Bakunin Mikhail Aleksandroviç

1914 yılında Rusya’da doğup 1876 yılında İsviçre’de ölen, kolektivist anarşizm teorisini oluşturan ve anarşizmin yıkıcı gücünü öne çıkaran Rus devrimci. Bakunin, mevcut düzenin şiddet yoluyla yıkılması düşüncesini ısrarla savundu. Siyasi denetime, merkeziyetçiliğe ve her türlü otoriteye karşı çıktı.

Aristokrat bir ailenin çocuğu olan Bakunin 14 yaşında iken Topçuluk Üniversitesi’nde askeri eğitim almak üzere St. Petersburg’a gitti. Eğitimini tamamladıktan sonra düşük rütbeli bir subay olarak muhafız alayına girdi. Bu görevde Rusyanın çeşitli bölgelerinde görev yaptı. Ancak felsefeye olan ilgisi artınca askerlik görevinden istifa ederk Moskova’ya gitti.  Moskova’da değişik gruplarla dostluklar kuran Bakunin felsefe çalışmalarını hız verdi. İdealist felsefe’de Hegel, Schelling, Fichte,  Feuerbach gibi filozoflara yoğunlaşarak felsefi düşünce sistemini geliştirmeye başladı. Dönemin bilim merkezi sayılan Berlin’e giderek çalışmaları ve gelişmeleri yakından izleme olanağı bulmuştur. Profesör olma hayalini taşıyan Bakunin radikal grupların içine girerek önce Paris daha sonra İsviçre’ye geçti.  Proudhon ve George Sand gibi dönemin sol örgütlerinin liderleriyle tanışarak Sosyalist faaliyetlerde aktif rol almaya başaldı.

Rusya’ya çağrılan Bakunin bu çağrıyı reddetmesi üzerine mallarına el konulmuştur. Bu durumun yıkıcı etkisiyle karşılaşan Bakunin 1848 yılında Rusya’ya karşı şiddetli bir saldırı başlattı ve bu durum kendisinin Fransa’dan sürülmesine neden olmuştur. 1849 Mayısındaki Dresden ayaklanmasına katılması nedeniyle tutuklanarak ölüm cezasına çarptırıldı. Kamuoyunda idam cezasının olumsuz etki yapacağı endişesiyle cezası ömür boyu hapse çevrildi. Hapis cezasını Sibirya’da geçirmek üzere gönderildi.
Hapisten kaçmayı başararak önce Japonya’ya daha sonra ABD’ye son olarak ta İngiltere’ye geçti. Bundan sonraki hayatını sürgünde daha çok İsviçre’de geçirdi. Başarısız ayaklanmalar, Enternasyonel’den çıkarılma gibi olumsuz şeylerle karşılaştı. Marx ile girdiği fikir çatışmasından’da yenik ayrılarak, hedeflenen komünist devrimin dışında kaldı. Marx’ın büyük bir deha olduğu ancak yaptığı çözümlemeler ve mevcut düzene karşı ileri sürdüğü görüşlerin devrime zarar vereceği görüşündeydi.

Bakunin, hangi tür olursa olsun ama her türlü otoritenin kesinlikle reddedilmesi görüşündeydi.  Bu otoriteye Tanrı’da dahildi. Tanrı ve Devlet adlı kitabında   “insanın özgürleşmesi yalnızca Tanrı dahil her türlü otoritenin reddedilmesine bağlıdır, çünkü insan doğanın yasalarına itaat eder. Doğanın yasalarına itaat, insana dışarıdan insani veya ilahi, kolektif veya bireysel her ne olursa olsun, herhangi bir yabancı irade tarafından empoze edildiği için değil, kendisi bu yasaları böyle kavradığı içindir.” diyerek mevcut otoritelerin yıkılması gerektiğini ve insanın doğal eğilimi olan doğanın yasaları içinde yaşamasını savunmuştur. İnsan herhangi bir otorite olmaksızın doğa kanunlarının farkına varır ve buna mutlak suretle uyması gerektiğini bilir. Bu sayede politik organizasyonlar siyaset ve yasalar hemen ortadan kalkar diyerek insanın halihazırda bir düzeninin olduğunu vurgulamıştır. Bakunin herhangi bir ayrıcalıklı sınıfı dahi mutlak suretle reddetmiştir. Mevcut düzenden Anarşizme geçiş aşamasında dahi ayrıcalıklı bir sınıfı ve devlet düzenini reddetmiştir. Marksizm ile ayrı düştükleri noktada burasıdır. Anarşistler sınıfsız, devletsiz topluma herhangi araç olmadan geçişin sağlanması gerektiğini ifade etmektedirler. İktidarın yozlaştırdığı, düzeni yıkan grubun da yozlaşacağı görüşü hakimdi. Marksizm ise bunun mümkün olamayacağı görüşünü savunmaktadır. Bakunin’in enternasyonel toplantılarında ikinci planda kalmasının temelinde de bu farklılık yatar. Anarşizmin ütopik olduğu, herhangi bir fikri temele dayanmadığı, hedefi ve sonucu net olarak belirtilmeyen bir yapı olduğu görüşü öne çıkmıştır.