Adem Nasıl Yaratıldı?

Adem’in yaratılışı Tevrat ve Kur’an-ı Kerim’de anlatılmaktadır. Tevrat’ta ilk insanın yaratılış şekli ve zamanı, iki ayrı hikâyede farklı biçimlerde anlatılmaktadır.  “Ruhban metni” adı verilen birinci hikâyeye göre (bk. Tekvîn, 1/1-2/4a) “insan, yaratılışın altıncı gününde, diğer bütün varlıklardan sonra Tanrı ya benzer bir sûrette, ilk defa erkek ve dişi olarak yaratılmıştır.”

“Yahvist metin” adı verilen ikinci hikâyede ise (bk. Tekvîn, 2/4a-25) önce erkeğin, daha sonra da onun kaburga kemiğinden kadının yaratıldığı anlatılır. İlk insan (adam), bizzat Tanrı tarafından yerin toprağından (adamah) yapılmış, daha sonra burnuna hayat nefesi üflenerek canlı bir varlık olmuştur. (bk. Tekvin . 2/7). Tevrat tefsirlerinde ve apokrif(¹) kabul edilen kitaplarda Adem’in yaratıldığı toprağın kutsal yer (Kudüs’te ki Süleyman Mabedi’nin bulunduğu çevre) ile dünyanın dört bir yanındaki kırmızı, siyah ve beyaz topraktan alındı­ğı belirtilir.

Kur’an-ı Kerim’e göre Adem’in yaratı­lışı şu şekilde anlatılır; özellikle Al-i İmran süresinin elli dokuzuncu ayetinde. “Allah nezdinde -yaratılış bakımından- İsa’nın durumu Adem’e benzer; Allah onu topraktan yarattı, sonra ona ‘ol!’ dedi ve oluverdi” denilerek bu iki peygamberin yaratılışlarındaki olağanüstü duruma işaret edilmiştir.

Kur’an, sahih hadisler ve bunlara dayanan diğer güvenilir İslami kaynakların Hz. Adem hakkında verdiği bilgilerden çıkan sonuca göre Adem topraktan yaratılmıştır. Adem başka bir canlıdan gelişmek suretiyle değil; topraktan ve tamamıyla bağımsız bir canlı türün ilk atası olarak yaratılmıştır. Yeryüzünde, öteki bütün canlı/cansız varlıkların aksine yükümlü ve sorumlu tutulan; bunun için gerekli manevi, ahlaki, akli ve psikolojik kabiliyetlerle donatılmış bir varlık olarak yaratıldığı, tartışmaya yer vermeyecek şekilde açıklanmıştır.

İslami kaynaklarda Adem’in yaratıldığı toprağın nereden alındığına ve mahiyetine dair rivayetler vardır. Bir rivayete göre Allah, Adem’in yaratılacağı toprağı getirmesi için yeryüzüne önce Cebrail’i göndermiş, fakat yeryüzü kendisinden toprak alınmasına müsaade etmemiştir. Bunun üzerine Mikail görevlendirilmiş o da başaramayınca bu defa “ölüm meleği ” bu işe memur edilmiştir. Ölüm meleği, yeryüzünün itirazına rağmen toprağı almayı başarmıştır. Azrail, yeryüzünün çeşitli yörelerinden aldığı kırmızı, beyaz ve siyah toprak örneklerini birbirine karıştırmış; daha sonra göğe çıkarak toprağa su katmış ve onu yapışkan çamur haline getirmiştir. Çamur siyahlaşıp kokmaya baş­layınca Allah bu çamurdan Adem’i yaratmıştır. Adem’in yaratılışı ile ilgili başka bazı rivayetlerde onun baş ve yüzü Kabe toprağından, göğsünün ve sırtının Beytülmakdis’ten.(²) Baldırının Yemen, bacaklarının Mısır,  ayaklarının Hicaz,  sağ elinin doğu, sol elinin de batı topraklarından yaratıldığı nakledilmektedir.

Apokrif kabul edilen kitaplarda ise Adem’in, yaratılışın altıncı günü olan cuma gününün ilk saatinde Kudüs’te yaratıldığı nakledilmektedir. Yine Yahudiler Adem’in milattan önce 3761-3760’da yaratıldığını kabul ederler. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Adem’in hangi günde yaratıldığı belirtilmemekte ancak hadislerde onun cuma günü yaratıldığı, o günde cennete konulduğu yine cuma günü cennetten çıkarıldığı, aynı günde tövbesinin kabul edildiği ve yine bir cuma günü vefat ettiği haber verilmektedir.

