Merkezine İslam’ı oturtan ancak diğer bazı dinlerden de faydalanan Eklektik bir dini veya “dinsi” harekettir. Takipçileri tarafından “Din” olduğu iddia edilen Babilik ve Bahailik; “Eklektik/Seçmeci” (birçok dinin belli özelliklerinden oluşan) özelliğe sahiptir ve “Mesihi” bir karakter taşımaktadır.

Tarihsel Gelişimi

Babilik ve devamı sayılan Bahailik; Şii İmamiyye fırkası bünyesinde doğan Şeyhiyye ve Keşfiyye diye adlandırılan tasavvufi hareketin mahsulüdür. Şeyhiliği kuran Şeyh Ahmed el-Ahsai (ö.1241/1826) Hz. Muhammed’in hakikatinin kendinden önceki peygamberlerde kısmen belirdiğini; sonra bizzat Hz. Muhammed ve On iki İmam’da apaçık bir tarzda tecelli ettiğini ancak bin yıl gizli kaldıktan sonra şimdi kendisinde, kendisinden sonrada müridi Kazım Reşti’de ortaya çıktığını söylemiştir. Kazım Reşti; hocasının görüşlerine uymakla kalmamış, aynı zamanda zuhurunun çok yakın olduğunu söylediği Mehdi’nin vasıflarını da açık bir şekilde bildirmiştir. Ancak nitelikleri bu kadar açık olarak bildirilen Mehdi, Kazım Reşti’nin ölümünden sonra zuhur edecektir. Onun tariflerine göre bu Mehdi, talebeleri arasında bulunan Mirza Ali Muhammed’dir. Kazım Reşti’nin ölümünden sonra, talebeleri yerine bir halef ve “Mehdi” aramaya başlamışlardır. Ali Muhammed de bundan istifade ederek, “Beklenen İmam”a açılan bir “bab” (Kapı) olduğunu ilan etmiştir.

Babiliğin kurucusu Mirza Ali Muhammed (1819- 1850) Şiraz’da doğmuş, babasını küçük yaşta kaybettiği için dayısı tarafından yetiştirilmiş, girdiği ticari hayatı beğenmeyerek gaybi ilimler ve Hurufiliğe merak sarmıştır. 1845 yılında İran’ın muhtelif şehirlerini dolaşarak çok sayıda taraftar kazanan Ali Muhammed, müritleri içinden görevlendirdiği propagandacılar vasıtasıyla iddialarını yaymaya çalıştı. Ona göre Hz. Muhammed’in peygamberliği, 12. imamın kaybolmasından itibaren bin yıl sürmüş, 1260/1844 yılında kendisinin ortaya çıkışıyla nihayete ermiş, böylece kendi devri başlamıştır. İleri sürdüğü sapık fikirleri karşısında, İslam alimleri faaliyete geçmiş ve Mirza Ali Muhammed, 1850 yılında kurşuna dizilerek idam edilmiştir.

