Ahmet HAŞİM

Türk Şair ve Yazar.

Hayatı

Irak Türklerinden mülkiye kaymakamı Alüsizade Arif Hikmet Bey’in oğludur. 1887 yılında Bağdat’ta dünyaya geldi. Çok küçük yaşta annesini kaybeden Ahmet Haşim, babasıyla birlikte İstanbul’a geldi. Bir yıl kadar Nümunei Terakki Mektebi’nde okuyarak Türkçe’sini kuvvetlendirdi (1895). Daha sonra dönemin en iyi eğitim kurumlarından biri olan Mektebi Sultani’de (Galatasaray Lisesi) okudu (1896 – 1907). Okulu bitirince, sınavla Reji İdaresine memur olarak girdi. Bu esnada Mektebi Sultani bünyesinde açılan Mektebi Hukuk öğrenimine de devam ediyordu. Meşrutiyet’in ilanından sonra İzmir İdadisi Fransızca öğretmenliğine atandı (1908-1911). Fecr-i Ati edebiyat topluluğuna katıldı (1909) ve İzmir dönüşünde maliye nezaretine çevirmen olarak girdi (1911). Birinci Dünya Savaşı’na ihtiyat zabiti olarak katıldı (1914 – 1918), savaştan sonra Düyunu Umumiye’ye girdi. Cumhuriyet’in ilk yıllarında birkaç ay için Paris’e gitti. Orada Mercure de France dergisinde Yeni Türk Edebiyatı üzerine bir makale yayımladı (Ağustos 1924). Paris dönüşünde bir süre Osmanlı Bankasında çalıştı. Son yıllarında Güzel Sanatlar Akademisinde estetik ve mitoloji(1929), Mülkiye mektebinde de Fransızca öğretmenliği yaptı. Anadolu Demiryolları Şirketi yönetim kurulu üyesi oldu. Böbreklerinden hastalanınca tedavi için Frankfurt’a gitti (1932) Ancak burada iyileşemedi. Ertesi yıl İstanbula döndü ve 4 Haziran 1933 tarihinde İstanbulda öldü.

Edebi Kişiliği

Ahmet Haşim, Mektebi Sultani’de daha on beş yaşlarındayken yazdığı ilk şiirlerini Mecmua-i Edebiye’de yayımlamaya başladı (1901). Bu şiirlerde Servet-i Fünun şairleri olan Muallim Nâci, Abdülhak Hâmid ve özellikle de öğretmeni olan Tevfik Fikret’in etkisi görülmekteydi.

İlk gençlik yıllarında bir rastlantı sonucu aldığı sembolist Fransız şairlerinin seçme şiirlerini toplayan Les Poetes D’aujourd’hui adlı antolojide okuduğu şiirleri kendi mizacına yakın buldu. Sembolist akımı inceleme ve o yolda yazma denemelerine girişti. Dergilerde Emile Verhaeren, Henri de Regnier (Musavver Muhit, 1908) ve Mallarme (Hayat, 1927) üzerine makaleler yayımladı. Piyale adlı eserinin ön sözünde Abbe Bremond’un “saf şiir” ile ilgili görüşünü benimsediğine dair sözler icra etti. Bu veriler onun şiir anlayışının hangi temellere dayandığını gösteren ipuçlardır. Ahmet Haşim her ne kadar sembolist akımı olgunluk çağında benimsese de gençlik şiirlerinde de bu akımın izlerini bulmak mümkündür. Şiir-i Kamer (Ayın Şiiri) dizelerindeki “Bu kitabın gecesinde mehtabı senin için yere serdim” sözleri bu kanıyı desteklemektedir.

Alman idealizminin kurucu filozofu Schopenhaur’in ileriye sürdüğü “Dünya bir tasarımdır, bir hayalden ibarettir” görüşü yaygınlık kazanmış ve sembolizmin felsefesini oluşturmuştur. Bu görüşe göre, duyularımız dış dünyayı olduğu gibi değil onun asıl halini değiştirerek bize ulaştırır. Kimi sembolist ozanlar, bunu Ahmet Haşim’den çok önce, “Eşyayı hulyalı ruhların biçim bozucu prizmasından seyretmeye dalmak” (Rodenbach), “Eşyayı değil eşyanın etkisini dile getirmek” (Mallarme) sözleriyle anlatmışlardır.

Sembolist akım öncesi şiirlerde doğa hiç değiştirilmeden olduğu gibi verilmeye çalışılmıştı. Ahmet Haşim ise bağlı bulunduğu akımın yöntemine uydu. Doğayı kendi izlenimlerine göre değiştirerek, yeniden yaratma yolunu seçti. Sembolizmin müjdecisi sayılan Baudelaire’in Uyuşum (Correspondance) adlı şiirinden esinlenerek, evrenin bir bütün olarak görüldüğü, bütün duyuların birbiriyle bağlantılı olduğu (kokular, renkler, sesler söyleşir birbiriyle), insanla doğanın kaynaştığı görüşünün Haşim’in şiirinde de esintileri vardır. Onun, “Göllerde bu dem bir kamış olsam” dizesi, doğayla kaynaşma özlemini dile getirir. Olgunluk çağının şiirlerini bir araya toplayan Piyale’nin önsözünde (şiir hakkında bazı mülahazalar) şair, sanat anlayışını ayrıntılı olarak açıkladı. “Bir günün sonunda arzu” adlı şiiri yayımladığı zaman (1921) anlaşılmaz bulunduğu için; diğer ekolleri benimseyen kişilerce eleştirilen, mizah dergilerinde şakayla karışık alay edilen, karikatürleri yapılan şair; sanat anlayışını anlatmak için yazıp yayımladığı “Şiirde Mana ve Vüzuh” başlıklı yazı yayınladı. Daha sonra bu yazının adını değiştirerek, Piyale’nin başına önsöz olarak koydu. Bu görüşlerin hemen tümü sembolizm akımını benimseyen şair ve yazarların savunduğu görüşlerdi.

