Ey Yolcu, Aşk

Aşk dedikleri, üç huruf ve beş nokta ile yazıldı…
Muhammed, Ali ve Fatıma üç huruf; Hasan ve Hüseyn ile beş nokta. Söyleyeceklerimin hepsinin özetini en başa yazdım. Şimdi İmam Aliyyel Murtaza’nın ‘ilim bir nokta idi cahiller onu çoğalttı’ sözüne binaen tüm cehaletimizle yazacağız öz olanın dedikodusunu…

“İşitin ey yarenler aşk bir güneşe benzer,
Aşk’ı olmayan,  kişi misali taşa benzer.” diye buyurdu Koca Yunus. Güne bakanların hayranlıkla seyrettiği o şems gibi, Aşık da güzel cemallerde seyreder Hakk’ı, Hakk’tan yansıyanı. Aşık, elem ve gam denizinde yüzen bir avaredir efendim. Harabelerde saklı hazineler ondan sorulur, zira gönlü harbeye dönmüş Aşık bilir harabenin kıymetini. Karga ne bilsin gülü, gülü bülbüle sor. Her işin erbabı farklıdır efendim. Güzel Anadolu’nun erdem ve irfan kokan menkıbelerinden biri şöyledir:

İmam Cafer hazretlerinin talebesi bir gün hamama gider. Hamamdan çıkarken hamamcı para ister, talebe param yok deyince o zaman gömleğini ver diyor. Gömleğe bakıyor yetmez, pantolunu ver, ceketi ver derken talebe çıplak kalıyor. O vaziyette eve gelip hastalanıyor, üç gün okula gitmeyince İmam Cafer hazretleri,  yanına gidip niye gelmedin deyince,  talebe olan biteni anlatır. “Herkesin öğrencisi okuyor, kadı oluyor, müftü oluyor; ben bir hamama gittim cebimde param yok,  daha neden okuyayım ki?” deyince İmam Cafer hazretleri talebeye bir taş veriyor ve diyor ki: “Bu taşı al, samancılar pazarına götür, satışa çıkar. Kim ne verirse satma. Sonra tenekeciler pazarına götür, orada da ne verirlerse satma. Oradan çık sarraflar pazarına git, orada da ne verirlerse ister ver ister verme sana kalmış.” Taşı alıp samancılar pazarına gidiyor. Satışa çıkarınca biri geliyor,” Bu taş o kadar etmez ama 10 akçe vereyim.” diyor.  Satmayıp tenekeciler pazarına gidiyor. Satışa çıkınca biri geliyor, “Bu, 20 akçe etmez ama ben vereyim.” Burada da durmayıp sarraflar pazarına gidiyor. Biri taşı görünce geliyor,  “Bu taşı eğer verirsen bu dükkanı vereyim, karşıda bir dükkanım var onu da vereyim yine az gelir ama olan varlığım budur.” diyor.

Aşk’ın pazarında samancılar, tenekeciler bilmez kıymeti, Aşk gibi bir mücevher ancak insan sarraflarının anlayacağı bir nurdur.

Ey Talib-i Aşk,

Aşk, Aşeka’dan türetilmiş bir kelimedir. Aşeka, sarmaşık demektir. Sarıp sarmalar aşk, bazen de öyle bir sarar ki Aşık’ı hareket edemez hale getirir, sıktıkça sıkar. Bu hale kabz hali derler. Maşuk, Aşık’tan bir ‘ah’ duyana kadar devam eder. Ne zaman o ahı duyar, o zaman gevşetir dallarını, Aşık artık bast haline geçer.

Yusuf’u zindana attıran Zeliha, her gün zindana gider, Yusuf’un kırbaçlanması için gardiyana emirler verirdi. Gardiyan, yufka yürekli adam; kırbaç vuracağı kişi de güzeller güzeli Yusuf. Kıyamaz gardiyan, lakin ne çare ’emir demiri keser’ derler. Yusuf’un zindanına gider. Durumu arz eder. Yusuf; kendisine vurmasını, dayanabileceğini söylese de gardiyanın eli kırbaca gitmez. Onun yerine boşlukta şaklatır kırbacı, Yusuf da rol icabı bağırır durur. Yusuf’un sesini duydukça Zeliha, ‘daha hızlı vur’ diye emirler yağdıradursun, Yusuf gardiyan,  “Gerçekten vur, yara izi görmezlerse seni de perişan ederler” der. Gardiyan bir kerelik vurmayı kabul eder ya, kırbacı indirince Yusuf derinden bir ah çeker. O dem Zeliha, “Yeteeer, daha fazla vurma!” diyerek haykırır.

Maşuk’tan gelecek bir ses, Aşık için Cebrail’den gelen bir müjde gibidir ki Aşık’ın bayramı o demde olur.
İbn Hazm, ‘Güvercin Gerdanlığı’ kitabında Aşk ve Aşık’a dair şu sözleri yazar:
“Aşk, dermansız bir derttir dostum. Bu derdin ilacı, çekilen ceza nisbetinde ve yine kendisindedir. Öyle bir hastalıktır ki bu, hasta zevk alır ondan. Arzulanan bir derttir Aşk, bu derde düşen kurtulmak istemez. Bu hastalığa yakalanan iyileşmeyi arzulamaz.”

Niyazi Mısrî hazretlerinin “Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş” dediği de yine bu Aşk derdidir ki hem yar, hem yara, hem em, hem melhem imiş.

Aşık, seyrinde dört hal üzredir: Kabz, Bast, Sekr ve Sehv. Kabz, bunalma halidir ki sarmaşığın sıkı sıkı sardığı zamandır. Bast hali gevşeme halidir ki sarmaşık dallarını açar, Aşık bir rahatlama hali duyar. Sekr hali sarhoşluk halidir. Cezbe ve coşku, bu hal üzredir. Bu halin en güzel örneği Ene’l Hak kelamıdır. Sehv hali ise ayıklık halidir. Aşık bu hal üzre son noktaya ermiş ve kendisini kendisinden doğurmuş, mutlak bir farkındalık yaşamaktadır.

Ey Biçare,

Buyurdular ki Müslüman eğer Aşık değil ise kafirdir. İnanç, gönüle inmedikçe iman olmaz. Gönül, Aşk’ın evidir. O eve girmeyen, o evin hali ile hallenmeyen nasıl iman sahibi olur ki!

Aşk gülünü koklamaksa niyetin, dikenlerle döşeli yolda yürüyeceğini sakın unutma. Aman ha! Yanıma bir iğne alayım, dikenleri çıkarayım deme! İsa Ruhullah’ı hatırla. Göğe çekilirken üzerinde bir iğne vardı da göğün dördüncü katından daha yukarıya erişemedi. Dikenli yolda yürümek zor elbet, bir gün yorulup durduğunda belki geri dönmek dilediğinde, seher yelleri o gülden bir koku getirir de canına can katar. O sevinçle düşersin yine yola, ayaklarına dikenler bata bata. Dikenlere katlanmaya gücün yoksa eğer hiç girme. “Gelme gelme, dönme dönme, gelenin malı, dönenin canı” sırrına ermekliğin tez olsun da ikrarında daim olasın.

Aşk ile…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

twelve − 9 =