Ahilik

Ahilik Kavramı

“Ahi” kelimesinin kökeni hakkında ileri sürülen iki görüş bulunmaktadır. Genel olarak Arapça “kardeşim” manasına gelen “ahi” kelimesine dayandığı söylense de eski Türkçe’de “cömert” anlamını taşıyan “akı” kelimesinden türetildiğini savunanlar da bulunmaktadır.

Ahiliğin fikri altyapısı, İslam’ın ilk asırlarında ortaya çıkan ve Abbasi Halifesi En-Nasır li Dinilillah (1180-1225)’ın teşkilatlandırdığı ”fütüvvet” anlayışıdır. Meşhur mutasavvıf Sülemi (ö. 1021)’nin tarifine göre fütüvvet; Allah’ın emirlerine uyma, güzel ibadet, her kötülüğü bırakma, zahiren ve batınen ahlakın en güzeline sarılmaktır. Fütüvvet davetine koşarak mürüvvet, ahlak ve şerefini koruyanların ilki de Hz. Adem’dir. Fütüvvet erbabı olabilmenin temel şartı, kendini değil başkalarını düşünmek, insanların kusur ve eksiğini aramamak; mert, yiğit ve kerem sahibi olmaktır.” Burada sayılan sıfatlara sahip olan Müslümanların ticari hayatlarında karşılıklı yardımlaşma, cömertlik ve yiğitlik gibi konularda birleşmeleri fütüvvet teşekküllerini meydana getirmiştir.

Bu teşkilatın Anadolu’da da kurulabilmesi için Anadolu Selçuklu hükümdarı I. Gıyaseddin Keyhüsrev, hocası Mecdüddin İshak’ı Halife Nasır-Lidinillah’ın yanına göndermiştir. Daha sonra Muhyiddin-i Arabi, Evhadüddin-i Kirmani ve Şeyh Nasirüddin Mahmud (Ahi Evran) halifenin izniyle Anadolu’ya gelmişlerdir. Alaeddin Keykubad (1220-1237) devrinde Şehabeddin Sühreverdi (ö. 1234)’nin de bu faaliyetlere katılışıyla Ahiliğin kuruluşu yolunda önemli adımlar atılmıştır. Ancak Anadolu’da Ahîlik teşkilatının asıl kurucusunun “Ahi Evran” ismiyle tanınan İranlı mutasavvıf Şeyh Nasirüddin Mahmud olduğu kesinlik kazanmaktadır.

Ahi Evran

Anadolu’da ahiliğin kurucusu olarak bilinen Ahi Evran (ö. 1262), İran’ın Hay şehrinde doğan Şeyh Nasirüddin Mahmud’dur. Tarihi bir kimliği olmasına karşın hayatı hakkında çok az bilgi bulunmaktadır. Mevcut bilgilerin çoğu da menkıbelere dayanmaktadır. Hacı Bektaş-ı Veli ve Mevlana Celaleddin-i Rumi (1207-1273) ile aynı dönemde yaşadığı rivayet edilmektedir. 93 yaşında öldüğü ya da öldürüldüğü söylense de bu bilgilerin çoğu teyide muhtaçtır. Ahi Evran, bir müddet Denizli, Konya ve Kayseri’de ikamet ettikten sonra birçok şehir ve kasabayı gezerek ahilik teşkilatının kuruluşunda ve yayılışında önemli bir rol oynadı. Sonradan Kırşehir’e yerleşti ve ölümüne kadar burada kaldı. Mezarı’da Kırşehir’de bulunmaktadır.

Ahilik Teşkilatı

Özellikle I. Alaeddin Keykubad’ın büyük destek ve yardımıyla, bir taraftan İslami-tasavvufi düşünceye ve fütüvvet ilkelerine bağlı kalarak tekke ve zaviyelerde şeyh mürid ilişkilerini, diğer taraftan iş yerlerinde usta, kalfa ve çırak münasebetlerini ve buna bağlı olarak iktisadi hayatı düzenleyen Ahilik Anadolu’da Türklerin kök salmasında büyük bir rol oynamıştır. Ahiliğin prensipleri temelde Kur’an ve sünnete dayanmaktadır. Ahilik ülküsü, ahlaki kurallarla İktisadi kuralları birleştiren ve sosyal bir yapıya kavuşturan bir teşkilattır. Türkler, İslam’ı kabul etmeleri ve Anadolu’ya yerleşmelerinden itibaren fütüvvet ülküsünü benimsemişler ve kendilerine özgü cömertlik, yiğitlik ve kahramanlık özellikleriyle süslemişlerdir.