Tevrat’taki yaratılışa dair ikinci hikâyede, Hz. Adem yaratıldıktan sonra Allah onun yalnızlığını gidermek, kendisine uygun bir yardımcı yapmak üzere her kır hayvanını, göklerin her kuşunu topraktan yapar ve onları isim koyması için Adem’e getirtir. Adem’de bütün sığırlara, kuş­lara ve her kır hayvanına ad koyar. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de de meleklerin, insanoğlunu -yeryüzünde fesat çıkaran ve kan döken- varlık olarak nitelendirmeleri üzerine Allah’ın Adem’e bütün isimleri öğrettikten sonra bunları meleklere sorduğu, onlar bilemeyince Adem’e, “Ey Adem, onlara eşyanın isimlerini bildir!” dediği ve Adem’in isimleri onlara bildirdiği açıklanmıştır (bk. el-Bakara 2/ 30-33).

Meleklerin Adem’e Secde Etmesi

Tevrat’ta Hz. Adem’in yaratılışından önce Rab Yahve’nin meleklerle görüşmesi ile yaratılıştan sonra meleklerin ona secde edişi zikredilmektedir. Ancak yaratılışın ilk hikâyesindeki, “Allah dedi: Süretimizde, benzeyişimize göre insan yapalım ” (Tekvin, 1/26) ve “Rab Allah dedi: İşte Adam (Adem) iyiyi ve kötüyü bilmekte bizden biri gibi oldu…” Hristiyan ilahiyatçı Origene de aynı kanaattedir. Ancak bu çoğul siga² sının teslis4e bir işaret olduğu iddiası da bazı hristiyanlarca ileri sürülmüştür (bk L. Pirot, DBS, I, 88). Meleklerin Adem’e secde etmesi ise Tevrat tefsirlerinde, meleklerin ona bir Tanrı gibi secde etmek istemeleri fakat Tanrı’nın buna engel olması şeklinde nakledilmektedir. Kutsal kitaplar dışında kalan ve apokrif sayılan kaynaklardan Vita Adami’de melek Mikail (Michel) Adem’e secde eder ve diğer melekleri de secde etmeye davet eder. Süryanice yazılmış “Hazineler Mağarası” (La Cauerne des Tresors) adlı eserde ise şeytan dışında bütün meleklerin Adem’e secde ettikleri ifade edilmektedir.

Kur’an-ı Kerim’e göre, Allah Adem’i yarattığı ve ona ruh verdiği zaman meleklere “Adem’e secde edin!” diye emretmiş , bütün melekler bu emre uymuşlar (bk. el-Bakara 2/34; el-A‘râf 7/11; el-Hicr 15/29-31; el-İsrâ 17/61; el-Kehf 18/50; Tâhâ 20/116; Sâd 38/72-74) ancak İblis kendisinin ateşten, Adem’in ise topraktan yaratıldığını, dolayısıyla ondan üstün olduğunu ileri sürerek emre karşı gelmiş (bk. el-A‘râf 7/12; el-Hicr 15/33; el-İsrâ 17/61; Sâd 38/76) ve bu yüzden lanetlenerek Allah’ın rahmetinden uzaklaştırılmıştır (bk. Sad 38/ 74-78). Bunun üzerine, Allah’tan kıyamete kadar, düşmanı olan Adem soyunu doğru yoldan ayırmak, kendi cemaatini çoğaltmak için mühlet istemiş (bk. el-A‘raf 7/13-18; el-Hicr 15/34-43; el-İsrâ 17/61, 65; Sâd 38/75-83), Allah da ona bu fırsatı vermiştir.