            Babiliğin devamı sayılan Bahailiğin kurucusu Bahaullah adıyla anılan Mirza Hüseyin Ali, 1817 yılında, İran sarayında mali işlerden sorumlu Mirza Abbas Büzürg’ün büyük oğlu olarak dünyaya geldi. Çocukluğunda saray imkanlarıyla iyi bir tahsil gördüğü anlaşılıyorsa da, hem kendisi hem de mensupları onun okuyup yazma bilmeyen bir ümmi olduğunu iddia etmektedirler. Mirza Hüseyin Ali, 1844 yılında şahsen hiç görmediği Bab Ali Muhammed’in görüşlerini benimsedi. 1852 yılında iki babinin İran şahı Nasıruddin’e yaptığı başarısız suikastı takiben, çok sayıda Babinin hapsedilip öldürülmesi sırasında Bab’ın kendisinden sonrası için halef seçtiği Yahya Nuri ve ağabeyi Mirza Hüseyin Ali, Rus ve İngiliz sefaretlerinin aracılığı ile 12 Ocak 1853 tarihinde Osmanlı idaresinde bulunan Bağdat’a sürgün edildi. Bab’a haleflik konusunda ortaya çıkan ihtilafta kardeşine galip gelen Mirza Hüseyin Ali, 21 Nisan 1863’te Bağdat yakınlarındaki Necip Paşa bahçesinde kendisinin Bab tarafından önceden haber verilen Allah’ın ortaya çıkaracağı kişi ve kurduğu hareketin de Bahailik olduğunu ilan etti. Halbuki Bab, Allah’ın ortaya çıkaracağı kişinin kendisinden iki bin bir yıl sonra geleceğini söylemişti. Bu durumda o kişi on üç yıl sonra çıkmış oluyordu. Bu vaziyet karşısında Babiler arasında büyük anlaşmazlıklar ortaya çıktı. Durum İstanbul’a bildirilince, her iki kardeş ve yakınları 1863’te önce İstanbul’a getirildiler. Burada dört aylık ikamet devresini takiben, Edirne‘ye sürgün edildiler. Mirza Hüseyin Ali burada kaldığı dört buçuk yıl süresince kendisinin Allah tarafından gönderilen kişi olduğu iddiasını ısrarla ileri sürerek bütün Babiler’in kendi etrafında toplanmaları çağrısı yaptı. Ayrıca o günkü dünya siyasi liderlerine yazdığı mektuplarla Bahailik adıyla anılan yeni dini hareketi tebliğ etti. Bu durumda kardeşi Yahya Nuri ile kendisi arasında zaten var olan anlaşmazlıklar had safhaya çıktı. Osmanlı idaresi vaziyetin daha tehlikeli bir hal almasını önlemek için, 1868 yılında Bahaullah’ı Akka’ya, can düşmanı saydığı kardeşi Yahya Nuri’yi de Magosa’ya sürgüne gönderdi. 1871-74 yılları arasında Bahailik hareketinin kutsal kitabı olan el-Akdes’i yazan Bahaullah, bu eseriyle daha önceki kutsal kitapların ve Bab Ali Muhammed tarafından yazılan el-Beyan’ın hükümlerinin ortadan kaldırıldığını ilan etti; yazdığı diğer eserleriyle de hareketin gelişmesini sağlamaya çalıştı. 29 Mayıs 1892 tarihinde Akka’da ölünce oğulları arasında ortaya çıkan ihtilaflardan sonra yerine geçen büyük oğlu Abdülbaha ünvanlı Abbas Efendi zamanında Bahailik önemli gelişmeler kaydetti. Bilhassa 1908’de Meşrutiyet’in ilanından sonraki serbest ortamda yaptığı seyahatlerle Bahailiği Avrupa ve Amerika’ da tanıtan ve birçok kişinin bu harekete katılmasını sağlayan Abbas Efendi’nin 28 Kasım 1921’de ölümünü takiben kızından torunu olan Şevki Efendi Rabbani (1897-1957), Emrin Velisi ünvanı ile hareketin liderliğini üstlendi. 4 Kasım 1957 tarihinde çocuğu olmadan vefat eden Şevki Efendi’den sonra 1963 yılında kurulan ve üyeleri beş yılda bir seçilen Hayfa’daki Umumi Adalet Evi, günümüzde Bahailiğin en yüksek idari merciidir. Bahailik 20. asır başlarında İslami bir grup olmayıp müstakil bir din olduğunu ilan etmiştir.

Bahailik’in gelişmesi ve Babilik’le yollarını ayırması sonucunda, Babiler önemli ölçüde güç kaybına uğramıştır. Özellikle, Bab Ali Muhammed’in halef tayin ettiği Mirza Yahya Nuri’nin güçlü bir varlık gösterememesi ve 1912 yılında ölümünü takiben kendisine halef olanların güçlü kişiler olmaması dolayısıyla Babiler giderek azalmış ve zayıflamışlardır. Çağımızda Babiler daha çok İran’ın muhtelif yerlerinde küçük cemaatler halinde bulunmaktadırlar.

Bahailikte ve Babilikte İnançlar ve İbadet Uygulamaları

Bahailik’e göre Bab’ın Allah tarafından ortaya çıkarılacağını haber verdiği kişi Bahaullah Mirza Hüseyin Ali’dir. Bu hareketin kutsal kitabı ise onun tarafından yazılan el-Akdestir. Bahaullah kendisini zikreden (Zakir), zikredilen (mezkür) ve tur’da konuşan olduğunu ileri sürmüştür. Böylece Baha Tanrı’nın kendisinde “şahıslanmış” olduğunu ileri sürmüş ve bununla ilahlık iddiasında bulunmuştur. Allah bütünüyle bilinemeyip insan idrakinin ötesinde, bir, eşsiz ve sonsuz olup hiçbir şey kendisine benzememektedir. Onun varlığının bilinmesi emrinin mezahiri yahut belirtileri olan nebiler ve resullere bağlıdır. Nebi ve Resuller Allah’ın zuhurlarıdır. Allah onlarda güneşin temiz bir aynada yansıması gibi tecelli eder. Buna göre peygamberlerin beşeri ve ilahi  olmak üzere iki yönleri vardır. Beşeri yönleri itibarıyla diğer insanlar gibi yer, içer, hastalanır ve ölürler; fakat ilahi yönleri itibarıyla bir anlamda tanrıdırlar. Onlarla konuşulduğunda Tanrı ile konuşulmuş, onlara secde edildiğinde de Tanrı’ya secde edilmiş olur. Hz. Adem’den itibaren gelen peygamberler, tam ve kamil bir ilahi zuhur olan Baha’yı müjdelemek için gelmişlerdir. Onun gelişiyle dinlerin noksanlığı tamamlanmış olup daha sonraki Tanrı mazharı olacak kişi, bin yıldan önce gelmeyecektir. Allah’ın mürsil yani resuller gönderici olma sıfatı dolayısıyla peygamberler muhtelif zaman dilimlerinde kesintiye uğramadan devam edecektir. Bu bakımdan hiçbir ilahi zuhur Tanrı’nın son zuhuru olmayacaktır. Allah’ın yaratıcılık sıfatının bulunmayacağı bir an düşünülemeyeceği gibi yaratılmış olan dünya da ebedi olarak devam edecektir. Bahailere göre insan öldüğü zaman kıyamet kopmaktadır. Dünyanın sona ermesi, kıyametin kopması söz konusu değildir. Onlara göre cennet ve cehennem hakikaten var olmayıp birer sembolden ibarettir. Cennet, yaratıcıya ve emirlerine yönelmeyi, cehennem ise yokluğa gidişi ifade etmektedir.

