamadır.

Geldi çağırdı Cebrail
Hak Muhammed Mustafa’ya
Hak seni Mirac’a okur
Dâvete Kadir Hüdaya.

Evvel emânet budur ki
Piri, rehberi tutasın
Kadim erkâna yatasın
Tariki müstakiyme.

Muhamed sükuta vardı
Vardı Hakk’ı zikreyledi
Şimdi senden el tutayım
Hak buyurdu vedduha.

Muhammedin belin bağladı
Anda ahir Cebrail
İki gönül bir oluben
Hep yürüdüler dergâha.

Vardı dergâh kapısına
Gördü orda bir arslan yatar
Arslan anda hamle kıldı
Korktu Muhammed Mustafa.

Buyurdu Sırr-ı Kâinat
Korkma Yâ Habibim dedi
Hatemi ağzına ver ki
Arslan ister bir nişane.

Hatemi ağzına verdi
Arslan orda oldu sakin
Muhammed’e yol veruben
Arslan gitti nihaneye.

Vardı Hakk’ı tavaf etti
Evvela bunu söyledi
Ne heybetli şirin varmış
Hayli cevreyledi bize.

Gördü bir biçare derviş
Hemen yutmak diledi
Ali yanımda olaydı
Dayanırdım ol Şahıma.

Gel benim sırr-ı devletlim
Sana tabiyim ey habibim
Eğiliben secde kıldı
Eşiği kıblegâhına.

Kudretten üç hon geldi
Sütü elma baldan aldı
Muhammed destini sundu
Nuş Etti Azametullaha.

Doksan bin kelam danıştı
İki cihan dostu dostuna
Tevhidi armağan verdi
Yeryüzündeki insana.

Muhammed ayağa kalktı
Hep ümmetini diledi
Ümmetine rahmet olsun
Anda dedi kibriya.

Eğiliben secde kıldı
Hoşçakal sultanım dedi
Kalkıp evine giderken
Yol uğrattı kırklara.

Vardı kırklar makamına
Oturuben oldu sakin
Cümlesi de secde kıldı
Hazreti Emrullaha.

Muhammed sürdü yüzünü
Hakka teslim etti özünü
Cebrail getirdi üzümü
Hasan Hüseyin ol Şaha.

Canım size kimler derler
Şahım bize Kırklar derler
Cümleden ulu yolumuz
Eldedir külli varımız.

Madem size Kırklar derler
Niçin noksandır biriniz
Selman şeydullaha gitti
Ondandır eksik birimiz.

Cümleden ulu yolumuz
Eldedir külli varımız
Birimize neşter vursan
Bir yere akar kanımız.

Selman şeydullahtan geldi
Hü deyip içeri girdi
Bir üzüm tanesini koydu
Selmanın keşkullahına.

Kudretten bir el geldi
Ezdi bir engür eyledi
Hatemi parmakta gördü
Uğradı bir müşkül hale.

Ol şerbetten biri içti
Cümlesi de oldu hayran
Mümin müslüm üryan büryan
Hep girdiler semaha.

Cümlesi de el çırpıben
Dediler ki Allah Allah
Muhammed bile girdi
Kırklar ile semaha.

Muhammed’im coşa geldi
Tacı başından düştü
Kemeri kırk pare oldu
Hepsi Sardı Kırklara.

Muhabbetler galip oldu
Yol erkân yerini aldı
Muhammed’e yol göründü
Hatırları oldu sefa.

Muhammed evine gitti
Ali Hakkı tavaf etti
Hatemi önüne koydu
Dedi saddaksın Yâ Ali!

Evveli sen ahiri sen
Zahiri sen bâtını sen
Cümle sırlar sana ayan
Dedi Şah-ı Evliya

Şah Hatâyî ’m vakıf oldum
Ben bu sırrın ötesine
Hakkı inandıramadım
Özü çürük ervaha


Kaynakça

(1) İslam Ansiklopedisi