“Olumlu Düşünme” – Pygmalion (Beklenti) Etkisi

Başarı; maneviyatın ve uhreviliğin ikinci plana atıldığı, paranın bilgiden üstün tutulduğu, üretimin hazzından ziyade tüketimin zevki ile yetinen insanların yaşadığı çağımızda ‘zengin olmak, üst düzey bir mevkide olmak, ünlü olmak’ vb. gibi somut kalıplara sokularak tanımlanıyor. Ancak başarı göreceli bir kavramdır. Herhangi bir kıstası da yoktur. Geçmişte olduğunuz nokta ile hayal ettiğiniz nokta arasındaki fark ve ivme sizin başarı düzeyinizi gösterir. Ralph Waldo Emerson başarı için Sık sık gülmek ve çok sevmektir; Akıllı insanların saygısını ve çocukların sevgisini kazanmaktır; Dürüst eleştirmenlerin onayını almak; sahte dostların arkadan vurmalarına dayanmaktır; Güzeli sevmektir; Herkesteki en iyiyi bulmaktır; Karsılık beklemeyi hiç düşünmeden kendiliğinden vermektir; Geride ister sağlıklı bir çocuk, ister kurtarılmış bir ruh, ister bir parça yeşil bahçe, ister iyileştirilen bir sosyal durum bırakarak dünyanın iyileşmesine katkıda bulunmaktır; Gönlünce eğlenmek ve gülmek; Kendinden geçerek şarkı söylemektir; Tek bir kişi bile olsa, birinin sizin varlığınızdan ötürü daha rahat nefes aldığını bilmektir. der. Bu büyülü kavramı hayatımızda gerçekleştirmenin birçok yolu vardır fakat bu yazımızda olumlu düşünmenin başarıya etkisini tartışacağız. (Olumlu Düşünme)

İçinde yaşadığımız coğrafya, makro veya mikro düzeyde aldığımız kültür, dogmatik düşünceler, ailelerimizin hayatta edindikleri tecrübe ve koruma içgüdülerinin bize tezahürü ile çocukluğumuzdan itibaren öğrendiklerimiz düşünce yapımızı şekillendirir. İçinde bulunduğumuz sosyal çevre bizim hayallerimizi bile sınırlar. Kimi zaman, başarılı bir sporcu olacağım diyen çocuğa “ya boş ver sana mı kalmış git devlet memuru ol” denilir ve maalesef hayatın kendisine de imkan sunabileceğine dair inancı yerle bir edilir. Karamsarlık yüklenir acımadan sınırsız hayalleri olan insanlara. Halbuki düşüncede veya hayallerde gerçekleşmeyen bir şeyin gerçekte olması imkan dahilinde değildir. Olmasına inanmadığınız veya olumsuz düşündüğünüz bir şeyin olması için motivasyonunuzu canlı tutmanız da olanaksızdır. Peki, “Yapamazsın! Edemezsin!” ile sınırlanan ve olumsuz koşullarda sosyalizasyon sürecini yaşayan bir insanın bu sınırları kırma şansı var mı? Evet var; olumlu düşünme sonradan kazanılan ve alışkanlık haline getirilebilen bir yetidir. Bu yetiyi kazanabilmek için önce Duygu-Düşünce-Davranış (3D) ilişkisini öğrenmemiz gerekir. Bu ilişki insan halinin üçlü sac ayağıdır. Üzüntü, öfke, nefret, hüzün, iğrenme; aşk, mutluluk, sevgi, şefkat gibi duygular ilk adımda düşünce evresinin ürünüdür. Düşünce gücü duyguları şekillendirdiği gibi duygular da bedenimizi şekillendirir. Çünkü zihin ve beden müthiş bir uyum içerisindedir. Mutlu anınızda vücudunuz mevcut koşula ayak uydurur; bu koşulda omuzlarınız düşük, çökmüş bir halde oturamazsınız. Vücudunuz duygularınızın, duygularınız da düşüncelerinizin aynasıdır. Kim omuzu düşük, yüzü asık, somurtkan birini işe alsın, onunla ticaret yapsın, ona şans tanısın yada onu yetkilendirsin ki? Duygular ne kadar yoğun olursa düşünce gücü de o kadar azalır. Düşünce gücünün azalması ise mevcut durumu kavramamızı zorlaştırır. Davranış da buna göre şekillendiği için başarılı olma şansımız olabildiğince azalır. Duygu-Düşünce-Davranış ilişkisini daha iyi kavramak için öfke duygusuna bakalım;