Namaz, sabah akşam samimiyetle Allah’ı anmaktan ibarettir. Namz ferdidir; kimseye duyurulmadan ve kimsenin davetine lüzum kalmadan kılınır. Bahai kıblesi İsrail’deki Akka şehrine yönelerek yerine getirilir. Oruç ise 2-21 Mart tarihlerinde arasında on dokuz gün olarak tutulur. Belirli zaman ve merasime bağlı olmaksızın Bab’ın Şiraz’daki evi yahut Bahaullah’ın Bağdat’ta kaldığı evi ziyaret etmek hac olarak değerlendirilir ve malların beşte biri zekat olarak alınır. Herkesin geçimini temin etmek için ticaret, sanat veya başka bir işle uğraşması ibadet sayılır. Sabah akşam yorgunluk vermeyecek derecede Bahaullah’ın dua ve sözlerini okumak her Bahai için vaciptir. Ayrıca zina, hırsızlık ve alkollü içki içmek, kötü fiil sayılarak bunlardan kaçınılması istenir. Bahai hareketinin propagandasına geniş yer verilirken, cihat prensibi yasaklanmıştır.

Babilikte Temel Öğretiler

Bab Ali Muhammed tarafından yazılan el-Beyan, Babilik’in kutsal temel kitabı olarak kabul edilir. el-Beyan’ın başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere bütün ilahi kitaplardan üstün olduğuna ve hepsinin hükümlerini ortadan kaldırdığına inanılır.

Her harfin ve sayının ayrı özellik ve değerinin bulunduğunu benimseyen Bab’a göre 19 rakamı kutsal olup yıl 19 ay, her ay da 19 gündür. Her 19 günün bitiminde bir babi, bir bardak su bile olsa dindaşlarına ikram etmek zorundadır. Cenaze namazı dışında cemaat halinde ibadet etmek kaldırılmış olup zekat olarak malların beşte biri verilir. Bab’ın doğum yeri ile hapsedildiği yerler birer hac merkezi olarak kabul edilmiştir. Sigara ve alkollü içkiler kullanmak, dilenmek ve dilenciye para vermek yasaklanmıştır. Boşanma caizdir ancak hoş görülmez; dul erkekler boşanmadan sonraki doksan gün, kadınlar ise doksan beş gün içinde evlenmekle yükümlüdürler. Katil, maktulün varislerine ödeyeceği maddi tazminat yanında, on dokuz yıl süre ile her türlü cinsi yakınlıktan uzak durmak zorundadır. Ayrıca her Babinin sahip olabileceği kitap sayısı kutsal rakam olan on dokuzu geçmeyecektir.

Günümüzde Bahailik

Sayıları iki ila beş milyon arasında değiştiği belirtilen Bahailerin günümüzde en çok bulunduğu ülke, yasaklanmasına rağmen doğduğu yer olan İran’dır. Bunun dışında ABD’de önemli bir Bahai mevcudu bulunmaktadır. Bunun dışında Avrupa ülkeleri ile Irak, Suriye, Lübnan, Mısır ve İsrail gibi Ortadoğu ülkelerinde bulunan Bahai nüfusu fazla değildir. Bahailer, yaşadıkları ve dinlerinin resmen tanındığı ülkelerde Meşriku’l-Ezkar adı verilen mabetler kurmuşlardır. Bu mabetlerin çev0resinde, tesis ettikleri okullar, hastaneler, yetimhaneler, çocuk yuvaları ve turizm dernekleri ile inançlarını yaymaya çalışmaktadırlar. Türkiye’de birkaç bin civarında Bahai bulunduğu tahmin edilmektedir. Bahailer için önemli merkezlerden biri de Edirne’dir.