Ayrılık Anksiyetesi ve Okul Reddi

Anksiyete ve Ayrılık Anksiyetesi Nedir?

Anksiyete; fiziksel, davranışsal ve bilişsel boyutları olan normal bir tepkidir. Hepimiz ani ve ürkütücü bir ses duyduğumuzda kaygılanırız ama bazı insanlar tehdidi zihninde canlandırdığı için korku ve kaygıyı daha yoğun hisseder. Bu durum işlev bozukluğuna sebep olursa; yani kişi gündelik hayatta yapması gerekenleri yapamaz hale gelirse (okula gitmesi gerektiği halde gitmemesi gibi); kalıcı ve aşırı olursa soruna dönüşebilir.

Dsm-5 tanı kriterlerine göre ayrılık anksiyetesi bozukluğunun özgül fobi, sosyal fobi, panik bozukluk ve yaygın anksiyete bozukluğu vb. gibi alt başlıkları vardır. Ayrılık anksiyetesi ise kişinin birincil bağlanma figüründen (anne, baba, dede …) ayrılmaya yönelik aşırı düzeyde duyduğu kaygı ve korku ile ifade edilir.

Ayrılık Anksiyetesini Tetikleyen Unsurlar

  • Ebeveyn ile çocuk ayrı kaldığında çocuğun kendisine kötü bir şey olacağı düşüncesi
  • Ebeveyn ile çocuk ayrı kaldığında ebeveyne kötü bir şey olacağı ve ebeveynin geri gelmeyeceği düşüncesi
  • Aşırı koruyucu, aşırı düşkün ebeveyn tutumu
  • Anne-babanın çocuğa karşı tutumlarındaki tutarsızlık
  • Çocuğun bağlanma ve ayrılma sürecinde yapılan hatalar

Ayrılık Anksiyetesi Belirtileri

  • Bağlandığı kişilerden ayrılma durumu olduğunda bu kişilerin veya kendisinin başına kötü bir şey geleceği korkusu
  • Okula gitmeyi, evden uzaklaşmayı istememe
  • Bağlandığı kişilerden biri yanında olmadan uyumama
  • Ayrılma durumu olduğunda fizyolojik tepkiler verme (karın ağrısı, mide bulantısı vb.)
  • Çocuğun, bağlandığı kişinin kucağında sürekli oturmak istemesi

Not: DSM-5’e göre ayrılık anksiyetesi bozukluğu tanısı konulabilmesi için bu durumun çocuklarda en az 4 hafta, yetişkinlerde ise en az 6 ay devam ediyor olması gerekmektedir.

Anksiyete Yaşayan Çocuklar ve Ebeveyn Tutumları

  • Anksiyete yaşayan çocukların ebeveynleri aşırı koruyucu veya çocuğa aşırı düşkün olabilmektedir. Çocuk, endişe duyduğu şey ile baş etmesi gerekirken, ebeveyn onun yerine hareket etmekte ve çocuğun kendi sorunlarını çözmesine fırsat tanımamaktadır.
  • Ailenin çocuğun kaygısının tamamen bitmesine yönelik beklentileri de gerçekçi değildir. Zira herkes sınavda veya topluluk önünde konuşma yaparken endişe duyabilir. Bu normal bir durumdur. Burada önemli olan, bu endişeye rağmen kişinin yapması gerekeni yapıyor olmasıdır.
  • Anksiyete yaşayan kişi kendisinde güven ve kaçınma davranışları oluşturur. Aile de bu davranışları farkında olmadan pekiştirebilir. Örneğin; okula başlayan çocuk annesinden ayrılmamak  ve durumdan kaçınmak için (annesi ile eve gitmek için) şiddetle ağlıyor olsun. Anne onu alıp eve giderse, çocuk bu sayede korktuğu ve endişelendiği durumdan kaçınmış olur. Ancak anne birkaç hafta çocukla okulda beklerse; çocuk hem kendisini güvende hisseder hem de anneden ayrılınca, kendisinin veya annesinin başına gelebilecek felaket senaryolarını önlediğini düşünür.
  • Ebeveynler farkında olmadan da çocuğa “Endişeliysen yapma!” mesajı verebilir. Örneğin; çocuk arkadaşının davetine sosyal anksiyetesi olduğu için katılmak istememekte, ebeveyn de “Biz seninle daha eğlenceli şeyler yaparız, gitme!” derse çocuğun kaçınmasını teşvik etmiş olur.
  • Eğer ebeveyn sürekli kendi kaygı ve korkularından bahsediyorsa çocuğa da kaygısal anlamda rol-model olmaktadır.
  • Ebeveyn her daim çocuk ile ilgili olumsuzluklara büyüteç tutuyorsa çocuk bu yüzden başarılı olamayacağı konusunda endişe duymaya başlayabilir.
  • Anksiyetesi olan çocuklar bu kaygıları üzerine çok fazla konuşmak da isteyebilirler. Aile her zaman bu anlamda çocuğun konuşmasına fırsat verirse çocuk kaygılarına sınır koyamaz. Oysa aile çocuğa “Bunu daha önce konuşmuştuk, daha fazla konuşmak istemiyorum.” şeklinde bir tutum sergilerse çocuğun kaygılarına sınır çizmiş olur.

Anksiyeteye Karşı Ebeveyn Tutumu Nasıl Olmalıdır?