“Öfke, insan fıtratında olan bir duygudur, doğuştan gelir ve sıfırlama şansınız yoktur. Kendini koruma ve fizyolojik ihtiyaçlarını giderme aşamasında vücudun mevcut duruma uyumunu sağlayan bir mekanizmadır. Fakat neye ve ne kadar öfkeleneceğimiz bize içinde yaşadığımız toplum tarafından öğretilmiştir. Örneğin ‘küfür’ kimi toplumlarda fiziksel bir tepki ile karşılanırken kimi toplumlarda normal kabul edilmektedir. Öfke şiddetinin artması ve sonuçları ise düşünce gücümüz ile ilgilidir. Burada beş aşama vardır: tetikleyici, tırmandırıcı, kriz, toparlama ve çöküş aşaması. Tetikleyici aşama olayı nasıl yorumladığımızla ilgilidir. İç konuşmalarla bu durumu anlamlandırırız. Olumsuz düşünme alışkanlığı kazanmış biri daha çok olumsuz iç konuşmalar (ne kadar kendini beğenmiş, kıskanç, beni çekemiyor ondan yapmıştır, ben bunun ağzının payını vereyim vb.) yaparak öfke duygusunun kabarmasına neden olur. Bir sonraki aşama olan tırmandırıcı aşamada ise fizyolojik değişiklikler yaşanmaya başlamıştır. Düşünceler daha da keskinleşir. Öfke kendini gösterir ve iletişim gücü düşer. Fakat hala kendimizi sakinleştirme şansımız vardır. Bir sonraki aşama ise kriz aşamasıdır. Burada insan kendini koruma ve hayatta kalma içgüdüsüyle hareket eder ve düşünce gücü minimum düzeye iner. Öfke maksimum düzeye ulaşır ve davranış ortaya çıkar. Toparlanma ve çöküş evresinde ise öfke duygusundan sıyrılır ve bu durumu olumlu veya olumsuz bir tecrübe olarak değerlendiririz. Ancak davranış biçimimizin tüm hayatımızı olumsuz etkileyebileceği unutulmamalıdır.”

Sonuç olarak hayat standardımız hiç kuşkusuz düşüncelerimizin gücü ile ilgilidir. İşe alınmayacağını düşünen bir kişi iş görüşmesine ne derece hazırlanabilir? İçinde bulunduğu koşulların olumlu yönünü görmeyen ve sürekli olumsuz yönlerine odaklanan biri mutluluğu yakalayabilir mi? Evrenin mucizesini düşünmeyen biri güneşin, yağmurun ya da dolunayın güzelliğini fark edebilir mi? Çiçeğin varoluşundaki etmenleri düşünmeyen biri her yağmur yağdığında söylenmez mi?

Pygmalion (Beklenti) Etkisi

Kendiniz, hayatınız ya da olaylara bakış açınız ile ilgili genellemelerin zamanla gerçekle örtüşmesidir. Kendini gerçekleştiren kehanet olarak da adlandırılan bu etki sosyal psikolojide birçok bilim adamının ilgisini çekmiştir. Yapılan deneylerde beklenti etkisinin etkinliği ispatlanmıştır. Düşünce gücü mucizeler yaratır; mucizenin olumlu mu yoksa olumsuz mu olacağı bizim elimizde. Yaşanmış iki hikaye ile konumuzu sonlandıralım.

