Aşıkların Yol Haritası: Hüsn-ü Aşk

“Ey kalem! (Bil ki) bu eser senin değildir! Ey gece, bu seher de senin eserin sayılmaz!”* Benî Muhabbet derler bir kabile vardı, rivayet odur ki Kays da bu kabiledendir. Kim bilir o günden beri belki Benî Muhabbet kara yazgılıdır. Muhabbet kabilesidir ya sanırsın dertler aleme oradan yayılır. Ne vakit bir şenlik edecek olsalar dert ile gamın kokusu yayılır her yana, sevinçleri hüsran olur. Aşk’ın kasaveti sarmıştır her birini. Gam ve musibetler ile örülü Benî Muhabbet’in üzerine iki güneş doğar bir vakit. Hüsn ile Aşk doğar aynı gün. Ay geçer yıl geçer, serpilir büyürler, görenleri büyülerler… Mektep çağı gelince Edeb mektebine gönderilirler ikisi de. Yolları yine kesişmiştir. Edeb okur, edeb yazarlar. Molla Cünun derler heybetli bir kimsedir ki ders alırlar ondan. Mektep dönemi de geçer, serpildikçe serpilir iki ay parçası…

İki genç zamanla daha samimi olurlar, mânâ mesiresinde gezinir, feyz havuzu başında gönüllerini birbirine yaklaştırırlar fakat Aşk’tan ziyade Hüsn daha çok yanar, yandıkça Aşk daha uzak durur. İş bu ya kabile büyükleri bir kızın aşkını ilan etmesinden hoşnut olmaz. Hayret ettiren bir olay olur. Hayret adında kabilenin önde gelenlerinden biri bu işe el koyar ve ikisinin arasına girer, görüşmeleri yasaklanır. Hüsn dışarı çıkamaz hale gelir. Ne ki Aşk ilk zamanlar bu işe pek aldırış etmez. Ayrılık uzadıkça Hüsn’ün yüreğine bir od düşer. Birden roller değişiverir. Aşık olan Maşuk, Maşuk olan Aşık olur bir anda. Bu halin ne olduğunu Fuzuli üstad şu beytiyle çok önceden zaten beyan etmiş, görelim bakalım ne demiş:

“Âşk odu evvel düşer maşuka, ândan âşıka,
Şem’i gör kim, yanmadan yandırmadı pervâneyi.”

Maşuk olan Aşık olmasa idi, Aşık olan Maşuk’a nasıl yanardı ya HU. İlahi cilve denen bu olsa gerek ki Aşk, içinde harlanan ateşten duramaz olur. Bu halden haberdar olan Sühan iki sevdalı arasında haber getirip, götürürse de dertlerine çare olamaz. Sühan aralarında haber getirip götüredursun. Aşk lalası Gayret ile yoldaş, Hüsn hizmetçisi İsmet ile güç bulmakta, her hallerini onlara anlatmaktadır.

Aşk’ın mecnunluğa varan hallerinden korkan Gayret, Aşk’ı ikna edip Hüsn’ü istemeye karar verirler. İki yoldaş kabile büyüklerine gidip Aşk’ın Hüsn ile evlenmek istediğini bildirirseler de kabile büyükleri Aşk ile alay eder ve bu işin kolay olmadığını evvela Kalb diyarından bir tılsım getirmesini isterler. Her belaya hazır olan Aşk gayrete gelir de Gayret’i yoldaş edinir. Kalb diyarına yolculuk başlar.

İki yoldaş yola çıkar çıkmasına da kara talih de peşlerini bırakmaz. Yola çıkar çıkmaz bir kuyuya düşerler. Kuyunun içinde envai çeşit mahlûkat ile mücadele etseler de kuyudan çıkmaya güç yetiremezler. Mânâ mesiresinin sofracıbaşısı Sühan yetişir imdatlarına Hızır misali. İsmi Azam okunmuş bir ip ile kurtarır iki yoldaşı kuyudan. Tekrar yola revan olur iki yoldaş. Gam harabelerine uğrar yolları. Cadılarla, devlerle, gulyabanilerle yine başlar bir kavga ki sonu yok. En dar zamanda Sühan yetişir yine. Bir kılıç ve Aşkar isimli bir at ile. Hz. Ali’nin Zülfikar’ına sahipmiş gibi bir güç bulur Aşk, yiğitlikte büyük maharetler gösterir. Gam harabelerinden de kurtulurlar nihayet.

Az gider, uz gider, dere tepe düz giderler, bir sahile varırlar. Sahil dedikse akıl almaz bir yerdir burası; karşılarında ucu görünmez ateşten bir deniz… Bu ateş denizinin üzerinde mumdan gemiler gezer. Gemilerde devler görünür, gemiye gel de kurtul derlerse de Aşk kanmaz bu oyuna. Bizim Hızır gibi yetişen Sühan’ın getirdiği Aşkar ile girer ateş denizinin içine ve bir anda karşı kıyıda bulur kendini. Bu dimağlara sığmaz yerden de kurtulurlar kurtulmasına ya daha başlarına ne işler gelecek oku da gör.

