Çocuklarda Ait Olma ve Özgürlük

İnsanoğlunun en önemli gereksinimleridir; özgür olmak ve ait olmak. Bir yandan bağımsız karar veren, kendi fikirlerini oluşturup bunları özgürce sunan, bende varım diyebilen biri olmak isteyen insan, bir yandansa bir kuruma, aileye, gruba, çevreye ait olmak istemektedir. Kişi, ait olma duygusuyla ilişkiler kurmaya çalışarak, arkadaşlıklar kurmakta, dostluklar edinmekte, derneklere üye olmakta ve hatta bir meslek edinmektedir. Bugün televizyon programlarında ailesini arayan genç/yaşlı birçok insan görmemizin en önemli nedenlerinden birisi de ait olma gereksinimidir.

Bu iki gereksinim dengede tutulabildiği müddetçe başarılı bireyler yetiştirilecektir. Bu nedenle ailelere çok büyük görevler düşmektedir. Çocuk yetiştirme büyük özveri gerektiren bir süreçtir. Zamanımızdan, kazancımızdan ve davranışlarımızdan ödün vermemiz gerekir; ancak kendi kişiliğimizden ödün vermemize gerek yoktur. Kendi kişiliğinizden ödün vermeye başladığınız anda artık siz çocuğunuzu değil, çocuğunuz sizi yönlendirmeye başlayacaktır.

Ait olma duygusunun yoğun hissettirildiği ailede yetişen çocuk bir süre sonra kendini ifade edemez hale gelecektir. Özellikle yakın dönem içerisinde ailelerin çocuk yetiştirme konusunda sıkça düştükleri bir hata araştırma konuları arasında yer almaktadır; “ben değil biz olma”. Nasıl yani? Bu duruma “Dişimizi çıkarmaya başladık.”, “Bu aralar çok huzursuzuz.”, “Artık yürüyebiliyoruz.” … gibi bir çok örnek verebiliriz. Bu cümlelerle büyüyen bir çocuk bir süre sonra tek başına hiç bir şey yapamayacağı düşüncesini geliştirecektir. Bu şekilde büyüyen çocukların grup oyunlarında kolaylıkla diğer çocuklar tarafından yönlendirildiği görülmektedir.

Bağımsız birey olma düşüncesinin baskın olduğu ailelerde yetişen çocuk da bir süre sonra kendisini ifade edemez hale gelecektir. Aile içerisinde tüm isteklerine yanıt bulan çocuk sosyal çevre içerisinde kendisine yanıt bulamayınca daha öfkeli bir tutum sergilemeye başlayacaktır. Çünkü her zaman her şeyin kendi istekleri doğrultusunda gerçekleşmesini isteyecektir. Bu şekilde büyüyen çocukların genelde grup oyunlarına katılmadığı gözlemlenmektedir.

Günümüz ailelerinin en büyük problemlerinden biri olan geleneksel aile modelinden bir anda modern aile modeline geçiş, çocuk yetiştirme konusunda ciddi sorunlar oluşturmaktadır.  Özellikle çocuk sayısının aza inmesi çocuk – aile ilişkisine farklı bir boyut kazandırmaktadır. Tek çocuklu ailelerde ev içerisinde bütün her şeyin çocuğun istediği şekilde olduğu görülmektedir. Hiç bir isteğine “hayır” yanıtını almayan çocuk bir süre sonra sadece kendisi ile ilgilenilmesine alışacak ve aksi bir durumla karşılaşınca hırçınlık yapacaktır.  Ailelerin tek çocuk tercihi bir süre sonra paylaşımdan yoksun çocuklar yetişmesine zemin hazırlayacaktır.  Tek olan çocuk aile tarafından biricikleştirilecek ve hiç şüphesiz paylaşmayı öğrenemeyecektir.  Bunun en önemli nedenlerinden birisi de okul çağına kadar evdeki tüm ilginin toplanma merkezi olan çocuğun kendisinin arkadaş edinme konusunda zayıf olması olacaktır.  Apartman hayatında büyüyen çocuklar sürekli bir koruma altında gelişecek ve genelde ebeveynleriyle ya da yalnız oyun oynamak isteyeceklerdir.

Ne Yapılmalıdır?

Öncelikle çocuk yetiştiren kişilerin tutarlı olması gereklidir. Anne ve babanın aynı kişilik özelliğine, aynı zevklere, tutumlara, davranışlara sahip olmasına gerek yoktur. Ancak çocuk hakkında verilen kararlar üzerinde tutarlı bir yol izlemeleri gerekmektedir. Daha önce belirttiğim gibi çocuk yetiştirirken zamanınızdan, kazancınızdan, zevklerinizden vermeniz gerekebilir ancak kendinizden vermenize gerek yoktur. Çocuğun kendisine ait vakitleri olduğu gibi sizin de kendinize ayırdığınız vakitleriniz olmalıdır. Kahve mi içmek istiyorsunuz, kitap mı okumak istiyorsunuz… Yapın bunları! Ancak “Çocuk kahvemden içmek istedi bir yudum alsın”, “Kitabımı kurcalamak istedi rahat edemedim”  diyerek, kendinizden vermeye başladığınız anda sonsuza kadar kendinize ait olanı çocuğunuza vermiş olursunuz. Kendisine vakit ayıramayan -özellikle annelerden bahsediyorum- ebeveynler bir süre sonra öfke kontrol problemi yaşamaya başlayarak çocuklarına daha sert davranmaya başlayacaklardır. İlk etapta iyi görünen model daha sonra bir ebeveyn-çocuk savaşına dönüşecektir.

Yasakların somut nedenlerini çocuklara anlatıldığı  takdirde çocuklar, özgürlük bilinci ve ait olma duygusunu dengede tutabilecek olgunluğa erişeceklerdir. Kendi ruh haliniz iyi olduğunda ödüllendirip moraliniz bozuk olduğunda tepkisiz kaldığınız çocuğunuz sahnenin arkasını göremediği için duygu karmaşası içinde yetişecektir. Bu nedenle ailelerin bir değerler örüntüsü olmalıdır. Çocuk bu değeri aşmak istediği zaman taviz vermeyen tutumunuzla karşılaşmalıdır. Ancak öncesinde bu değerler büyük bir sabırla aile içerisinde işlenmelidir.