Ahit Sandığı

İçerisinde Hz. Musa ve Hz. Harun’dan eşyalar barındıran değerli bir sandık. Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de de haberi verilen Ahit Sandığı hakkında birçok yorum mevcuttur. Nitekim Ahit Sandığı hakkında tarihi kaynaklar incelendiğinde de birçok bilgi ile karşılaşılmaktadır. İsrailoğulları’nın Mısır’dan çıkışlarından sonra Sina Dağı’nın eteklerinde imal edildiği düşünülen sandıkta, Hz. Musa’dan kalan taş levhaların ve Hz. Harun’dan kalan eşyaların bulunduğu düşünülmektedir.

İslam alimlerine göre, sandığın en önemli özelliği M.Ö. 587 yılından beri nerede olduğunun bulunamamasıdır. Kur’an ayetlerinin yanı sıra Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerinde de dikkat çekilen bir konu olan Ahit Sandığı konusu, Kitab-ı Mukaddes’te şu şekilde almaktadır.

RAB Musa’ya: “Akasya ağacından bir sandık yapsınlar. Boyu iki buçuk, eni ve yüksekliği birer buçuk arşın olsun. İçini de dışını da saf altınla kapla. Çevresine altın pervaz yap.Dört altın halka döküp dört ayağına tak. İkisi bir yanda, ikisi öbür yanda olacak. Akasya ağacından sırıklar yapıp altınla kapla. Sandığın taşınması için sırıkları yanlardaki halkalara geçir. Sırıklar sandığın halkalarında kalacak, çıkarılmayacak. Antlaşmanın taş levhalarını sana vereceğim. Onları sandığın içine koy.” (Mısırdan Çıkış, 25:10-16)

Saf altından bir Bağışlanma Kapağı yap. Boyu iki buçuk, eni bir buçuk arşın olacak. Kapağın iki kenarına dövme altından birer Keruv (melek) yap. Keruvlar’dan birini bir kenara, öbürünü öteki kenara, kapakla tek parça halinde yap. Keruvlar yukarı doğru açık kanatlarıyla kapağı örtecek. Yüzleri birbirine dönük olacak ve kapağa bakacak. Kapağı sandığın üzerine, sana vereceğim taş levhaları ise sandığın içine koy. Seninle orada, Levha Sandığı’nın üstündeki Keruvlar arasında, Bağışlanma Kapağı’nın üzerinde görüşeceğim ve İsrailliler için sana buyruklar vereceğim.” dedi. (Mısırdan Çıkış, 25:17-22)

Sandık Kitab-ı Mukaddes’te detaylıca anlatılan “Tanrının Konutu” (bknz. Mısırdan Çıkış, 26:1-37) adlı bir çadırın en özel yerinde saklanması, koruma ve bekleme görevininde Levililere verilmesi emredildi. Tarihi kaynaklara göre, Hz. Harun döneminden sonra Hz. Davud döneminde Kudüs, Birleşik Yahudi Krallığı’nın başkenti ilan edilmesiyle sandık Kudüs’e taşındı. Hz. Süleyman tarafından yaptırılan mabede konulan sandık, M.Ö. 587 yılına kadar Beytülmakdis’te kaldı. Aynı yıl içinde Babil İmparatoru Buhtunnesar (Babil’in Asma Bahçeleri’ni yaptıran kral) Kudüs’ü işgal etti ve o tarihten sonra yaklaşık 500 yıl ortadan kaybolan sandığın, tahrip edilemediği ve onu koruyan Levililer tarafından mabedin altında hazırlanmış gizli bir bölmede saklandığı inancı yayıldı. M.S. 70 yılında ise Roma Valisi Titus’un Beytülmakdis’i yıktırdıktan sonra bu yer altı odasına da ulaştığı ve mabedin kutsal eşyalarıyla birlikte sandığı da Roma’ya götürdüğü varsayılmaktadır.

Ahit Sandığı, M.Ö. 587 yılından bu yana bulunamamaktadır. Bununla beraber, Yahudiler sandığın ancak Mesih’in gelişinden sonra ortaya çıkacağına inandıklarından, tarih boyunca sandığı arayanlar genellikle Yahudiler değil, Hristiyanlar olmuştur. Mabed Tepesi’nde yapılan ve kaydedilmiş ilk sandık kazılarını 19. yüzyılda Haçlılar döneminde Mabed Şövalyeleri yapmıştır. O tarihte ve yakın tarihte yapılan araştırmalarda sandığın izine rastlanmamış, ancak bu konu son dönemlerde tüm araştırmacıların ilgi odağı haline gelmiştir.