  • Ebeveyn, çocuktan endişe ve kaygıları tamamen alamayacağını kabul etmelidir. Anksiyete normal bir duygudur. Bu sebeple aile, çocuğu kaygı ve korkulardan tamamen uzak tutup, korumaya almak yerine anksiyetesiyle baş etmeyi öğrenmesine olanak tanımalıdır.
  • Aile, çocuğun kaçındığı davranışı onun yerine yapmaktansa, çocuğun o davranışı yapması için onu destekleyici bir tutum sergilemelidir.
  • Aile, çocuğun başına bir şey geleceğine dair aşırı kaygılanarak çocuğa rol-model olmaktadır. Bu sebeple aile kendi anksiyetesini yönetmeyi bilmelidir.
  • Çocuk, anksiyetesini hafifletmek için sürekli kaygı ve korkuları hakkında konuşmak istediğinde aile birkaç kez güven veren konuşma yapmalıdır. Ebeveyn bunun işe yaramadığını ve çocuğun kaçınma davranışlarına devam ettiğini görürse çocuğun bu şekilde konuşmalarına karşı sınır çizmelidir.
  • Ebeveyn çocuğun kaygı ve korkularından kaçınmaya yönelik sergilediği davranışlarından ziyade, cesaret verici davranışını pekiştirmelidir.
  • Çocuğun yapamadıklarından ziyade yaptığı olumlu şeyler üzerinde durulmalıdır.

Okul Reddi

Ayrılma anksiyetesi bozukluğu, okul reddi ile birlikte en sık görülen tanılardan biridir. Okul reddi, çocukların anksiyete ve depresyon gibi duygusal sorunlar nedeniyle okula devam edememesi olarak tanımlanmaktadır. Bu çocuklar okula gitme vakti geldiğinde aşırı kaygılı, tedirgin olurlar ve duygusal tepkiler verirler. Okula gitmeyi tümden reddedebilirler ya da zorla okula gönderildiklerinde bunu türlü yollarla protesto edebilirler.

Çocuklarda ayrılma anksiyetesi okul reddi ile ilişkiliyken, fobiler de ergenlik döneminde okul reddi ile ilişkili olabilmektedir. Araştırmalara göre; ayrılma anksiyetesi bozukluğu olan çocuk ve ergenlerin %75’inde okul reddi gözlenirken, okul reddi olan çocuk ve ergenlerin %80’inde de ayrılma anksiyetesi bozukluğu bulunmaktadır. Ayrılık anksiyetesi bozukluğu olan çocukların ailelerinin çocuk ve ergen ruh sağlığı bölümlerine en sık başvuru nedeninin okul reddi (%75) olduğu saptanmıştır. Ayrıca çocukluk ve ergenlik döneminde anksiyete yaşandıysa yetişkinlik döneminde yaşanma olasılığı daha da artmaktadır. Ancak çocukluk döneminde tedavi edilirse yetişkinlikte görülme olasılığı da azalmaktadır.

Okul Reddine Karşı Ebeveyn Tutumu Nasıl Olmalıdır?

  • Öncelikle çocuk “Okula gitmek istemiyorum.” dediğinde aile bunu göz ardı etmemeli, olası nedenlerini bulmaya çalışmalıdır.
  • Çocuk okula başlamadan önce psikolojik olarak hazır hale getirilmelidir. Örneğin, “Yarın birlikte okula gideceğiz, orada birçok arkadaşın olacak, eğlenceli etkinlikler yapacaksınız, oyunlar oynayacaksınız.” gibi. Okul başladığında ise onu okula kimin götüreceği, okuldan kimin alacağı ve ne zaman alınacağı mutlaka çocuğa anlatılmalıdır.
  • Ebeveyn, öğretmenle ilişki kurmalı ve iletişim halinde olmalıdır. Bu sayede, çocuğun sosyal güven ortamı olan okul ve öğretmene güveni gelişir.
  • Okula alışma sürecinde anne veya baba çocuğa sosyal refakatçi olmalıdır. Sonrasında aile refakat etmeyi yavaş yavaş bırakmalıdır.
  • Çocuk, birkaç haftalık okula alışma sürecinden sonra hala okula gitmemek için ağlama vb. davranışlar sergiliyorsa aile bu süreçte kararlı, soğukkanlı ve yapıcı olmalıdır. Çocuk bu davranışlar neticesinde okula gönderilmezse okula gitmeme davranışı pekiştirilmiş olur.

Okul Reddinde Ebeveynlerin Yapmaması Gerekenler

  • Aile, çocuğun mazeretlerini okula gitmemek için bahane olarak görmemeli, altında yatan sebepleri öğrenebilmek ve çözüm üretebilmek için bir sinyal olarak görmelidir. Bu anlamda çocuğa baskıcı ve zorlayıcı bir tutum sergilememelidir.
  • Korkutma, ceza verme, şiddet uygulama, yargılama gibi davranışlardan uzak durulmalıdır.
  • Yetişkinlerin çocuğa, “Kendine dikkat et, öğretmeninden ayrılma!” gibi uyarılar yapmaları ve onun yanında okula alışma süreci ile ilgili sorgulamaları ve kaygıları hakkındaki yorumları çocuğun korkmasın neden olabilir. Onun yerine “Okulda bir problemin olduğunda öğretmeninle paylaşabilirsin.” gibi bir söylem daha yapıcı bir yaklaşım olmaktadır.
  • Anne-baba, okula bıraktığı çocuğuna karşı duygusal olursa ve vedalaşma sürecini uzatırsa bu durum çocuğun okula ve öğretmenine olan güvenini zedeleyebilir.

Bir ay geçtiği halde çocuk hala okula gitmek istemiyorsa uzman yardımı alınmasını gerektiren bir problem olabilir. Böyle bir durumda bir uzmana başvurmak problemin çözüme kavuşmasında etkili olabilir.


Psikolog Kübra DURSUN‘un yazıları için tıklayınız…