Adem’in Konulduğu Cennet

Tevrat’a göre Allah, yerin toprağından ilk insanı yarattıktan sonra, şara doğru Aden’de (Eden) bir bahçe hazırlar ve yaptığı adamı oraya koyar (bk. Tekvin. 2/ 7-8). Bu bir dünyevi cennettir. Bu cennete verilen isim, İbranice’de edendir. Asur ve Babil dilinde edinu, Sumer dilinde edin olan bu kelime “ova, bozkır manasındadır. Rab Allah, içinden bir ırmağın çıkıp dört kola ayrıldığı bu bahçede, görünüşü güzel ve yenilmesi iyi olan her ağacı ve bahçenin ortasında hayat ağacını ve iyilik ve kötülüğü bilme ağacını bitirir. Allah, korunması için adamı Aden bahçesine koyar. Bahçenin her ağacından yiyebileceğini, ancak iyilik ve kötülüğü bilme ağacından yememesi gerektiğini, aksi takdirde öleceğini bildirir (bk. Tekvin, 2/ 9- 1 7). Daha sonra da Adem’in yalnızlığını gidermek için, ona uygun bir yardımcı olmak üzere, yerin hayvanlarını, göğün kuşlarını yaratır. Fakat bunların hiçbiri uygun olmayınca, Adem’in kaburga kemiğinden kadın yaratılır. Adem ile Havva’nın yerleştikleri bu bahçe (cennet). Tevrat’a göre yeryüzündedir ve tartışmalı olmakla birlikte, çoğunlukla Dicle ile Fırat arasındaki bölgeyi ifade ettiği kabul edilmiştir (bk. E. Cothenet. DBS, Vl , I 178).

Kur an-ı Kerim’de Allah’ın Hz. Adem ve Havva’ya cennete yerleşmelerini emrettiği belirtilmekte (bk. el-Bakara 2/35), ancak bunun ahirette iyilerin kalacakları “ebedilik yurdu” (darülhuld) olan cennet olup olmadığı konusunda açık bir ifade bulunmamaktadır. Bu yüzden islam bilginlerinden bir kısmı, ilgili ayetlerdeki cennet kelimesinin sözlük anlamıyla “bahçe” demek olduğunu, bunun da yeryüzünde bir yer olması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Ebü’l-Kasım el-Belhî, Ebû Müslim el-İsfahânî gibi birçok Mu’tezile(5)  alimi ile bazı Ehl-i sünnet alimleri bu görüşü savunurlar.

Ehl-i sünnet alimlerinin çoğu, Hz. Peygamber’in mi’rac sırasında cenneti müşahede ettiğini bildiren hadisleri de göz önüne alarak, Adem ve Havva’nın bulunduğu cennetin gökte olduğunu savunmuşlar. Ayrıca onların cennetten çı­karıldığını anlatan ayetlerde “ininiz!…” (ihbitu) kelimesinin kullanılmış olması­nı da buna delil göstermişlerdir. Karşı görüşte olanlar ise bu kelimenin Bakara süresindeki (2/61) örneğinde olduğu gibi “gitmek” anlamında kullanıldığını belirtmişlerdir. Bazı alimler de bu konudaki her iki iddianın mümkün olduğunu, konu ile ilgili sahih ve güçlü bir delil bulunmadığından kesin bir sonuca varılamayacağını, dolayısıyla tartışmaya girmemek gerektiğini söylemişlerdir.

Adem’in Hatası ve Cennetten Çıkarılması

Hz. Adem ve eşi cennete yerleştirildikten sonra kendilerine, bir tek ağaç dı­şındaki bütün meyvelerden yiyebilecekleri bildirilmiştir. Tevrat’a göre Rab Allah’ın cennette bitirdiği ağaçlar içinde iki tanesi özel isim ve nitelikleriyle bildirilmektedir ki bunlar “hayat ağacı ” ve meyvesi Adem ile eşine yasaklanan “iyilik ve kötülüğü bilme ağacı”dır. Bu ağacın meyvesinden yemenin cezası ölümdür (Tekvin. 2/ 9. 16-17). “Hayat ağacı” kavramı dünyanın pek çok yerinde ve eski şarkta bilinmekteydi. Mayalar’da, Cermenler’de, Vedalar’da ve eski Mısır’da bu inanç mevcuttu. Asur-Babil metinlerinde ise daha çok “ölümsüzlük bitkisi” olarak yer almaktaydı. Hayat ağacı ölümsüzlük bahşetmektedir ve ilahlara mahsustur. Çeşitli varlıklarla korunduğundan ona ulaşmak zordur (bk. Mircea Eliade. s. 237-253; B. S. Childs. /DB, IV. 695)

