Vitamin dediğimize bakmayın, aslında güneş ışığı sayesinde vücudumuzda üretilen bir hormondan bahsediyoruz. Görev olarak da vücutta vitamin işlevi gördüğü için vitamin denilmektedir. Deri, güneş ışığı ile temas ettiğinde 15 – 30 dakika içinde D vitamini oluşur. Kan dolaşımına verilir, dokulara taşınır ve karaciğerde depolanır. İdrar ve deri yoluyla vücuttan atılmaz. Vücut %80 – 90’ını güneş ışığından sentezlese de geri kalanını besinler aracılığıyla karşılamaktadır. Bizim ülkemizde, mayıs ayında doyuma ulaşan güneş ışığı kasım ayına kadar yeterli D vitamininin sentezi için uygundur. D vitamininin oluşumu için 10:00 ve 15:00 saatleri arası en uygun saatlerdir.

Eksikliğinde birçok hastalık tablosu ortaya çıkar. Eksikliği, özellikle yeterince güneş ışığı almayan ülkelerde ve koyu tenli insanlarda daha sık görülür. Güneş kremi kullananlarda (Yüksek faktör kullanılmamalıdır. 8 – 10 faktörden fazlası, D vitamininin oluşumunu engellemektedir.), karaciğer ve böbrek yetmezliği görülen hastalarda, obez bireylerde, chron ve çölyak hastalarında, steroid grubu ilaç kullananlarda eksikliği daha fazla görülür. Vücutta, D vitamininin fazlası da toksik etki (zararlı) yapmaktadır. Bireyde D vitamini eksikliği varsa; yaygın kemik ve kas ağrısı, kemik hassasiyeti, kas güçsüzlüğü, yürüme zorluğu, dengesizlik ve sık görülen kırıklar gözlenir. En kısa zamanda D vitamini seviyesi ölçtürülmelidir. Son yıllarda yapılan çalışmalar, D vitaminindeki eksikliğin osteoporoz gibi kemik hastalıkları, diyabet, şizofreni, depresyon, astım, MS gibi hastalıklara yol açabileceğini gösteriyor.

Kemik ve diş sağlığı için oldukça önemlidir. En önemli etkisi, kalsiyumun vücutta kullanımını hızlandırmasıdır. D vitamininin varlığında diyetteki kalsiyumun %30 – 40’ı kullanılırken, yokluğunda bu oran %10 – 15’lere düşer. Yani yeterli kalsiyumu alsak bile alınan kalsiyum vücutta kullanılmazsa sağlıklı bir kemik oluşumu maalesef sağlanamaz.

Aynı zamanda beyin, kalp, mide, pankreas, meme, T ve B lenfositlerinde kullanılır. Yani kanser, kardiyovasküler hastalıklar, sedef hastalığı ve tip 1 diyabet gibi hastalıklarla ilişkisi vardır, bu hastalıklara karşı vücudun direncini artırır.

Gerekli D vitamininin bir kısmını besinlerden karşılayabiliriz:

Somon, tuna, sardalya gibi yağlı balıklar ile yumurta ve karaciğer gibi besinler D vitamini içerir. Güneş ışığı almadan, sadece beslenmeyle D vitamini ihtiyacı karşılanamaz. D vitamininin yağda eriyen bir özelliğe olduğu doğrudur. Yani vücudun bu vitamini sentezleyebilmesi için beslenmemizde sağlıklı ve yeterli miktarda yağa yer vermek oldukça önemlidir.

Bazı ülkelerde, paketli gıdalarda D vitamini zenginleştirmesi yapılmaktadır. Ancak bu uygulama bizim ülkemiz için zorunlu değildir.

Bebeklerde, doğar doğmaz D vitamini takviyesine başlanmalıdır. Anne sütü de D vitamini içerir fakat yeterli değildir. Annede D vitamini yeterli olsa bile bebekler güneş ışığına çıkarılmazsa ve yeterli takviye yapılmazsa D vitamini eksikliği görülme riski artar. Bebek, takviye almıyor ve yalnızca anne sütü ile besleniyorsa bu durumda annenin D vitaminine olan ihtiyacı artar.

Özetle, doğru zamanda yeterli güneş ışığı almakla beraber, doğru beslenerek vücudumuz için gerekli ölçüde D vitamini sağlayabiliriz.

Sağlıklı günler dilerim…


Diyetisyen Ayşe ÜNAL‘ın yazıları için tıklayınız…