Örnek Hikaye (1)

“Nick güçlü, sağlıklı bir işçi, manevra sahasında çalışıyor. Arkadaşlarıyla ilişkisi iyi ve işini iyi yapan güvenilir bir insan. Bir yaz günü, tren isçileri, ustabaşının doğum günü nedeniyle bir saat önceden serbest bırakılıyorlar. Tamir için gelmiş olan ve manevra alanında bulunan bir soğutucu vagonun içine giren Nick, yanlışlıkla içerden kapıyı kapatıyor, kendini soğutucu vagona kilitliyor. Diğer işçiler Nick’in kendilerinden önce çıktığını düşünerek çalışma alanından ayrılıyorlar. Nick kapıyı tekmeliyor, bağırıyor ama kimse duymuyor, duyanlar da bu tür seslerin sürekli geldiği bir ortamda olduğu için pek kulak vermiyorlar. Nick burada donarak öleceğinden korkmaya başlıyor. Eğer buradan çıkmazsam, burada kaskatı donacağım diye düşünmeye başlıyor.İçerde yarısı yırtılmış bir karton kutunun içine giriyor. Titremeye başlıyor. Eline geçirdiği bir kağıda karısına ve ailesine son düşündüklerini yazıyor:

‘Çok soğuk, bedenim hissizleşmeye başladı. Bir uyuyabilsem! Bunlar benim son sözlerim olabilir’

Ertesi gün soğutucu vagonun kapısını açan işiler, Nick’in donmuş bedenini buluyorlar. Ancak otopsi sonucu inanılmazdı “Soğutucu vagonun soğutma motoru bozuk ve çalışmıyor. Vagonun içindeki ısı 18 derece ve vagonda bol hava var. Nick’in donarak ölmesini gerektirecek bir durum söz konusu değil”

Örnek Hikaye (2)

Morris E. Goodman mart 1981 yılında pilot lisansı almış ve kendi uçağı Cessna 172’yi alarak 10 Mart 1981’de Chesapeake Körfezi ve Delmarva Yarımadasının güney ucunda bir uçuş gerçekleştirir. İlk uçuşunda çok ağır bir kaza geçirerek tamamen felç olur. Nefes alamıyor, konuşamıyor ve tek başına yutamıyor sadece gözlerini kırparak iletişim kurabiliyordu. Goodman’ın kızkardeşi Pat Waldo, Goodman’ın sınırlı göz hareketliliğini görerek bilinçli olduğunu fark etti. Waldo, alfabe ve diğer önemli konuların bulunduğu bir dizi çizelge hazırladı ve her madde belirli bir sayı ile ilişkilendirildi. Goodman buna tepki vererek gözlerini birkaç kez kırptı. 6 Nisan 1981’de Goodman Virginia Tıp Merkezi

Üniversitesine devredildi. Mucize bu noktadan sonra başlar Goodman olayla ilgili; Yapabildiğim tek şey gözlerimi kırpmaktı. Doktorlar ömrümün geri kalanını bitkisel hayatta geçireceğimi söylediler. Benim açımdan onların ne düşündüğü önemli değildi asıl önemli olan benim ne düşündüğümdü ve kendimi yeniden bir insan gibi o hastaneden çıkarken hayal ettim. Şuurunuz yerinde olduktan sonra gerisini tekrar eski haline getirebilirsiniz. Bir daha asla nefes alamayacağım söyleniyordu ama içimden bir ses “derin nefes al , derin nefes al” diyordu. Solunum cihazından çıkarıldığımda doktorlar buna açıklama getiremediler. Bense daha büyük mucize tüm dikkatimi noel’den hastaneden yürüyerek çıkmaya vermiştim” 6 Temmuz 1981’de Goodman, Virginia’daki Wilson Rehabilitasyon Merkezi’ne kabul edildi. Fiziksel terapi ve mesleki terapi ile Goodman, bacağın kas gücünü ve dayanıklılığını kendi başına kalana kadar iyileştirmeye çalışmaya devam etti. Birkaç hafta sonra, Goodman desteksiz yürümeyi başardı ve 13 Kasım 1981’de hastaneden yürüyerek dışarı çıktı. Goodman bu durumu 4 sözcükle özetledi “insan, düşündüğü şey olur!”