Bu teşkilatın fütüvvetname adı verilen bir nizamnamesi vardı. Teşkilata girecek gençler bu kurallara uymak zorundaydı ve kendilerinde doğruluk, güven, tevazu, vefa, cömertlik gibi nitelikler aranırdı. Yalan, içki, zina, hile, gıybet gibi davranışlar meslekten atılmayı gerektiren suçlardı. Ahilik, “iş ahlakına sahip nitelikli kişi, ancak kaliteli mal ve hizmet üretebilir” gerçeğini yakalayıp uygulamada ortaya koymuştur. Anadoda özellikle XIII. yüzyılda devlet otoritesinin oldukça zayıfladığı bir dönem de şehir hayatında sadece İktisadi değil siyasi bakımdan da önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır.

Ahilik teşkilatı toplumsal düzende de ciddi roller üstlenmiştir. Orta Asya’dan Anadolu’ya doğru gelen Türkmenlerin sosyal dokuya zarar vermeden bölgeye yerleşmelerinde, farklı inançlara ve kültürlere sahip olan kitlelerin çatışmalarını ve gruplaşmalarını engellemede, zayıflayan aşiret ve akrabalık bağlarının iyileştirilmesinde, bir arada ve yerleşik düzende yaşamada ve Bizanslılara karşı Türklerin çıkarlarını korumada önemli katkıları olmuştur. Bir nevi Ahilik teşkilatı Türklerin Anadolu’daki zaferinin manevi mimarıdır.

Ahiliğin Yapısı ve İşleyişi

İbn Batuta’ya göre Ahiler, memleketlerine gelen yabancıları karşılama, onlarla ilgilenme,
yiyeceklerini, içeceklerini sağlama konusunda ellerinden gelen her şeyi yaparlardı. Gündüzleri çalışan ahiler kazandıkları parayı ikindiden sonra topluca getirip şeyhlerine verirlerdi. Bu para ile tekkenin ihtiyaçları karşılanır, topluca yaşama için gerekli yiyecek ve meyveler satın alınarak gelen misafirlere ikram edilirdi. Başlangıçta debbağ, saraç ve kunduracıları kapsayan ahi teşkilatı daha sonra bütün esnafı içerisine alan bir hüviyete bürünmüştür.

Ahilik, Anadolunun hemen her şehir ve kasaba,hatta köylerine kadar uzanan bir örgütlenme yapısına sahipti. Bu yerleşim birimlerinde her sanat kolu için ayrı birlikler kurulurdu. Bir meslekte ayrı birlikler meydana getirmek için yeterli sayıda esnaf ve sanatkarın bulunmadığı yerleşme merkezlerinde ise,birbirlerine yakın meslekten kişiler bir araya gelirlerdi.Nihayet daha küçük yerlerde de bu meslekten kişiler tek birlik çatısı altında toplanırlardı.Söz konusu Ahi birlikleri arasındaki ilişkileri sağlamakla yükümlü tutulmuştu.Ülke sınırları içinde yer alan bütün birlikler, Kırşehir’de bulunan Ahi Evran Zaviyesi’ne bağlıydılar.Bu zaviyenin başında bulunan Ahi Baba, Ahi Evran’ın halifesi sıfatını taşırdı.Böylece bütün birlikler, genel merkez niteliği taşıyan Ahi Evran Zaviyesine bağlanmış oluyordu.


Kaynakça

(1) GÜLEMAN, Adnan-TAŞTEKİL, Sevda, Ahi Teşkilatının Türk Toplumu Sosyal ve Ekonomik Yapısı Üzerindeki Etkileri,Kültür Bakanlığı Halk Kültürünü Araştırma ve Geliştirme Genel Müd. Yay., Ank.1993,s.9

(2) https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/257751