Ahmet HAŞİM

Hayatı

1887 yılında Bağdat’ta dünyaya geldi. Annesini çok küçük yaşta kaybeden Ahmet Haşim’in babası mülkiye kaymakamlığı görevini ifa ederdi. Ahmet Haşim, 1895 yılında, İstanbul Lisesinin temelini oluşturan Nümunei Terakki Mektebi’nde eğitim gördü. Bu bir yıllık süreçte Türkçe’sini önemli derecede geliştirdi. Akabinde ise Mektebi Sultani’de (Galatasaray Lisesi) eğitim görmeye başladı (1896 – 1907). Diplomasını almasının ardından sınava girerek Reji İdaresine memur olmaya hak kazandı. Bu esnada Mektebi Sultani’de açılan Mektebi Hukuk öğrenimini de sürdürdü. Meşrutiyet sonrası ise Fransızca öğretmenliği görevinde bulundu. Bunun dışında yaşamı boyunca zabitlik, çevirmenlik, katiplik gibi meslekleri icra etti. 

1909 yılında Fecr-i Ati edebiyat topluluğuna katıldı. Cumhuriyet’in ilk zamanlarında birkaç aylığına Paris’e gitti. Orada Mercure de France adlı dergide Yeni Türk Edebiyatı üzerine bir makale yayımladı. Memlekete döndükten sonra üst düzey görevlerde bulundu. Böbreklerinden rahatsızlığı olan Ahmet Haşim tedavi görme amacıyla 1932 yılında Frankfurt’a gitti. Burada gördüğü tedavi hastalığına cevap vermedi. Ertesi yıl İstanbul’a döndü ve 4 Haziran 1933 tarihinde hayatını kaybetti. 

Edebi Kişiliği

İlk şiiri 15 yaşında yayımlanan Ahmet Haşim’in eserlerinde, Servet-i Fünun şairleri olan Muallim Naci, Abdülhak Hamid ve özellikle de öğretmeni Tevfik Fikret’in izleri görülürdü. 

Ahmet Haşim’in ilk gençlik zamanlarında tesadüf eseri okuduğu ve içinde sembolist Fransız şiirler bulunan antoloji, onun şiir anlayışını şekillendirdi. Kendi karakterine uygun gördüğü sembolizmi tetkik etme ve yazma yoluna girdi. “Piyale”de Abbe Bremond’un “saf şiir” ile ilgili fikrini tesahup ettiğini açıkladı.

Sembolist akım öncesi şiirlerde doğa hiç değiştirilmeden olduğu gibi verilmeye çalışılmıştı. Ahmet Haşim benimsediği anlayış gereği doğayı kendi izlenimlerine göre değiştirerek, yeniden yaratma yolunu seçti. Sembolizmin en önemli siması olarak görülen Baudelaire’in Uyuşum (Correspondance) adlı şiirinden esinlenerek, evrenin bir bütün olarak görüldüğü, bütün duyuların birbiriyle bağlantılı olduğu (kokular, renkler, sesler söyleşir birbiriyle), insanla doğanın kaynaştığı görüşünün Haşim’in şiirinde de esintileri vardır. Onun, “Göllerde bu dem bir kamış olsam” mısrası, doğayla bütünleşme isteğini dile döker.

Ahmet Haşim, günlük hayatın hengâmesi yerine; akşam, gece, mehtap, sessizlik, durgun göller, suyu yakuta döndüren sonbahar, ufuklarda bir lamba hüznüyle kısılan güneş, geceleyin derin sularda yıldızları avlayan kuşlar, akşamları ufukta kesik başı andıran güneşi yiyen kara kuşlar, mehtaplı gecede su kenarında hayale dalan leylekler, ayın büyülü dünyasına gitmek için göklerin yolunu arayan kuğular, sessizce uçuşarak acının yıldızlarıyla gece karanlığını ören yarasalar, dallarda alev gibi duran bülbüller… gibi gecenin dinginliği ve unsurları şiirlerinin temel öğelerini oluşturur.

Ahmet Haşim, batı şiirine olan düşkünlüğüne rağmen, olgunluk dönemi eserlerinde divan şiiri mazmunlarını (gül ile bülbül, pervane ile alev, lale ile piyale) modern bakış açısıyla kullandı. Fecr-i Ati topluluğunda bulunduğu dönemde “serbest müstezat” biçimini yeğlemesine karşın (o belde, yollar vb.), ilerleyen dönemlerde klasik biçimleri yeğlemiştir.

Sanat için sanat yapma gayesi taşıyan Ahmet Haşim “…Şiir günlük hayata karşı kayıtsızdır, yararlı olmayı düşünmez, güzel olmakla güzelliği duyurmakla yetinir.”, “…Zamanın olaylarını yazmakla görevli olan yazarlarla hiçbir yakınlığı olmayan şair zaman ve mekanın dışındadır.” der. Bu çerçevede Ahmet Haşim yaşadığı dönemin toplumsal gelişmelerine ve ideolojilerine uzak kaldı. 

Eserleri

Şiir

  • Göl Saatleri (1921)
  • Piyale (1926)
  • Ahmet Haşim’in Şiirleri (Ölümünden sonra, 1938)

Sohbet ve Köşe Yazıları

  • Gurabahane-i Laklakan (1928)
  • Bize Göre (1928)

Gezi

  • Frankfurt Seyahatnamesi (1933)

Kaynakça

IŞIK, İhsan. Ünlü Edebiyatçılar (Türkiye Ünlüleri Ansiklopedisi. C. 4, s. 22-25). Ankara: Elvan Yayınları, 2013.