Tevrat’ta “Şimdi elini uzatmasın ve hayat ağacından almasın ve yemesin ve ebediyen yaşamasın” (Tekvin, 3/ 22 ) denilmek suretiyle hayat ağacının ölümsüzlük bahşetme vasfı belirtilmektedir. Yahudi geleneğinde hayat ağacı, kökleri semada, dalları yeryüzünde olarak tasvir edilmiştir (bk Eliade. s. 240). Tevrat’a göre bilgi ağacı ile hayat ağacı beraber (Tekvin, 2/ 9) veya tek başına (Tekvin, 3/3) cennetin ortasında bulunmaktadır ve Tanrı Adem’e onun meyvesini yasaklamıştır. Ölümsüzlük bahşeden hayat ağacı olduğu halde Tanrı niçin bilgi ağacını yasaklamış ve Adem’e ondan yediği takdirde öleceğini bildirmiştir? Bazılarına göre bu iki ağaç aynıdır. Süleyman’ın Meselleri’nde (3 /18) hayat ağacı ilahi hikmetle aynı sayılmıştır. Diğerlerine göre ise hayat ağacına ulaş­mak kolay değildir. O, ancak iyi ve kötünün bilgisini yani hikmeti elde etmekle bulunabilecektir. Hayat ağacı, Gılgamış’­ın okyanusun dibinde aradığı ölümsüzlük otu gibi gizlidir. Ona ulaşabilmek için hikmete sahip olmak, hikmeti elde etmek için ise bilgi ağacından yemek lazımdır. Tekvin’de (2 / 22) bilgi ağacı, hayat ağacının yerini bildiren bir unsur olarak belirtilmektedir.

Yılanın Havva vasıtasıyla Adem’i bilgi ağacının meyvesini yemeye ikna etmesine gelince, Yahudi ve Hristiyan geleneğinde yılan kötülük ruhunu (şeytan) temsil etmektedir. Şeytan ise insanın ebediliğine karşı olduğundan, Adem’in hayat ağacına yaklaşmasına engel olmuş , ölümsüzlük verir diyerek bilgi ağacından yedirmiş, böylece de ölümlü olmalarına sebep olmuştur (bk. Eliade. s. 250). Bir diğer izah tarzına göre ise yılan, ölümsüzlüğü kendi elde etmek istiyordu. Bunun için de diğer ağaçlar arasına gizlenmiş olan hayat ağacını bulması gerekiyordu. Bu sebeple hayat ağacının yerini bildirmesi için Adem’i bilgi ağacından yemeye ikna etmiştir (bk. Eliade. s. 250-251 ). Mişna (Sanhedrin, 70a), iyiyi ve kötüyü bilme ağacının üzüm asması olduğunu bildirmekte, Henok (Enoch) kitabı (24 / 2) ise onu yedi dağın arasına yerleştirmektedir. Yahudi geleneği bu yasak meyvenin incir veya buğday başağı olduğunu da nakletmektedir (bk  (bk. J. Pedersen, EI² (Fr.), I, 182). Bu yasak ağacın gerçek bir ağaç olmayıp bir sembol olduğu da ileri sürülmüştür. İskenderiye Yahudiliği ve Philon, yasak ağacın cinsi ilişkiyi ifade ettiği kanaatindedirler. Bazı kilise babalarınca da benimsenen bu yorum tasvip görmemiştir. Bilgi ağacının doğruyu yanlıştan ayıran ahlaki değer, kültür ve akıl anlamında dünyevi bilgi, cihanşümul veya ilahi bilgi olduğu da ileri sürülmüştür.

Kur’an’a göre, Adem ve Havva cennete yerleştikten sonra orada Allah’ın nimetlerinden diledikleri gibi faydalanıyorlardı. Allah onları yasak ağaca yaklaş­mamaları hususunda uyardı: “Ey Adem! Eşin (Havva) ile birlikte cennete yerleş, orada çekinmeden istediğiniz her yerde cennet nimetlerinden yiyin; sadece şu ağaca yaklaşmayın; sonra ikiniz de zalimlerden olursunuz” (El-Bakara 2/ 35). Kur’an-ı Kerim’de bu ağacın mahiyeti hakkında bilgi verilmemiştir. Sadece şeytanın Adem ile Havva’ya çirkin yerlerini göstermek için, “Rabbiniz başka bir sebepten dolayı değil, sırf melek olursunuz yahut ebedi kalıcılardan olursunuz diye şu ağacı size yasakladı” (el-A’raf 71 20) ve “Ey Adem! Sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak bir hükümranlığı göstereyim mi?” (Taha 20 / 120) diyerek onları yanılttığı belirtilmektedir. Bu konuda sahih hadislerde de başka bilgi yoktur. Diğer İslami kaynaklarda yer alan ve bu ağacın hayrı ve şerri bilme ağacı veya üzüm asması, buğday, incir ağacı vb. bitki türlerinden biri olduğunu belirten rivayetler ise İslam dışı kaynaklara dayanmaktadır.

