Ahmet Muhip DIRANAS

Hayatı

Şair ve yazar (D. 1909, Sinop – Ö. 21 Haziran 1980, Ankara). Gençli­ğinde Muhip Atalay imzasını kullandı ve bazen soyadını “Dranas” olarak yazdı. Çocukluğu kısmen Sinop’ta, kısmen de İstanbul’da geçti. İl­köğrenimini Sinop’ta, İstanbul’da başladığı ortaöğrenimini Ankara Erkek Lisesinde (1930) tamamladı. Ankara’da lise son sınıf öğrencisi iken Faruk Nafiz Çamlıbel ile Ahmet Hamdi Tanpınar’ın öğrencisi oldu. Bir rastlantı sonucu Ahmet Cevdet’i tanıdı. Ahmet Cevdet o yıllarda yazdığı bir şiirini dergisin­de yayımladı. 1928’den itibaren de Tanpınar’ın teşviki ile yoğun olarak şiirle uğraşmaya devam etti. Hakimiyet-i Milliye (Ulus) ga­zetesinde çalışırken (1930-35) Ankara Hukuk Fakültesine iki yıl devam etti. Öğrenimini yarıda bı­rakarak İstanbul Güzel Sanatlar Akademisinde kütüphane memuru olarak çalışmaya başladı. Burada çalıştığı yıllarda da İstanbul Üniver­sitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde iki yıl kadar (1930-32) okudu. Yine o yıllarda bir müddet de Resim ve Heykel Müzesinde müdür yardımcısı olarak görev yaptı ve 1938’de Ankara’ya dön­dü. Ankara’da Halkevleri Genel Merkezinde kültür ve sanat yayın­larını (1938-42) yönetti. 1946 yılında Gölgeler adlı oyununu yazdı. 1949 yılında ise zafer gazetesinde günlük fıkralar yazdı. 1950 seçimlerinde Demokrat Parti’den milletvekili adayı oldu, ancak seçilemedi. Bir ara Ankara’da dolmuş işletmeciliği yaptı ve 1960’a kadar Ankara İl Genel Meclisi ile Belediye Meclisi üyeliklerinde bulundu. Dev­let Tiyatroları Edebi Kurul üyeliği (1951), Çocuk Esirgeme Kurumu başkanlığı (1957) yaptı. Daha son­ra Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu üyeliği (1966-72), Devlet Tiyatrosu Edebi Kurul başkanlığı ve Türkiye İş Bankası Yönetim Kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Ankara’da kalp yetmezliği sonucunda öldü, vasiyeti üzerine doğum yeri olan Sinop’un Salı köyünde toprağa ve­rildi.

Edebi Kişiliği

Ahmet Muhip Dıranas şiirle, dayısının verdiği bir şiir kitabını oku­yarak tanıştı. İlk şiiri, lise öğrencisi iken Muhip Atalay imzasıyla (Milli Mecmua, 15 Eylül 1926) yayım­lanan “Bir Kadına” adlı şiiridir. İlk hikâyesi ise Servet-i Fünun-Uyanış dergisinde yayımlandı. Daha son­ra yazı ve şiirleriyle Hep Gençlik, Görüş, Varlık, Çığır, Ağaç, Gündüz, Yücel, Oluş, Ülkü, Sanat-Edebiyat Gazetesi, Şadırvan, Yeni İnsan ve Hisar dergilerinde yayımladığı şiir­leriyle eski şiirin son halkası Yedi Meşaleciler ile 40 Kuşağı arasında bir geçiş oluşturdu. Antolojilerde yer alan Fahriye Abla, Serenad, Kar, Olvido, Selam ve Köpük gibi şiirle­riyle büyük beğeni topladı, ancak yıllarca kitap çıkarmakta direndi.

Şiirler (1974) adlı tek şiir kitabının yayımlanması “yılın sanat olayı” olarak değerlendirildi. Kurulan yeni Türk devletinin ilkeleri çerçevesinde, oluşumu yaklaşık yarım yüzyıl süren Cumhuriyet dönemi edebiyatı; ye­niliklerle dolu, çok geniş kadrolu, canlı, hareketli, renkli, zengin ve büyük ölçüde batıya yönelik bir edebiyattır. Aynı şekilde Cumhuri­yet şiiri de bir hayli geniş kadroya, değişik anlayışlara ve dinamik bir kimliğe sahiptir. Cumhuriyet neslinden olup da, bu dönemden itibaren edebi faali­yetlerde bulunan önemli şairlerden biride Ahmet Muhip Dıranas’tır. Ahmet Muhip Dıranas’ı, Fran­sız sembolizminden yola çıkıp Türk şiir geleneğinden ustalıkla yarar­landığı şiirleriyle, Ziya Gökalp’in çevresinde faaliyet gösteren şairle­rin önerdiği dilin, şiire has bir ifade kabiliyeti kazandığı 1930 sonrası sanat ve edebiyat dönemi içinde düşünmek gerekir.

