Ahmedi

Hayatı ve Edebi Kişiliği

Hekim ve şair (D. 1333-34, Germiyan – Ö. 1412-13, Amasya) Kimi kaynaklarda asıl adının Taceddin İb­rahim, kimilerinde de sadece İbrahim olduğu, İslami bir geleneğe uyarak sonradan Taceddin lakabını, şiire başlayınca ise Ahmedi mahlasını (takma ad) aldığı yazılmaktadır.

Ahmedi, ömrünü genellikle Germiyan Beyliği ile Osmanoğulları ülkelerinde geçirdi. İlk tahsilini Kütahya’da yaptıktan sonra, dönemin diğer bilim insanları gibi, Mısır’a giderek yetkin bir medrese öğrenimi gördü. Döneminin ünlü hekimlerin­den Hacı Paşa gibi o da Kahire’de Şeyh Ekmelüddin’den ders aldı. Ünlü bilgin Molla Fenari ise ders arkadaşlarındandır. Mısır’da tasavvuf, İslami bilimler, tababet (tıp), riyaziye (ma­tematik), fizik, astronomi öğrenimi gördü. Kütahya’ya geldikten sonra Germiyanoğlu Süleyman Şah’ın (1377-88) maiyetine girerek, onun sohbet arkadaşları arasında yer aldı. 1402 Ankara Savaşı’nı izleyen karışıklık dönemlerinde Timur’un yanına çağırıldığı ve Timur’dan saygı gördü­ğü de rivayet edilmektedir.

Çağdaşları arasında, uzman olduğu her alanda parlak bir başarı gösteren ve büyük bir olgunluk sahibi olan Ahmedi, döneminin seçkin ve yetenekli bir şairiydi. Ancak yönetici ve bürokrat kesimin sanat zevkinin gelişmemesi ve rakiplerinin çekememezliği yüzünden işleri çoğunlukla ters gitmiş­tir. Hatta kendisini tarihe mal eden “İskendername”sinin bile zamanında hoş olmayan bir kabulle karşılanması şairi üzmüştür. Seksen yıldan fazla olan ömründe her gün biraz daha olgun­laşmaya çalışmış ve olgunluğunun verdiği cesaretle döneminin ünlüleri­ne değil, değerli kişilerine itibar etmiş ve eserlerinde onlara yer vermiştir.

Ahmedi’nin edebi kişiliğinin oluşmasında, Anadolu’da klasik Türk edebiyatını kuran Gülşehri, Hoca Dehhani, Hoca Mes’ut, Şeyhoğlu gibi değerli kişilerin katkıları olmuştur. O bu şairlerin tümünü okumuş ve onlara nazireler yazmıştır. Ayrıca tasavvu­fa olan ilgisi nedeniyle Yunus Emre ve Aşık Paşa’ya nazireler yazmıştır. Bu nazirelerin pek çoğu Cami-ün Nezaire’de vardır. Bunlardan başka kasidelerinde Nasır Hüsrev, gazelle­rinde Selman Saveci gibi Acem şair­lerinden de etkilenmekle birlikte, fıtri (doğuştan) kabiliyeti nedeniyle ken­dine ait bir söylemi olan Ahmedi, ken­dinden önce gelen tüm Türk şairlerini geçmiş ve Nesimi dışarıda bırakılırsa, devrinin en önemli şairi olmuştur.

Ahmedi, oldukça velud (üret­ken) bir şairdir. Tüm eserlerinin elli bin beyitten fazla olduğu tahmin edilmektedir. Anadolu klasik Türk şiirinin kurucularından olup XIV. yüzyılın önde gelen şairlerinden­dir. Ahmed Paşa, Nizami, Cem, Baki, hatta Şeyhi gibi birçok şair ondan etkilenmiştir.

Ahmedi’nin eserlerinin dil bakımından da ayrıca değerleri vardır. Eserleri, özellikle Tarvih-al Ervah ve İskendername’si yüzyılı­nın özelliklerini barındırarak zama­nımıza kadar gelmiştir. Bu bakım­dan dil araştırmaları konusunda Ahmedi çok değerli bir kaynaktır.

Ahmedi, tıp öğrenimini Mısır’da görmüş, tıbbi kişiliğinin oluşma­sında o dönemin tıpta önemli bir isim olan Kalavun Hastanesi başhekimi olan Hacı Paşa’nın katkısı da olmuştur. Seksen yılı geçkin ömründe her tutunduğu dalın kırıldığını gö­ren Ahmedi, hayatının son günle­rini sıkıntılı geçirmiş ve bir sdyfterv tiye göre Divan kâtipliği yapmakta iken 1413’te Amasya’da vefat etmiş ve Kütahya’da toprağa verilmiştir

Eserleri

Edebiyat

Divan (Ankara 1988), İskendername (En ünlü ese­ri, 1390), Cemşid ü Hurşid (Emir Süleyman’ın isteği üzerine kaleme aldığı mesnevi), Bedayi u’s-sihr fl sanayi iş-şir (Farsça risale, edebi sanatlara dair, Farsça örneklerle), Mirkatü’l-edeb (İsa Beyin oğlu Hamza Bey için yazdığı. Arapça-Farsça manzum sözlüktür), Mizanü’f-edeb (Arapça sarfına dair Farsça kaside) i Miyarül-edeb (Arap nahvine dair Farsça eser).

Tıp

Tenrvihu’l-ervah (Tıp ko­nusunda, mesnevi tarzındadır)

Diğer

Kaside-i Sarsari Şer­hi, Hayretü’l-ukala (Şimdiye kadar ele geçmemiştir)

Kaynakça

IŞIK, İhsan. “Ahmedi”. Türkiye Ünlüleri. C. 4: S. 32. Ankara: Elvan Yayınları, 2013.