Hz. Adem’in yasak ağaca yaklaşması ve Allah’ın yasağını çiğnemesinin şekli ve neticeleri hakkındaki bilgiler Tevrat ve Kur’an-ı Kerim’de farklılıklar göstermektedir. Tevrat’a göre kır hayvanları­nın en hilekarı olan yılan, Aden’deki bahçede (cennet) yaşamakta olan Havva’ya yaklaşmış, “Allah bilir ki ondan yediğiniz gün, o vakit gözleriniz açılacak, iyiyi ve kötüyü bilerek Allah gibi olacaksınız ” diyerek onu yasak ağacın meyvesinden yemeye ikna etmiş, daha sonra Havva yasak meyveden Adem’e de yedirmiştir (Tekvin . 3/ 1-6) Kitab-ı Mukaddes’in, “İblis ve şeytan denilen büyük ejder, bütün dünyayı saptıran eski yılan yeryüzüne atıldı ve onun melekleri kendisiyle beraber atıldılar” (Vahiy, 12/ 9) ifadesinden de anlaşılacağı gibi bu yılanın şeytan olduğu söylenmektedir. Apokrif kaynaklarda şeytanın yılanın içine girdiği ve Havva’nın yalnız kalmasını gözleyerek ona yasak ağacın meyvesini yedirdiği nakledilmektedir. Başka bir rivayete göre ise semadan kovulan şeytan, o sırada kanatları olan ve konuşabilen yılana Adem ile Havva’yı aldatmasını öğretir (bk. B. Frey, DBS, 1, 125-1 26)

Kur’an-ı Kerim’de yılandan söz edilmemiştir. Bazı İslam tarihi kitaplarında geçen bu yı­lan unsuru tamamen İslam dışı kaynaklara dayanmaktadır. Kur’an’a göre onları yasak ağaca yaklaşmaya teşvik eden Şeytandır. Adem’e karşı açık bir kıskançlık içinde bulunan şeytan, önce Allah’ın emrine karşı gelerek Adem’e secde etmemiş (bk. el-A’raf 7/11-12), sonra da onu aldatarak günah işlemesine sebep olmuştur. Şeytanın cennete girişi ve Adem ile Havva’ya yaklaşması konularında Kur’an ve sahih hadislerde bilgi yoktur. Diğer İslami kaynaklardaki bilgiler ise genellikle apokrif Yahudi kaynaklarından alınmıştır. Tevrat’a göre yasağı çiğnemelerinin sonucu olarak ikisinin de gözleri açılır çıplaklıklarının farkına varırlar ve incir yapraklarından kendilerine örtü yaparlar (bk. Tekvin, 2/7)

Kur an-ı Kerim’e göre de yasağı çiğnemenin hemen ardından utanılacak yerleri kendilerine görünmüş ve cennet yapraklarını üst üste yamayıp üzerlerine örtmeye başlamışlardır (bk. el-A‘râf 7/22; Tâhâ 20/121). Tevrat’a göre kadın için asıl ceza gebelik sıkıntıları, çocuk doğurma sancıları ve erkeğin hakimiyetinde olmak; erkek için asıl ceza ise geçim temini için toprakla uğraşmak, toprağa dönünceye kadar alın teriyle yiyeceğini sağlamak ve sıkıntılı bir hayat geçirmek (bk. Tekvin, 3/ 16- 19), kısaca Aden bahçesinden atılmaktır (bk. Tekvin, 3/ 23-24).

Kur’an’a göre de Adem ve eşi, işlenilen bu suç sebebiyle içinde bulundukları cennetten, belirli bir müddet yaşamaları için yeryüzüne indirilmişlerdir. İnsanlar arasındaki düş­manlıklar da yasağı çiğnemiş olmanın bir cezasıdır (bk. el-Bakara 2/36, 38; el-A‘râf 7/24; Tâhâ 20/123).