Ahmet Haşim, Fransız sembolistlere uyarak, kendine özgü mecazlarla kurulmuş özel bir dünya (Gök yeşil, yer sarı, mercan dallar) düşünür. Günlük hayatın gürültüsü ve çiğ aydınlığı yerine; akşam, gece, mehtap, sessizlik, durgun göller, suyu yakuta döndüren sonbahar, ufuklarda bir lamba hüznüyle kısılan güneş , geceleyin derin sularda yıldızları avlayan kuşlar, akşamları ufukta kesik başı andıran güneşi yiyen kara kuşlar, mehtaplı gecede su kenarında hayale dalan leylekler, ayın büyülü dünyasına gitmek için göklerin yolunu arayan kuğular, sessizce uçuşarak acının yıldızlarıyla gece karanlığını ören yarasalar, dallarda alev gibi duran bülbüller…. onun şiirlerini temel öğeleridir. Kullandığı kimi mecazlarda çok sevdiği Ragnier’in etkisi görülmüştür (kanlı güller, altın kamışlar arasında düşe dalan leylek vb.) hatta, “Yollar” adlı şiirinin kimi dizeleri Regnier’nin “Aynı” adı taşıyan şiirinden alınmıştır. Bilinmedik uzak ülkelere olan özlemini dile getirdiği “O belde” şiirini, Baudelaire’den esinlenmiştir. Haşim, batı şiirine olan aşırı bağlılığına karşılık, olgunluk dönemi şiirlerinin bazılarında ( Bülbül, karanfil, Mukaddeme) divan şiiri mazmunlarını (gül ile bülbül, pervane ile alev, lale ile piyale) çağdaş bir anlayışla kullandı. Ahmet Haşim, Fecr-i Ati dönemi şiirlerinde “serbest müstezat” biçimine düşkünlük göstermişse de (o belde, yollar vb.), daha sonraki şiirlerinde klasik biçimleri yeğlemiştir.

Regnier ve Mallarme üzerine yazdığı yazılarda “…Şiir günlük hayata karşı kayıtsızdır, yararlı olmayı düşünmez, güzel olmakla güzelliği duyurmakla yetinir.”, “…Zamanın olaylarını yazmakla görevli olan yazarlarla hiçbir yakınlığı olmayan şair zaman ve mekanın dışındadır.” diyen Ahmet Haşim, yaşadığı dönemin çok önemli toplumsal olaylarına ve siyasal akımlarına şiirlerinde hiç değinmedi. İçinde yaşadığı “zaman ve mekanın dışında” kaldı, sadece güzelliği duyurmakla yetindi.

İlk gençlik şiirlerinde Edebiyat-ı Cedide etkisi görülen şair, Fecr-i Ati döneminde (1909’dan sonra) bu etkiden kurtulmuşsa da o dönemde yazdığı şiirler dil bakımından yine Edebiyat-ı Cedide şiirlerinin özelliklerini taşıdı. Bunlarda yabancı sözcükler ve yabancı dil kurallarına fazlaca yer verdi. Birinci Dünya Savaşından sonraki şiirlerini ise “Yeni Lisan” akımının etkisiyle sade bir dille yazdı.

Kendinden sonra yetişen kuşakların şairlerinden Ahmet Hamdi tanpınar, Ahmet Muhip Dıranas ve Cavit Sıtkı Tarancı üzerinde etkisi görüldü. Nesir alanında sohbetler, fıkralar, mensur şiirler ve birtakım gezi notları yazdı. Bunlar anlam bakımından açık yazılar olmakla birlikte mecazlarla yüklüydü.

Eserleri

Fecr-i Ati döneminde ağır bir dille yazmış olduğu şiirlerini Göl Saatleri (1921) adlı bir kitapta, Birinci Dünya Savaşından sonra sade dille yazdığı şiirlerini ise Piyale (1926) adlı bir kitapta topladı. Ölümünden sonra bu iki yapıt ve bunlara girmemiş olan şiirleri bir araya getirilerek Ahmet Haşim’in şiirleri (1938) adıyla yayımlandı.

Akşam ve ikdam gibi gazetelerde yer alan sohbet ve köşe yazılarını “Gurabahane-i Laklakan” (Leylekler hastanesi – 1928) ve “Bize Göre” (1928) adlı kitaplarda topladı. Hastalık dolayısıyla tedavi için gittiği Frankfurt gezisi ile gezi notlarını “Frankfurt Seyahatnamesi” (1933) adlı bir kitapta yayımladı.