Şiire Tanpınar’ın açtığı kapıdan girmiş­ti. O kapının arkasında Baudelaire ve şairin imgeleminde çocukluk yıllarında içinde yaşadığı doğal görünümlere ait anı ve izlenimler vardır. Kullandığı dil 1930’ların Türkçesidir. O, sanat hayatının ilk döneminde Ahmet Hamdi ve Necip Fazıl’ın mısra tekniğini, kelime ve imge zenginliğini benimser görü­nür. Ancak doğayı bütün boyutla­rıyla yaşamaya hazır bu insanda var olanı şiirin imkânlarıyla ifade arzusu, onu yeni imgelere ve ayrı bir söyleyiş tarzına ulaştırır. Ne varlık aleminin dışına yönelik ara­yışlar ve ne de şiirin geleneksel şekli ile oynama ona çekici geldi. Şiire has geleneği, dönemin şart­ları içinde sürdürerek, yaşanılan hayata bağlı bir şiir zenginliğinin peşinde oldu. Fahriye Abla başlıklı şiirinde görülen hikâye etme tekni­ği, Atlıkarıncada karşımıza çıkan Garip tarzı söyleyiş ve başka şi­irlerinde Faruk Nafiz’ı çağrıştıran mısralar kendi şiir düzenini arayan şairin yokladığı farklı imkânlar olarak değerlendirilmelidir.

Ahmet Muhip, doğa-insan kaynaşmasını, hayata ait tecrübelerle birlikte, bir bütün halinde vermesini bilen bir sanatçıdır. Bir yandan, Türk şiirinde yeni bir şiir dili ve şiir yapısı kurmaya yönelik çabası, öte yandan şiire ta­şıdığı duyarlıkla Cumhuriyet döne­minin önde gelen şairlerinden biri oldu. Hece ölçüsüyle kaleme aldığı şiirlerinde yer yer Batı şiirinin kalıplarını da kullanarak şiirde uyak ve ses uyumuna bağlı kaldı. Aşk, doğa, ölüm, anılar gibi tema­ları düşündürücü boyutlarıyla ele aldığı şiirlerinde hece ölçüsünün alışılmış kalıplarını sarsarak, bu öl­çüye yeni bir tat ve tazelik verdiği kabul edildi. Baudelaire, Verlaine ve Rimbaud gibi Fransız sembo­list şairlerin etkisinde geleneksel biçimleri yoğurarak duyguların sonsuzluğuna yönelen ve biçime önem veren kendine has bir şiir ya­pısı kurdu. Bu bağlamda, Ahmet Muhip’in bütün şairlerin ömek ala­cakları tarafı, her şairin kendine ait bir şiir iklimi oluşturması gereğidir. Kendisiyle yapılan bir röpor­tajda şiirini şöyle değerlendirdi:

“Sanatta bu muhafazakârlığa inanmış bir adamım… Benim şiir­lerimde vezin vardır, kafiye vardır, ama ben ne kafiye düşkünüyüm, ne de vezin mutaassıbı. Onun dışında herkes biliyor ki, bugün hatta ‘anlamsız’ dedikleri gençle­ri bile seven ve zevkine varan bir adamım… Vezin ve kafiye üzerinde ayak direyişim, başladığım bir şeyi en iyi şekilde bitirme çabasından kendimi yoksun kılmamak içindir. Ve ben, vezinli ve kafiyeli şiirden de, yarınki anlayışı, yarınki zevki doyuracak bir sonuç elde edebile­ceğime inanıyorum. (…) Ben Fransızcayı bile Baudelaire’i okuyup anlayabilmek için öğrendim de­nebilir. Ve gerçekten de dünyanın en büyük şairi olan Baudelaire’in etkisinde kalmak, benim için olsa olsa bir erdemdir. Bugün benim artık kişiliğimi ifade eden şiirlerimde Baudeiaire’in en küçük bir benzer­liğini, en küçük bir hatırlatmasını bulmak mümkün değildir… ‘Selâm’ adlı şiirimde Baudelaire’in etkisini kısmen kabul ederim. Ama tek şi­irim olarak…”

Eserleri

Şiir

  • Şiirler (1974)
  • Şiirler / Ahmet Muhip Dıranas: Yaşam Öyküsü, Sanatçı Kişiliği ve Tüm Şiirleri (Haz. Orhan Ural, 1982)

Oyun

  • Gölgeler (1947)
  • Fin­ten (1959)
  • Oyunlar (Gölgeler ve Çıkmaz, 1977)

DenemeSadeleştirme

  • Yazılar (Toplu Yazıları, 1937-75 arası yayımlanmış 242 yazı, haz. Münire Dıranas, 1994)
  • Kırık Saz

Kaynakça

IŞIK, İhsan. Ünlü Edebiyatçılar (Türkiye Ünlüleri Ansiklopedisi. C. 4, s. 140-142). Ankara: Elvan Yayınları, 2013.