Alfred Hitchcock

Çocukluğu

Alfred Hitchcock 13 Ağustos 1899’da İngiltere’nin Leytonstone şehrinde doğdu. William ve Emma Jane Hitchcock’un üç çocuğundan en küçüğüydü. Baskıcı ve mesafeli bir ailede büyüdüğü için mutlu bir çocukluk geçiremedi. Beş yaşındayken, babası onu 5 dakika boyunca kilitlenmesi amacıyla bir notla karakola gönderdi. Çocukluğunda yaşadığı bu tür şiddetler nedeniyle hayatının her döneminde otorite korkusu yaşadı. Genellikle tek başına zaman geçirerek oyunlar icat eder ve haritalar çizerdi. Bunun dışında glandüler bir durum neticesinde obeziteden muzdaripti.

15 yaşındayken, London County Council Mühendislik ve Denizcilik Okulunda okumak için üniversiteden ayrıldı. Bir telgraf şirketinde çalışmaya başladı ve bu dönemlerde sinemaya karşı ilgisi arttı. İşten sonra film izleyip sinema ile ilgili haberleri inceliyordu. Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna doğru orduya katılmaya çalıştı ancak kilosu nedeniyle reddedildi. Daha sonra Kraliyet Mühendisleri grubunda bir öğrenci olarak kısa süreliğine kaydolmayı başardı.

Sinema Dünyasına Giriş

Savaştan sonra, dergilerde yayınlanmak üzere kısa öyküler yazmaya başladı. 1920 yılında, bir şirkette başlık kartı tasarımcısı olarak işe başladı. Hitchcock şirkette yükseldi ve beş yıl içinde sessiz filmler üretmeye başladı. 1920’lerin ortalarında, modern film yapımında kullanılan dışavurumcu tekniklerin çoğunu öğrendiği Almanya’ya gitti. Birkaç çalışmanın akabinde “The Lodger: The Story of the London Fog (1927)” filmi ile önemli bir atılım yaptı. 1929’da ise tam on film çekti.

1930’ların ortalarında Hitchcock, İngiltere’nin önde gelen film yapımcılarından biri olarak görülüyordu. 39 Adım (1935), Sabotage (1936) ve The Lady Vanishes (1938) gibi filmleri büyük başarı sağladı. Hitchcock, gerilim ve aksiyonda belli bir standart tutturarak ustalığını kanıtladı. İzleyicileri çok fazla detaya boğmadan dramatik gerilim sahneleri oluşturdu. 

Altın Çağ

Hitchcock’un İngiltere’de yakaladığı başarı Hollywood’da dikkat çekmeye başladı. Hitchcock ailesi 1939’da Kaliforniya’ya taşındı. Amerika’daki ilk filmi Rebecca (1940) en iyi film dalında Akademi Ödülü aldı. 

İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna doğru (1943) İngiltere’ye döndü ve Özgür Fransız Kuvvetleri için Fransızca iki filmini çekti. 1945’te İngiliz birlikleri (Bergen-Belsen) tarafından kurtarılan toplama kampları hakkında yapılan bir belgeselde film editörü olarak çalıştı. Ancak görüntüler şok ediciydi, bu nedenle 1985 yılında “Kampların Belleği” adıyla yayınlanana kadar rafa kaldırıldı. Savaştan sonra Hitchcock, Amerika’ya döndü. Özellikle, psikolojik açıdan ilgi çekici filmleri yaratmada da yeteneklerini geliştirdi.

1950’ler, Hitchcock’un altın çağıydı ve “Cinayet İçin Dial M (1954), Arka Cam (1954), Vertigo (1958), North by Northwest (1959) ve Psycho (1960)” gibi klasik filmler üretti. Psycho, Hitchcock’un en iyi ve en kazançlı filmiydi. İzleyiciler yeni bir tür olan korku filmini izlemek için sinemaya akın etti. Film, gişe rekorları kırdı.

Son yirmi yılında yaşlılık ve sağlık sorunları nedeniyle daha az üretti. Ancak ölümüne kadar uzun metrajlı filmler çekmeye devam etti.

Hitchcock, 1926’da Alma Reville ile evlendi ve 1928’de Patricia adında bir kızı oldu. İki Altın Küre, sekiz Laurel Ödülü ve beş Ömür Boyu Başarı ödülü dahil olmak üzere birçok ödül aldı. En İyi Yönetmen dalında beş kez Akademi Ödülüne aday gösterildi. 1940’ta Rebecca filmi En İyi Film dalında Oscar kazandı. 1980’de Kraliçe II. Elizabeth’ten bir şövalyelik aldı.

Hitchcock, 29 Nisan 1980’de Los Angeles’taki evinde böbrek yetmezliğinden öldü.