Aşk ve Kumsal

Birlikte yazılışı böylesine yakışan başka iki kelime gelmedi aklıma, aşkla ilgili yazacakken. Bana kalırsa aşk ve kumsal ikilisi hem hüsran hem hüsnü zan. Hüsnü zan olduğunu düşünüyorum çünkü her aşk, “Devam edecek, devam ederken de güzel şeyler yaşanacak.” düşüncesiyle başlar. Hüsran diyorum çünkü her aşk eninde sonunda biter. Aralarında bazı şanslı aşklar vardır onlar da sevgiye dönüşecek kadar yücedir. Yücelik ise aşkı sevgiye dönüştürebilecek kadar emek vermekte, buna değer görmekte gizlidir. Ancak şimdi “Aşkı sevgiye nasıl dönüştürürüz yerine, neden aşk ve kumsal hüsrana dönüyor? Neden aşklar yaz mevsimi kadar kısa sürüyor?” buna değinmek istiyorum.

Kumsalda yer alan kum taneleri kadar aşk tanımı, aşk yaşantısı var neredeyse yeryüzünde. Kaçınız benimle aynı fikirde olur bilmem ama psikolog gözüyle değerlendirmek isterim bu durumu. Aşk tanımı ve yaşantısı bu kadar çeşitli ve farklı olunca, beklentiler ve hayaller de birbirinden oldukça farklılaşabiliyor. Beklentiler ve hayaller beklenmedik hayal kırıklıklarına dönüşüyor. Kumsaldaki cam kırıkları, can kırıkları gibi iz bırakıyor insanların yüreğine… Bir daha sahile gelmek şöyle dursun, yakınından bile geçmek istemiyorlar. Kıyıya vuran dalgaların köpüğü sönene kadar süren aşkların acısı, yıkılmaz kaleler, aşılmaz duvarlar örüyor insanların düşüncesine… Hal böyleyken bize de bu düşüncelerle çalışmak düşüyor. Her aşk biter mi? Her aşk sevgiye döner mi? Her aşk dönmeli mi? Ya da aşk olmadan bir birliktelik sürer mi?

Çoğu zaman terapi odasında aşk yaşadığımı düşünürüm. Bir aşktır işim benim için. Danışanlar hüsranla sonuçlanan aşklarını çalışırken, ben aşkımı yaşarım doya doya. Akışa kapıldığımı fark ederim. Belli kurallar ve prensipler vardır ama danışanla geçen süreci akışında yaşayıp sonraki seanslar için notlar alırım. Bu süre zarfında ne kadar tatmin olduğumu ve günün sonunda neden yorulmadığımı tekrar tekrar anlarım. Çünkü belli sınırlar dışında süreci yönetmeye çalışmam. Danışan kendi sırasına göre anlatırken onu kafamdaki şablona göre kısıtlamam. O ağlarken bazen yürekten ağlar, o gülerken onunla birlikte gülerim. Onu eleştirmek yerine, yanında ama aynı yerden farklı bir bakış açısı kazanmasını sağlarım. Sanırım bu nedenle aşkım hiç bitmez, tazelenerek sürer gider. Bana öyle geliyor ki biz insanların yaşadığı aşklar da böyle olmalı. Olanı olduğu gibi kabul eden, belli prensipler çerçevesinde esnek sınırlar çizebilen, ilişki ile ilgili hayaller ve beklentiler yerine sahile vuran dalgaya, zamansız esen rüzgara gönlünü açabilen, karşısındakinin duygusuna empati yapabilen, eleştirmek karşısında durmak yerine yanında olabilen… Bu sayede aşklar yaz aşkı kadar kısa sürmeyecek, kumsallar aşksız kalmayacak. Belki de aşklar sevgiye dönüşerek taçlanıp yücelen birliktelikler yükselecek gökyüzüne. Ne dersiniz, sizce?


Uzman Psikolog Münire POLAT’n yazıları için tıklayınız…