Dağlar aşar, tepeler geçerler, Çin diyarında bir bahçeye düşerler. Bahçeyi gezinirken bir garip iş görürler. Karşılarında bir kuş, insan gibi konuşmada ve iki yoldaşı uyarmada… Kuşun uyarıları bitmeden kadın gelir bahçeye. Etrafı cennetteki hurilere benzeyen güzellerle çevrilidir. Aşk bu güzelde Hüsn’ü görür de büyüsüne kapılır. Gayret gitme dese de Aşk dayanamaz gider kadının yanına, nasıl gitmesin ki sevdiği Hüsn sanır karşısında duranı. Kadın Aşk’a ikramlarda bulunur, sözler ile büyüler ve nihayet şarabından içirir. Aşk şarap ile serhoş, yarı ayık yarı baygın düşer kadının peşine. Bu güzel Aşk’ı esir alıp Zatüssuvar kalesine hapseder.

Aşk ayıldığında kapısı yok penceresi yok bir garip kalede bulur kendini. Duvarlarında çeşit çeşit suretler olan bir kaledir burası. Biraz o yana biraz bu yana koşturursa da bulamaz bir türlü çıkışı. Mücadeleden yorgun düşer. Tam ümidini kaybedecekken Hızır timsali Sühan yetişir imdadına. Bir hile ile kurtarır Aşk’ı Zatüssuvar’dan. Gayret ile Aşk yine bir araya gelirler, tekrar yola revan olurlar. En sonunda Kalb denilen büyülü diyara ulaşırlar da yüreklerine su serpilir. Diyarın yöneticisini görmek için çaba gösterir de sonunda bunu başarırlar ya hayretten ne yapacaklarını şaşırırlar. Karşılarında bir taht ve tahtta oturan kişi… şaşılacak iş doğrusu. Tahtta oturan uğruna diyar diyar gezdikleri Hüsn’dür.

Kıssadan Hisse

Maşuk istemese Aşık, aşktan bihaber olur efendim. Sanma ki sen Aşık oldun, “Aşk önce düşer Maşuk’a” diyen Fuzuli üstadı iyi anla. Maşuk Aşık olduğunda Aşk kemendini boynuna dolar da seni kendine çekmeye başlar. Bu kement ile yüreğin sıkışır, başın döner, başında kavak yelleri eser. Maşuk, Aşık’ı kendine çekmeye başlayınca evvela mana alemlerinden feyzler sunar türlü ikramlarda bulunur, sonra aniden “ismet” perdeleri ardına gizlenir de mecnunluk kapısının açılmasına sebep olur. Aşık, “gayret”e gelip arama gücünü kendinde bulunca belaları üzerine çekmeye başlar.

Aşk yoluna çıkanlar, her dem sınanmakla memurdur. Bazen bir kuyuya düşersiniz ki çıkmak mümkün değildir. Ta ki Sühan gibi bir Hızır’ınız olduğu fark edene kadar. Sühan kelime manası olarak söz anlamına gelir. Hikayede temsil ettiği şey ilimdir. Zira ilim olmadan Aşk’ın zorluklarından kurtulmak mümkün değildir. Her aşık gam harabelerine uğrar. Yine Fuzuli üstattan bir beyit ile mesele daha iyi anlaşılacaktır.

Giriftâr-i gam-i aşk olalı âzâde-i dehrim
Gam-i aşka beni bundan beter yâ Rab giriftâr et

Aşık, gamdan beslenir. Modern dilde söylemek gerekirse aşık mazoşisttir. Sıkıntı, gam ve bela ile hoşnuttur. Öyle ki derdi dermanı olmuştur. Niyazi Mısri hazretlerinin dediği gibi;

Dermân arardım derdime derdim bana dermân imiş,
Bürhân sorardım aslıma aslım bana bürhân imiş

Ateşten denize dönen gönlünde nefs mumdan gemilere binip seni çekmeye çalışır, yok olacak bahaneleriyle. Oysa Doru Tay manasına gelen Aşkar gibi bir binek ile aşk denizleri yanmadan geçilir. İş bu yolculuğun en zor kısmı ise yüzler kalesinde yolunu bulmaktır. Öyle bir zaman gelir ki Aşık’ın yolculuğunda her yüz sevdiği gibi görünür. Bu cemalperestlik belki de perdelerin en kalını, en zor kaldırılanıdır. Zira çıkış yolu yoktur bu kalenin. Yine en dara düştüğünüz anda ilminizdir size yol gösterecek olan. Ve nihayet Kalb diyarına ulaştığınızda Maşuk’un zaten orada olduğunu göreceksiniz. Zira Maşuk’ların en güzeli, Maşukların da Maşuk’u olan yüce yaratıcı Kaf suresi 16. Ayette “Biz ona şah damarından daha yakınız.” buyuruyor. Bu böyle iken Hüsn’ün Kalb diyarında olması şaşılacak bir mesele değildir.