Hıristiyanlar Adem’in yasak ağaca yaklaşmakla büyük bir günah işlediğine. Allah’ın gazabına uğradığına, onun bu günahının kıyamete kadar her yeni doğan çocuğa geçtiğine, dolayısıyla onların da günahkar olarak doğduklarına, ancak vaftiz edilmek suretiyle cehennemlik olmaktan kurtulduklarına inanırlar. Bu asli günah inancı, Hristiyan kültür ve felsefesinin ana fikridir. Hıristiyanlık’ta insan kötülüğün içinde rehbersiz bırakılmıştır, günahı ile baş başa kalmıştır. İslam’a göre ise Allah yol gösterici, bağışlayıcı ve yardım edicidir. Zaten Adem’de cennetten atıldıktan sonra rabbinden birtakım kelimeler almış ve tövbesi kabul edilmiştir (bk. el-Bakara 2/37) İslama göre suç ve ceza ferdidir, kimse kimsenin günahından sorumlu değildir (bk el-En’am 6 /164). Kur’an-ı Kerim’de, hristiyan itikadının aksine, Adem’in hatasının ve cezasının ferdiliği Allah’ın insanlara yönelttiği şu hitapla da belirtilmiştir: “Yalnız size benden bir hidayet geldiği zaman kimler benim hidayetime uyarsa artık onlara bir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir; inkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar ise ateş ehlidir. orada ebedi kalacaklardır ” (el-Bakara 2/ 38-39 ; Taha 20 / 123)

Adem’in Cennetten Çıkarıldıktan Sonraki Hayatı

Hz. Adem’in hayatının yasak meyveyi yedikten ve cennetten çı­karıldıktan sonraki dönemi hakkında Kur’an-ı Kerim’de bilgi yoktur. Diğer islami kaynaklardaki haberler ise genellikle Yahudi geleneğinden aktarılmış bilgilerdir. Tevrat’a göre Adem, iyiliği ve kötülüğü bilme ağacından yedikten sonra Rab Allah, hayat ağacından yiyip ebediyen yaşamasın diye onu Aden (Eden) bahçesinden çıkarıp kovar (bk Tekvin. 3/ 23-24). Kur’an-ı Kerim’de ise şeytanın aldatması sonucu Allah’ın yasağını çiğ­neyen Adem ile Havva’ya (ve şeytana ), “Birbirinize düşman olarak inin, yeryüzünde kalıp bir süre yaşamanız lazımdır ” (el-Bakara 2/ 36). “Hepiniz oradan inin” (el-Bakara 2/38) denildiği belirtilmektedir. Adem ile Havva’nın cennetten veya Aden bahçesinden çıkarıldıktan sonra nerede, ne kadar yaşadıkları konusunda Ehl-i kitap literatüründeki bilgiler, Kitab-ı Mukaddes dışı kaynaklara dayanır.

Apokrif sayılan kitapIara göre Adem ile Havva Aden bahçesinden atıldıktan sonra aç kalmışlar. Cennette yediklerine benzer yiyecek bulamayınca tövbe etmeye karar vermiş­lerdir. Havva boynuna kadar Dicle sularına girerek otuz yedi gün, Adem ise Erden ırmağında kırk gün kalmış, böylelikle Tanrı’nın lutfüna nail olmak istemişlerdir. On sekizinci günün sonunda şeytan bir melek şeklinde Havva’ya görünmüş, Adem ile Havva’nın suçlamaları karşısında kendi düşüşünün de Adem yüzünden olduğunu, çünkü ona secde etmek istemediğini, dolayısıyla da Adem’e karşı öfke dolu olduğunu bildirmiştir. Bir başka apokrifte ise Adem ile Havva cennetten atıldıktan sonra pek çok güçlükle karşılaşırlar. Tanrı onların ikametleri için kaya içinde bir mağara tahsis eder. Çeşitli sıkıntı ve güçlükler karşısında Tanrı her defasında yardımlarına gelir ve onlara 5500 sene sonra bütün iyilerin tekrar cennete döneceklerini müjdeler; teselli için de cennetten bazı hatıralar verir. Talimatı üzerine Mikail altın çubuklar, Cebrail buhur, İsrafil ise mür getirir. Bu üç nesne hayat ağacının yanındaki kaynakta ıslatıldıktan sonra Adem’e verilir. Adem’de bunları mağaraya koyar. Bu sebeple bu mağaraya “Hazineler Mağarası” denilmiştir.

Bir kısım müslüman tarihçilerin naklettikleri, ancak Kur’an ve sahih hadislerde yer almayan bazı rivayetlere göre cennetten yeryüzüne inme emri üzerine Adem Hindistan’a, rivayetlerin ekserisine göre ise Seylan (Serendib) adasına, Havva’da Cidde’ye inmiştir. Daha sonra onlar Müzdelife veya Arafat’ta buluşmuşlardır. Hz. Adem’in dili İslami söylentilere göre Arapça, yahudi ve hristiyanlara göre ise Aramice’ydi. Bazılarına göre ise cennette Arapça, yeryüzüne inince de Süryanice konuştuğu, on iki yazı çeşidi ile 700 dil bildiği de öne sürülmüştür.

İsrâiliyat’tan kaynaklanan bazı bilgilere göre Âdem ile Havvâ, cennetten çıktıktan 223 gün sonra evlenmişlerdir. Havvâ, Âdem’e her batında bir kız ve bir erkek olmak üzere, yirmi batında kırk çocuk doğurmuştur (bk. Sa‘lebî, 33). İlk ikizler Kabil ile kız kardeşi Aklima, son ikizler ise Abdülmugıs ve Emetülmugıs’tir (bk. Sa‘lebî, 33). Sadece Şît tek doğmuştur. Kabil ve Aklima’dan sonra ise Hâbil ile Lebuda doğmuştur.

Tevrat’a göre Adem 930 yıl yaşamıştır. (bk Tekvin, 5/ 5) Hz. Adem, ölmeden önce oğlu Şit’e son vasiyetini yapar ve bir cuma günü vefat eder. Rivayete göre Cenab-ı Hak, Adem’e ileride türeyecek bütün soyunu göstermiş Adem Hz. Davud’un ömrünün altmış yıl olduğunu görünce kendi 1000 yıllık ömrünün kırk yılını ona vermiştir. Ancak eceli geldiğinde bu vaadinden dönmek isteyince Allah onun ömrünü 1000’e Davud’un ömrünü de 100’e tamamlamıştır. Kitab-ı Mukaddes, Hz. Adem’in kabrinin nerede olduğunu bildirmemektedir. Fakat ilk dönem Yahudi ve Hristiyan yazarları özellikle de apokrif kitaplar çeşitli görüşler nakletmektedir. Eski yazarlara göre Hz. Adem, atıldığı yeryüzü cennetinin civarında bir yere gömülmüştür. Bazı yazarlar -Saint Jerôme da dahil- Hebron’a, lll. asırdan itibaren ise pek çoğu  İsa Mesih’in çarmıha gerildiği iddia edilen Calvaire’e gömüldüğünü savunmuşlardır. Hz. Adem’in kabrinin nerede olduğu konusunda İslami kaynaklarda çeşitli rivayetler vardır. İbn İshak’a göre Adem’in kabri cennetin doğusunda bir yerde. Diğer rivayetlere göre ise Mekke’de Ebukubeys mağarasında veya Hindistan’daki Nevz dağındadır. Başka bir rivayete göre de tufanda Hz. Nuh, Adem’in tabutunu gemiye alıp, tufandan sonra da Beytülmakdis’e defnetmiştir.


(1) Doğruluğuna güvenilmez söz veya yazı (TDK)

(2) Hz Süleyman Tarafından Yaptırılan,  Müslümanların İlk Kıblesi Olan Mescid-i Aksa

(3) Fiilin tasrifinden (çekiminden) meydana gelen çeşitli şekillerden her biri. Kip.

(4) Katoliklerde, Tanrı, İsa ve Meryem’in aynı kişi olmaları inancı, üçleme

(5) Ayrılanlar; Özellikle kader ve kaza konularındaki yorumları ve inançları nedeniyle İslam dinindeki diğer mezheplerden ayrılmışlardır; İslam dininin çoğunluğunu oluşturan mezhepler, ehl-i sünnet, Mu’tezile’yi İslam dışı saymamaktadır.


Kaynaklar

  • Süleyman Hayri Bolay  “ADEM”, TDV İslâm Ansiklopedisi, C.I, S. 358-363, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 1988.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

5 × 5 =